Suriye sahasında yıllardır çizilen tüm senaryolar altüst olurken, bölgeden gelen son haberler Türkiye ve dünya gündeminde deprem etkisi yarattı. Bütün dengelerin yeniden kurulduğu bu tarihi süreçte Sabah yazarı Mahmut Övür, dikkat çeken bir analiz kaleme aldı. Türkiye'nin aktif dış politikasının ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinin bölgedeki oyunu nasıl bozduğunu vurgulayan Övür, muhalefetin ve bölgeyi okuyamayan çevrelerin yaşadığı derin psikolojik travmaya dikkat çekti. Övür, köşesinde dikkat çeken şu değerlendirmelerde bulundu:
Haber Giriş Tarihi: 28.08.2026 08:22
Haber Güncellenme Tarihi: 28.08.2026 08:24
Kaynak:
Haber Merkezi
hurhaber.com
Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür, Suriye'de SDG ve YPG'nin lağvedilmesiyle bölgede yaşanan tarihi kırılmayı köşesine taşıdı. Övür, Türkiye'nin uyguladığı kararlı dış politikanın muhalefetteki öngörüsüzlüğü ve ezberleri nasıl bozduğunu, "Nereden nereye..." sözleriyle gözler önüne serdi.
Suriye sahasında yıllardır çizilen tüm senaryolar altüst olurken, bölgeden gelen son haberler Türkiye ve dünya gündeminde deprem etkisi yarattı. Bütün dengelerin yeniden kurulduğu bu tarihi süreçte Sabah yazarı Mahmut Övür, dikkat çeken bir analiz kaleme aldı.
Türkiye'nin aktif dış politikasının ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinin bölgedeki oyunu nasıl bozduğunu vurgulayan Övür, muhalefetin ve bölgeyi okuyamayan çevrelerin yaşadığı derin psikolojik travmaya dikkat çekti. Övür, köşesinde şu değerlendirmelerde bulundu:
Birkaç gün önce Suriye'den dünyaya iletilen haber ezber bozucuydu. Düne kadar başta ABD olmak üzere Türkiye karşıtı güçlerin en büyük desteğini alan Mazlum Abdi, 2015'te kurdukları SDG'yi ve doğal olarak YPG'yi lağvettiğini açıkladı:
"Bugün Suriye Demokratik Güçleri'nin misyonunun sona erdiğini duyuruyor ve bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiklerini tüm sorumluluk bilinciyle ilan ediyoruz."
Zaman zaman Başkan Erdoğan, Türkiye'deki değişimi "Nereden nereye..." diyerek anlatıyor. Gerçekten de Suriye'de olup bitenleri izleyince, "Nereden nereye..." dememek mümkün değil. Bu bakış açısı aynı zamanda değişimin derinliğini ve büyüklüğünü de gösteriyor.
Bu nedenle Suriye'den gelen bu haber Türkiye'deki birçok siyasetçiyi, aydını şoke etti. Önce "PKK silah bırakmaz" dediler, sonra "YPG entegre olmaz" dediler. Bu yüzden birkaç gündür dilleri tutulmuşçasına konuşmuyor, konuşanlar da ne diyeceklerini bilmiyorlar. Oysa gerçeği görseler, kabullenseler en azından derin psikolojik travma yaşamayacak, seçmenlerine de yaşatmayacaklar.
Ama diyeceksiniz ki, bu kaçıncı yanılma? Bu kaçıncı travma?
Doğru, bu kesimler sadece Suriye'de değil, Karabağ'dan Libya'ya, Ukrayna'dan Gazze'ye, Katar'dan Somali'ye Türkiye'nin geliştirdiği ve aktif olarak devreye soktuğu bütün dış politika girişimlerine karşı çıktı.
Ne diyorlardı? "Suriye'de ne işimiz var?.." Türkiye en zor zamanlarında enerjisini muhalefetin bu öngörüsüz siyasetine harcadı.
Bugün geçmişi deşerek analiz yapmanın yararı yok ama unutmamak da gerekiyor. Hatırlayın o günleri, emekli generaller bile, "YPG/PYD komşumuz olsun" noktasına getirilmişti.
Tesadüf müydü?
Sanmıyorum, bu bölge halklarını birbirine düşürmeyi hedefleyen bir plandı. Bu tercihte bulunanlar uzun yıllar içeride ve bölgede birlikte yaşama yerine "ayrılığı" körükledi. Ve en ilericilerinin bile aklına "birlikte yaşamak, birlikte refaha, demokrasiye ulaşmak" gelmedi.
Bu açıdan belki de en kritik sorun bir insanlık dramına dönüşen göçmen meselesiydi.
Irkçılardan söz etmiyorum; bu ülkenin sosyal demokratları, solcuları hatta liberal aydınları bile ne yazık ki bu konuda işleri kolaylaştırıcı değil, zorlaştırıcı, hatta kışkırtıcı bir rol oynadı. Neler neler söylendi. Koca koca siyasi aktörler meydan meydan dolaşıp yalan üzerine kurulu göçmen karşıtı siyaset yaptı, hatta suyu pahalı vereceğini söyleyen bile oldu.
Bütün bunlara bu ülkenin lideri Başkan Erdoğan başından beri direndi, hiç taviz vermedi. Dünyada bu düzeyde bir göç yönetimi olduğunu sanmıyorum, Türkiye 5-6 milyonluk bir göç dalgasını insani ölçülerden taviz vermeden yönetti. Böylece Türkiye'yi içeriden çökertme planı yapanların, "Peşaver'e dönecek" diyenlerin hesabı bozuldu.
Kazanan Başkan Erdoğan, Türkiye ve milyonlarca Suriyeli oldu. Bugün Suriye yeniden kuruluyor. Son iki yılda yüreğinde Türkiye sevgisi olan en az 2 milyon Suriyeli ülkesine döndü. Bundan daha büyük, bundan daha anlamlı barış ve komşuluk siyaseti olur mu?
Bugünlerde birileri Mazlum Abdi'nin, Şara yönetiminde görev almasına, Kürtlerin Suriye ile entegrasyonuna şaşırarak bakıyor. Haklılar... Çünkü dün de bu ülkeye, bu bölgeye ilişkin bir siyasetleri yoktu bugün de yok. Ama artık yeter... Muhalefetin bu ülkeyi siyasetsizliğe mahkûm etmeye hakkı yok. Siyaset üretmiyorsanız bari üretene saygı gösterin ve dinleyin.
Bakın Başkan Erdoğan, Malazgirt'te dünyaya nasıl sesleniyor: "Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye tarihe yön veriyor. Bunun önünü hiç kimse kesemez."
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Suriye’de olanlar neden şaşırtıyor?
Suriye sahasında yıllardır çizilen tüm senaryolar altüst olurken, bölgeden gelen son haberler Türkiye ve dünya gündeminde deprem etkisi yarattı. Bütün dengelerin yeniden kurulduğu bu tarihi süreçte Sabah yazarı Mahmut Övür, dikkat çeken bir analiz kaleme aldı. Türkiye'nin aktif dış politikasının ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinin bölgedeki oyunu nasıl bozduğunu vurgulayan Övür, muhalefetin ve bölgeyi okuyamayan çevrelerin yaşadığı derin psikolojik travmaya dikkat çekti. Övür, köşesinde dikkat çeken şu değerlendirmelerde bulundu:
Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür, Suriye'de SDG ve YPG'nin lağvedilmesiyle bölgede yaşanan tarihi kırılmayı köşesine taşıdı. Övür, Türkiye'nin uyguladığı kararlı dış politikanın muhalefetteki öngörüsüzlüğü ve ezberleri nasıl bozduğunu, "Nereden nereye..." sözleriyle gözler önüne serdi.
Suriye sahasında yıllardır çizilen tüm senaryolar altüst olurken, bölgeden gelen son haberler Türkiye ve dünya gündeminde deprem etkisi yarattı. Bütün dengelerin yeniden kurulduğu bu tarihi süreçte Sabah yazarı Mahmut Övür, dikkat çeken bir analiz kaleme aldı.
Türkiye'nin aktif dış politikasının ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinin bölgedeki oyunu nasıl bozduğunu vurgulayan Övür, muhalefetin ve bölgeyi okuyamayan çevrelerin yaşadığı derin psikolojik travmaya dikkat çekti. Övür, köşesinde şu değerlendirmelerde bulundu:
Birkaç gün önce Suriye'den dünyaya iletilen haber ezber bozucuydu. Düne kadar başta ABD olmak üzere Türkiye karşıtı güçlerin en büyük desteğini alan Mazlum Abdi, 2015'te kurdukları SDG'yi ve doğal olarak YPG'yi lağvettiğini açıkladı:
"Bugün Suriye Demokratik Güçleri'nin misyonunun sona erdiğini duyuruyor ve bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiklerini tüm sorumluluk bilinciyle ilan ediyoruz."
Zaman zaman Başkan Erdoğan, Türkiye'deki değişimi "Nereden nereye..." diyerek anlatıyor. Gerçekten de Suriye'de olup bitenleri izleyince, "Nereden nereye..." dememek mümkün değil. Bu bakış açısı aynı zamanda değişimin derinliğini ve büyüklüğünü de gösteriyor.
Bu nedenle Suriye'den gelen bu haber Türkiye'deki birçok siyasetçiyi, aydını şoke etti. Önce "PKK silah bırakmaz" dediler, sonra "YPG entegre olmaz" dediler. Bu yüzden birkaç gündür dilleri tutulmuşçasına konuşmuyor, konuşanlar da ne diyeceklerini bilmiyorlar. Oysa gerçeği görseler, kabullenseler en azından derin psikolojik travma yaşamayacak, seçmenlerine de yaşatmayacaklar.
Ama diyeceksiniz ki, bu kaçıncı yanılma? Bu kaçıncı travma?
Doğru, bu kesimler sadece Suriye'de değil, Karabağ'dan Libya'ya, Ukrayna'dan Gazze'ye, Katar'dan Somali'ye Türkiye'nin geliştirdiği ve aktif olarak devreye soktuğu bütün dış politika girişimlerine karşı çıktı.
Ne diyorlardı? "Suriye'de ne işimiz var?.." Türkiye en zor zamanlarında enerjisini muhalefetin bu öngörüsüz siyasetine harcadı.
Bugün geçmişi deşerek analiz yapmanın yararı yok ama unutmamak da gerekiyor. Hatırlayın o günleri, emekli generaller bile, "YPG/PYD komşumuz olsun" noktasına getirilmişti.
Tesadüf müydü?
Sanmıyorum, bu bölge halklarını birbirine düşürmeyi hedefleyen bir plandı. Bu tercihte bulunanlar uzun yıllar içeride ve bölgede birlikte yaşama yerine "ayrılığı" körükledi. Ve en ilericilerinin bile aklına "birlikte yaşamak, birlikte refaha, demokrasiye ulaşmak" gelmedi.
Bu açıdan belki de en kritik sorun bir insanlık dramına dönüşen göçmen meselesiydi.
Irkçılardan söz etmiyorum; bu ülkenin sosyal demokratları, solcuları hatta liberal aydınları bile ne yazık ki bu konuda işleri kolaylaştırıcı değil, zorlaştırıcı, hatta kışkırtıcı bir rol oynadı. Neler neler söylendi. Koca koca siyasi aktörler meydan meydan dolaşıp yalan üzerine kurulu göçmen karşıtı siyaset yaptı, hatta suyu pahalı vereceğini söyleyen bile oldu.
Bütün bunlara bu ülkenin lideri Başkan Erdoğan başından beri direndi, hiç taviz vermedi. Dünyada bu düzeyde bir göç yönetimi olduğunu sanmıyorum, Türkiye 5-6 milyonluk bir göç dalgasını insani ölçülerden taviz vermeden yönetti. Böylece Türkiye'yi içeriden çökertme planı yapanların, "Peşaver'e dönecek" diyenlerin hesabı bozuldu.
Kazanan Başkan Erdoğan, Türkiye ve milyonlarca Suriyeli oldu. Bugün Suriye yeniden kuruluyor. Son iki yılda yüreğinde Türkiye sevgisi olan en az 2 milyon Suriyeli ülkesine döndü. Bundan daha büyük, bundan daha anlamlı barış ve komşuluk siyaseti olur mu?
Bugünlerde birileri Mazlum Abdi'nin, Şara yönetiminde görev almasına, Kürtlerin Suriye ile entegrasyonuna şaşırarak bakıyor. Haklılar... Çünkü dün de bu ülkeye, bu bölgeye ilişkin bir siyasetleri yoktu bugün de yok. Ama artık yeter... Muhalefetin bu ülkeyi siyasetsizliğe mahkûm etmeye hakkı yok. Siyaset üretmiyorsanız bari üretene saygı gösterin ve dinleyin.
Bakın Başkan Erdoğan, Malazgirt'te dünyaya nasıl sesleniyor: "Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye tarihe yön veriyor. Bunun önünü hiç kimse kesemez."
Çok Okunanlar