Türkiye'nin önünde düğme ilikledi: İttifaktaki en güçlü ordulardan
Türkiye'nin önünde düğme ilikledi: İttifaktaki en güçlü ordulardan
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 'Türkiye, son derece önemli. İttifaktaki en güçlü ordulardan. Son derece iyi donanımlı, eğitimli. Devasa savunma sanayisi avantajına sahip.' dedi.
Haber Giriş Tarihi: 01.07.2026 11:02
Haber Güncellenme Tarihi: 01.07.2026 11:03
Kaynak:
Haber Merkezi
hurhaber.com
Rutte, 7-8 Temmuz'da düzenlenecek Ankara Zirvesi öncesinde zirveden beklentiler, İttifakın karşılaştığı temel sınamalar ve Türkiye'nin NATO'ya katkıları hakkında Brüksel'deki NATO Karargahı'nda AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Röportajın ayrıntıları şöyle:
- "LAHEY'DE SÖZLERİ VERDİK, ANKARA ZİRVESİ DE UYGULAMA ZİRVESİ OLMALI"
Soru: Sayın Genel Sekreter, özellikle son dönemde transatlantik ilişkilerde yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, liderliğinizde gerçekleştirilecek Ankara Zirvesi'ne yönelik beklentiler oldukça yüksek. Siz de Ankara Zirvesi'nin Lahey Zirvesi'nden bile daha önemli olabileceğini ifade ettiniz. Ankara Zirvesi'nden hangi somut kararların çıkmasını beklemeliyiz? Sizce zirveyi başarılı kılacak sonuçlar neler olacaktır?
Mark Rutte: Ankara Zirvesi'ne gelecekte dönüp bakıldığında, insanların bunun verilen taahhütlerin hayata geçirildiği bir zirve olduğunu söylemesini umuyorum. Lahey'de sözleri verdik, Ankara Zirvesi de uygulama zirvesi olmalı.
Savunma harcamaları, hem Lahey'de ele alındı, hem de Ankara'da ele alınacak 3 temel başlıktan biri. Bu alanda Avrupalılar ve Kanada'nın yalnızca 2 yıl içinde savunmaya ilave 250 milyar dolara varan kaynak ayırmış olması gerçekten etkileyici.
Dolayısıyla 1 ya da 2 yıl içinde savunma harcamalarını artırabileceğimiz üst sınıra yaklaşmış bulunmaktayız. Ancak mesele yalnızca daha fazla kaynak ayırmak değil; silahlı kuvvetlerde görev yapacak kadın ve erkek personeli temin etmemiz, savunma sanayisinin üretim kapasitesini artırmamız gerekiyor. Bu kapasiteyi hızla büyütmek zorundayız.
İkinci önceliğimiz, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi.
Üçüncü önceliğimiz ise daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlamına gelen "NATO 3.0"ı inşa etmek. Bunun için savunma sanayisi üretimini ciddi ölçüde artırmamız gerekiyor. Çünkü savunma sanayisinin üretim kapasitesi, caydırıcılığımızın ayrılmaz bir parçası.
Bu da Lahey Zirvesi'nin önemli sonuçlarından biriydi. Ancak bu alanda hem ABD'de hem de Avrupa'da hala yapmamız gereken çok iş var. Yaklaşık 3 bin savunma sanayisi şirketine sahip Türkiye de bu açıdan önemli bir ülke. Ancak NATO olarak genel tabloda daha fazlasını yapmak zorundayız. Çünkü üretim ve teslimat süreleri hala çok uzun, üretim miktarımız ise ihtiyacın gerisinde kalıyor.
Bazı başarılı örnekler var ve genel olarak olumlu yönde ilerleme kaydediliyor. Ancak sözünü ettiğim 3 öncelik arasında savunma sanayisi üretiminin artırılması en önemli başlıklardan biri olarak öne çıkabilir. Nitekim Ankara Zirvesi'nin ilk gününde düzenlenecek Savunma Sanayi Forumu'nda da ağırlıklı olarak bu konuya odaklanacağız.
Soru: "NATO 3.0"ı çok daha sık duymaya başladık. Siz de bunu dile getiriyor ve dönüşümün gerekli olduğunu söylüyorsunuz. Nedir "NATO 3.0"? Bu kavram, müttefikler açısından ne ifade ediyor? Böyle bir dönüşüme neden ihtiyaç duyuldu?
Mark Rutte: Bu, Kanadalılar ve Avrupalıların daha fazla savunma harcaması yapması anlamına geliyor. Zira bu ülkeler sadece taahhütlerde bulunmuyor, aynı zamanda bu taahhütlerini fiilen yerine getiriyor. Bugün bunu uygulamalarda da görüyoruz. Dolayısıyla sadece söz vermekle kalmayıp verilen sözlerin tutulduğuna dair somut kanıtlar mevcut.
Bu, Ukrayna'nın Rusya'ya karşı yürüttüğü savaş nedeniyle de gerekli. Rusya'nın büyük çaplı askeri yığınağı karşısında saf davranamayız. Bu durum yalnızca Ukrayna bağlamında değil, genel olarak da geçerli. Gelecek dönemde NATO'nun mümkün olan en güçlü yapıya kavuşmasını istiyorsak, bu adımları atmak zorundayız.
"NATO 3.0", ABD'ye aşırı bağımlı olunan "NATO 2.0"dan farklı bir yapıyı ifade ediyor. ABD, hem konvansiyonel askeri kapasitesiyle hem de nükleer caydırıcılığıyla Avrupa'daki varlığını sürdürecek. Ancak bundan sonraki süreçte Avrupa'nın daha fazla sorumluluk üstlendiği bir NATO göreceğiz.
Bu, daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlayışı çerçevesinde gerçekleşecek. Avrupa ülkeleri, çok yakın bir gelecekte NATO'nun 3 Müşterek Kuvvet Komutanlığı'nın komutasını devralacak.
Ukrayna'ya sağlanan mali destek konusunda da Avrupalılar öncü rol üstlenecek. ABD, kritik öneme sahip çok sayıda askeri teçhizat sağlamaya devam edecek ancak bunların finansmanını Avrupalılar ve Kanada karşılayacak.
Bütün bunlar, külfet paylaşımının daha adil olduğu, bu sayede çok daha güçlü hale gelen, Rusya karşısında caydırıcılığını artırmış ve Çin konusunda da saf davranmayan bir NATO anlamına geliyor.
Soru: Sizce bugün İttifakın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit nedir? Önümüzdeki 10 yılda NATO'nun karşılaşacağı başlıca sınamalar hangileri olacak? Başka bir ifadeyle, NATO Genel Sekreteri olarak sizi geceleri uykusuz bırakan en büyük endişe nedir?
Mark Rutte: Genelde uyumaya çalışıyorum ancak beni uyanık tutacak bir konu varsa o da Rusya'dır. Ne yazık ki uzun vadede karşı karşıya olduğumuz temel tehdit Rusya. Bunu, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü bu akıl dışı saldırı savaşında açıkça görüyoruz. (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, bu savaşta kendi vatandaşlarından, çoğunluğu erkek (ayda) 35 bin askerin öldürülmesini ya da ağır yaralanmasını göze alıyor. Bu durum, Ukrayna'nın sahada başarılı olduğunu gösteriyor. Ancak bu çatışmalarda hayatını kaybeden ya da ağır yaralanan askerlerin aileleri ve yakınları açısından bunun ne kadar büyük bir trajedi olduğunu da düşünmek gerekiyor.
Dolayısıyla en büyük tehdidin Rusya olduğunu söyleyebilirim. Ancak Rusya, Kuzey Kore, İran ve Çin'le birlikte hareket ediyor. Çin de askeri kapasitesini hızla artırıyor ve 2030'a kadar 1000 nükleer savaş başlığına sahip olması bekleniyor. Bu nedenle Çin konusunda da saf davranmamalıyız. İran ve Kuzey Kore'yle hareket eden bu dörtlü içinde, uzun vadede karşı karşıya olduğumuz temel tehdit yine Rusya olmaya devam ediyor.
- "TÜRKİYE, NATO AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ BİR ÜLKE"
Soru: Ev sahibi ülke Türkiye'nin İttifaka katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye'nin savunma sanayisinin NATO'nun kolektif güvenliği açısından önemi nedir? NATO, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını daha iyi gözetmek için neler yapabilir?
Mark Rutte: Türkiye, NATO açısından son derece önemli bir ülke. Kurucu üyeler arasında yer almasa da İttifakın kuruluşundan yalnızca 3 yıl sonra, 1952'de NATO'ya katıldı. Dolayısıyla neredeyse en başından beri İttifakın bir parçası. Bugün de NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip. Türk Silahlı Kuvvetleri son derece iyi donanımlı ve iyi eğitimli.
Bunun yanı sıra, yaklaşık 3 bin şirketten oluşan devasa bir savunma sanayisi altyapısına sahip olmanız da önemli bir avantaj. Büyük, orta ve küçük ölçekli bu şirketler inovasyona büyük önem veriyor; en yeni teknolojileri geliştiriyor ve örneğin Ukrayna savaşında sahadan edinilen dersleri savunma sanayisi üretimine yansıtıyor. Bu da Türkiye'nin savunma sanayisini son derece güçlü kılıyor.
İşte bu nedenle NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu'nu 7 Temmuz'da Ankara'da düzenleme konusunda son derece kararlıydık. Amacımız elbette yalnızca Türkiye'nin değil, NATO'nun genel savunma sanayisi kapasitesini de ortaya koymak. Ancak böyle bir foruma Türkiye'nin ev sahipliği yapması son derece isabetli bir tercih.
ASELSAN'ı (nisan ayında) ziyaret ettim. Bu şirketi yakından görmek gerçekten çok etkileyiciydi. Ayrıca ASELSAN'ın Türkiye'deki çok sayıda şirketle nasıl işbirliği içinde çalıştığını, Türk savunma sanayisinin Avrupa'nın dört bir yanında ve ABD'li şirketlerle nasıl ortaklıklar geliştirdiğini görmek de son derece etkileyiciydi. Türkiye'nin ABD'de yatırım yapması, ABD'li ve Avrupa'nın diğer ülkelerindeki şirketlerin de Türkiye'ye yatırım yapması güçlü bir işbirliği ortaya koyuyor. Buna ihtiyacımız var çünkü caydırıcılığımızın temelini bu oluşturuyor.
NATO, 360 derecelik bir güvenlik perspektifiyle hareket ediyor, yani tehditlere her yönden bakıyoruz. Bu nedenle önceki sorunuza yanıt verirken Rusya'yı ön plana çıkarmış olsam da terörizm de bu 360 derecelik yaklaşımın önemli bir parçası. Türkiye'nin siyasi ve askeri liderliğinin bu konuda bize sağladığı değerlendirmeler ve bilgiler, İttifakın tamamının güvenliğinin korunması açısından kritik önem taşıyor.
Soru: Avrupa Birliği (AB) son dönemde savunma alanında önemli adımlar attı. Bu girişimler NATO'yu tamamlayıcı olarak sunulsa da AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Komisyonunun Savunmadan Sorumlu Üyesi Andrius Kubilius gibi üst düzey yetkililer aynı zamanda "stratejik özerklik" ve hatta "Avrupa Savunma Birliği" kavramlarını da dile getiriyor. Ancak bu yaklaşımlar Türkiye'yi dışlıyor gibi görünüyor. Sizce yalnızca ABD değil, Türkiye de denklemin dışında bırakılırsa Avrupa kendi güvenliğini muteber şekilde sağlayabilir mi?
Mark Rutte: Şunu söyleyeyim, Ursula von der Leyen'e büyük saygı duyuyorum. Kendisi eski bir savunma bakanı. Bu nedenle AB Komisyonu Başkanı olarak görev yapmasının hepimiz için bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Savunmadan Sorumlu Komisyon Üyesi Andrius Kubilius da bu alanda güçlü bir liderlik sergiliyor.
NATO olarak sürekli vurguladığımız konu ise kapsayıcılık. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de transatlantik niteliğini koruyan, California'dan Ankara'ya kadar uzanan ve aradaki tüm müttefikleri kapsayan bir ittifak inşa etmemiz gerekiyor. AB de savunma sanayisi kapasitesinin geliştirilmesi, toplumların dayanıklılığının artırılması ve finansman gibi alanlarda önemli katkılar sağlayabilir.
Ancak Avrupa söz konusu olduğunda, AB üyesi olan 23 NATO müttefikinin yanı sıra, AB üyesi olmayan Norveç, İzlanda, İngiltere ve Türkiye gibi müttefikler de bulunuyor. Dolayısıyla bu konuya ilişkin tartışmalar her zaman devam ediyor. Genel olarak söyleyebilirim ki bu görüşmeler son derece yapıcı bir atmosferde yürütülüyor. Hepimiz, mümkün olan en kapsayıcı yapıyı oluşturduğumuz ölçüde daha güçlü olacağımız konusunda hemfikiriz.
Soru: Avrupa'da nükleer caydırıcılığı artırmaya yönelik girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu girişimler NATO'nun mevcut nükleer caydırıcılık mimarisini nasıl etkileyebilir?
Mark Rutte: Mevcut yapıya baktığımızda, bildiğiniz gibi ABD ve İngiltere, NATO'nun Nükleer Planlama Grubunun üyeleri. Fransa ise bu grubun dışında yer almasına rağmen NATO'nun önemli bir müttefiki ve sahip olduğu nükleer kapasite, kolektif savunmamız açısından son derece önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Her ne kadar Nükleer Planlama Grubunun parçası olmasa da Fransa'nın nükleer kabiliyeti İttifak için büyük önem taşıyor.
Fransa son dönemde bu kapasitenin kullanımına ilişkin yaklaşımını daha da ileri taşıdı ve ABD'yle yakın koordinasyon içinde, Avrupalı müttefiklerle daha yakın işbirliği yaparak bu kapasiteden daha etkin şekilde yararlanmak istediğini ortaya koydu. Bence bu durum Rusya açısından ilave bir ikilem ve stratejik caydırıcılık unsuru oluşturuyor. Ben de bu durumu memnuniyetle karşılıyorum.
İngiltere, ABD ve Fransa'nın oluşturduğu bu ortak tablo, özellikle de ABD'nin özgürlüğümüzün nihai güvencesi niteliğindeki geniş nükleer şemsiyeyi sağlaması, ihtiyaç duyduğumuz caydırıcılığı sunuyor. Ayrıca birçok ülke de bu çerçevede hem Fransa hem de ABD ile işbirliği içinde hareket ediyor. Bu nedenle nükleer caydırıcılık açısından son derece iyi korunduğumuzu düşünüyorum.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Türkiye'nin önünde düğme ilikledi: İttifaktaki en güçlü ordulardan
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 'Türkiye, son derece önemli. İttifaktaki en güçlü ordulardan. Son derece iyi donanımlı, eğitimli. Devasa savunma sanayisi avantajına sahip.' dedi.
Rutte, 7-8 Temmuz'da düzenlenecek Ankara Zirvesi öncesinde zirveden beklentiler, İttifakın karşılaştığı temel sınamalar ve Türkiye'nin NATO'ya katkıları hakkında Brüksel'deki NATO Karargahı'nda AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Röportajın ayrıntıları şöyle:
- "LAHEY'DE SÖZLERİ VERDİK, ANKARA ZİRVESİ DE UYGULAMA ZİRVESİ OLMALI"
Soru: Sayın Genel Sekreter, özellikle son dönemde transatlantik ilişkilerde yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, liderliğinizde gerçekleştirilecek Ankara Zirvesi'ne yönelik beklentiler oldukça yüksek. Siz de Ankara Zirvesi'nin Lahey Zirvesi'nden bile daha önemli olabileceğini ifade ettiniz. Ankara Zirvesi'nden hangi somut kararların çıkmasını beklemeliyiz? Sizce zirveyi başarılı kılacak sonuçlar neler olacaktır?
Mark Rutte: Ankara Zirvesi'ne gelecekte dönüp bakıldığında, insanların bunun verilen taahhütlerin hayata geçirildiği bir zirve olduğunu söylemesini umuyorum. Lahey'de sözleri verdik, Ankara Zirvesi de uygulama zirvesi olmalı.
Savunma harcamaları, hem Lahey'de ele alındı, hem de Ankara'da ele alınacak 3 temel başlıktan biri. Bu alanda Avrupalılar ve Kanada'nın yalnızca 2 yıl içinde savunmaya ilave 250 milyar dolara varan kaynak ayırmış olması gerçekten etkileyici.
Dolayısıyla 1 ya da 2 yıl içinde savunma harcamalarını artırabileceğimiz üst sınıra yaklaşmış bulunmaktayız. Ancak mesele yalnızca daha fazla kaynak ayırmak değil; silahlı kuvvetlerde görev yapacak kadın ve erkek personeli temin etmemiz, savunma sanayisinin üretim kapasitesini artırmamız gerekiyor. Bu kapasiteyi hızla büyütmek zorundayız.
İkinci önceliğimiz, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi.
Üçüncü önceliğimiz ise daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlamına gelen "NATO 3.0"ı inşa etmek. Bunun için savunma sanayisi üretimini ciddi ölçüde artırmamız gerekiyor. Çünkü savunma sanayisinin üretim kapasitesi, caydırıcılığımızın ayrılmaz bir parçası.
Bu da Lahey Zirvesi'nin önemli sonuçlarından biriydi. Ancak bu alanda hem ABD'de hem de Avrupa'da hala yapmamız gereken çok iş var. Yaklaşık 3 bin savunma sanayisi şirketine sahip Türkiye de bu açıdan önemli bir ülke. Ancak NATO olarak genel tabloda daha fazlasını yapmak zorundayız. Çünkü üretim ve teslimat süreleri hala çok uzun, üretim miktarımız ise ihtiyacın gerisinde kalıyor.
Bazı başarılı örnekler var ve genel olarak olumlu yönde ilerleme kaydediliyor. Ancak sözünü ettiğim 3 öncelik arasında savunma sanayisi üretiminin artırılması en önemli başlıklardan biri olarak öne çıkabilir. Nitekim Ankara Zirvesi'nin ilk gününde düzenlenecek Savunma Sanayi Forumu'nda da ağırlıklı olarak bu konuya odaklanacağız.
Soru: "NATO 3.0"ı çok daha sık duymaya başladık. Siz de bunu dile getiriyor ve dönüşümün gerekli olduğunu söylüyorsunuz. Nedir "NATO 3.0"? Bu kavram, müttefikler açısından ne ifade ediyor? Böyle bir dönüşüme neden ihtiyaç duyuldu?
Mark Rutte: Bu, Kanadalılar ve Avrupalıların daha fazla savunma harcaması yapması anlamına geliyor. Zira bu ülkeler sadece taahhütlerde bulunmuyor, aynı zamanda bu taahhütlerini fiilen yerine getiriyor. Bugün bunu uygulamalarda da görüyoruz. Dolayısıyla sadece söz vermekle kalmayıp verilen sözlerin tutulduğuna dair somut kanıtlar mevcut.
Bu, Ukrayna'nın Rusya'ya karşı yürüttüğü savaş nedeniyle de gerekli. Rusya'nın büyük çaplı askeri yığınağı karşısında saf davranamayız. Bu durum yalnızca Ukrayna bağlamında değil, genel olarak da geçerli. Gelecek dönemde NATO'nun mümkün olan en güçlü yapıya kavuşmasını istiyorsak, bu adımları atmak zorundayız.
"NATO 3.0", ABD'ye aşırı bağımlı olunan "NATO 2.0"dan farklı bir yapıyı ifade ediyor. ABD, hem konvansiyonel askeri kapasitesiyle hem de nükleer caydırıcılığıyla Avrupa'daki varlığını sürdürecek. Ancak bundan sonraki süreçte Avrupa'nın daha fazla sorumluluk üstlendiği bir NATO göreceğiz.
Bu, daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlayışı çerçevesinde gerçekleşecek. Avrupa ülkeleri, çok yakın bir gelecekte NATO'nun 3 Müşterek Kuvvet Komutanlığı'nın komutasını devralacak.
Ukrayna'ya sağlanan mali destek konusunda da Avrupalılar öncü rol üstlenecek. ABD, kritik öneme sahip çok sayıda askeri teçhizat sağlamaya devam edecek ancak bunların finansmanını Avrupalılar ve Kanada karşılayacak.
Bütün bunlar, külfet paylaşımının daha adil olduğu, bu sayede çok daha güçlü hale gelen, Rusya karşısında caydırıcılığını artırmış ve Çin konusunda da saf davranmayan bir NATO anlamına geliyor.
Soru: Sizce bugün İttifakın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit nedir? Önümüzdeki 10 yılda NATO'nun karşılaşacağı başlıca sınamalar hangileri olacak? Başka bir ifadeyle, NATO Genel Sekreteri olarak sizi geceleri uykusuz bırakan en büyük endişe nedir?
Mark Rutte: Genelde uyumaya çalışıyorum ancak beni uyanık tutacak bir konu varsa o da Rusya'dır. Ne yazık ki uzun vadede karşı karşıya olduğumuz temel tehdit Rusya. Bunu, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü bu akıl dışı saldırı savaşında açıkça görüyoruz. (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, bu savaşta kendi vatandaşlarından, çoğunluğu erkek (ayda) 35 bin askerin öldürülmesini ya da ağır yaralanmasını göze alıyor. Bu durum, Ukrayna'nın sahada başarılı olduğunu gösteriyor. Ancak bu çatışmalarda hayatını kaybeden ya da ağır yaralanan askerlerin aileleri ve yakınları açısından bunun ne kadar büyük bir trajedi olduğunu da düşünmek gerekiyor.
Dolayısıyla en büyük tehdidin Rusya olduğunu söyleyebilirim. Ancak Rusya, Kuzey Kore, İran ve Çin'le birlikte hareket ediyor. Çin de askeri kapasitesini hızla artırıyor ve 2030'a kadar 1000 nükleer savaş başlığına sahip olması bekleniyor. Bu nedenle Çin konusunda da saf davranmamalıyız. İran ve Kuzey Kore'yle hareket eden bu dörtlü içinde, uzun vadede karşı karşıya olduğumuz temel tehdit yine Rusya olmaya devam ediyor.
- "TÜRKİYE, NATO AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ BİR ÜLKE"
Soru: Ev sahibi ülke Türkiye'nin İttifaka katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye'nin savunma sanayisinin NATO'nun kolektif güvenliği açısından önemi nedir? NATO, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını daha iyi gözetmek için neler yapabilir?
Mark Rutte: Türkiye, NATO açısından son derece önemli bir ülke. Kurucu üyeler arasında yer almasa da İttifakın kuruluşundan yalnızca 3 yıl sonra, 1952'de NATO'ya katıldı. Dolayısıyla neredeyse en başından beri İttifakın bir parçası. Bugün de NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip. Türk Silahlı Kuvvetleri son derece iyi donanımlı ve iyi eğitimli.
Bunun yanı sıra, yaklaşık 3 bin şirketten oluşan devasa bir savunma sanayisi altyapısına sahip olmanız da önemli bir avantaj. Büyük, orta ve küçük ölçekli bu şirketler inovasyona büyük önem veriyor; en yeni teknolojileri geliştiriyor ve örneğin Ukrayna savaşında sahadan edinilen dersleri savunma sanayisi üretimine yansıtıyor. Bu da Türkiye'nin savunma sanayisini son derece güçlü kılıyor.
İşte bu nedenle NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu'nu 7 Temmuz'da Ankara'da düzenleme konusunda son derece kararlıydık. Amacımız elbette yalnızca Türkiye'nin değil, NATO'nun genel savunma sanayisi kapasitesini de ortaya koymak. Ancak böyle bir foruma Türkiye'nin ev sahipliği yapması son derece isabetli bir tercih.
ASELSAN'ı (nisan ayında) ziyaret ettim. Bu şirketi yakından görmek gerçekten çok etkileyiciydi. Ayrıca ASELSAN'ın Türkiye'deki çok sayıda şirketle nasıl işbirliği içinde çalıştığını, Türk savunma sanayisinin Avrupa'nın dört bir yanında ve ABD'li şirketlerle nasıl ortaklıklar geliştirdiğini görmek de son derece etkileyiciydi. Türkiye'nin ABD'de yatırım yapması, ABD'li ve Avrupa'nın diğer ülkelerindeki şirketlerin de Türkiye'ye yatırım yapması güçlü bir işbirliği ortaya koyuyor. Buna ihtiyacımız var çünkü caydırıcılığımızın temelini bu oluşturuyor.
NATO, 360 derecelik bir güvenlik perspektifiyle hareket ediyor, yani tehditlere her yönden bakıyoruz. Bu nedenle önceki sorunuza yanıt verirken Rusya'yı ön plana çıkarmış olsam da terörizm de bu 360 derecelik yaklaşımın önemli bir parçası. Türkiye'nin siyasi ve askeri liderliğinin bu konuda bize sağladığı değerlendirmeler ve bilgiler, İttifakın tamamının güvenliğinin korunması açısından kritik önem taşıyor.
Soru: Avrupa Birliği (AB) son dönemde savunma alanında önemli adımlar attı. Bu girişimler NATO'yu tamamlayıcı olarak sunulsa da AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Komisyonunun Savunmadan Sorumlu Üyesi Andrius Kubilius gibi üst düzey yetkililer aynı zamanda "stratejik özerklik" ve hatta "Avrupa Savunma Birliği" kavramlarını da dile getiriyor. Ancak bu yaklaşımlar Türkiye'yi dışlıyor gibi görünüyor. Sizce yalnızca ABD değil, Türkiye de denklemin dışında bırakılırsa Avrupa kendi güvenliğini muteber şekilde sağlayabilir mi?
Mark Rutte: Şunu söyleyeyim, Ursula von der Leyen'e büyük saygı duyuyorum. Kendisi eski bir savunma bakanı. Bu nedenle AB Komisyonu Başkanı olarak görev yapmasının hepimiz için bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Savunmadan Sorumlu Komisyon Üyesi Andrius Kubilius da bu alanda güçlü bir liderlik sergiliyor.
NATO olarak sürekli vurguladığımız konu ise kapsayıcılık. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de transatlantik niteliğini koruyan, California'dan Ankara'ya kadar uzanan ve aradaki tüm müttefikleri kapsayan bir ittifak inşa etmemiz gerekiyor. AB de savunma sanayisi kapasitesinin geliştirilmesi, toplumların dayanıklılığının artırılması ve finansman gibi alanlarda önemli katkılar sağlayabilir.
Ancak Avrupa söz konusu olduğunda, AB üyesi olan 23 NATO müttefikinin yanı sıra, AB üyesi olmayan Norveç, İzlanda, İngiltere ve Türkiye gibi müttefikler de bulunuyor. Dolayısıyla bu konuya ilişkin tartışmalar her zaman devam ediyor. Genel olarak söyleyebilirim ki bu görüşmeler son derece yapıcı bir atmosferde yürütülüyor. Hepimiz, mümkün olan en kapsayıcı yapıyı oluşturduğumuz ölçüde daha güçlü olacağımız konusunda hemfikiriz.
Soru: Avrupa'da nükleer caydırıcılığı artırmaya yönelik girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu girişimler NATO'nun mevcut nükleer caydırıcılık mimarisini nasıl etkileyebilir?
Mark Rutte: Mevcut yapıya baktığımızda, bildiğiniz gibi ABD ve İngiltere, NATO'nun Nükleer Planlama Grubunun üyeleri. Fransa ise bu grubun dışında yer almasına rağmen NATO'nun önemli bir müttefiki ve sahip olduğu nükleer kapasite, kolektif savunmamız açısından son derece önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Her ne kadar Nükleer Planlama Grubunun parçası olmasa da Fransa'nın nükleer kabiliyeti İttifak için büyük önem taşıyor.
Fransa son dönemde bu kapasitenin kullanımına ilişkin yaklaşımını daha da ileri taşıdı ve ABD'yle yakın koordinasyon içinde, Avrupalı müttefiklerle daha yakın işbirliği yaparak bu kapasiteden daha etkin şekilde yararlanmak istediğini ortaya koydu. Bence bu durum Rusya açısından ilave bir ikilem ve stratejik caydırıcılık unsuru oluşturuyor. Ben de bu durumu memnuniyetle karşılıyorum.
İngiltere, ABD ve Fransa'nın oluşturduğu bu ortak tablo, özellikle de ABD'nin özgürlüğümüzün nihai güvencesi niteliğindeki geniş nükleer şemsiyeyi sağlaması, ihtiyaç duyduğumuz caydırıcılığı sunuyor. Ayrıca birçok ülke de bu çerçevede hem Fransa hem de ABD ile işbirliği içinde hareket ediyor. Bu nedenle nükleer caydırıcılık açısından son derece iyi korunduğumuzu düşünüyorum.
Çok Okunanlar