AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Komşumuz İran'da kaos arzu etmeyiz. İran'a dışarıdan müdahaleler daha büyük krizlere neden olur" dedi.
Haber Giriş Tarihi: 12.01.2026 23:29
Haber Güncellenme Tarihi: 12.01.2026 23:36
Kaynak:
Haber Merkezi
hurhaber.com
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
MYK toplantısında sanal bahis ve kumarla mücadele konusundaki eylem planının tartışıldığını aktaran Çelik, "Cumhurbaşkanı Yardımcımız bugün sanal bahis ve kumarla ilgili eylem planı konusunda MYK'mize bir sunum gerçekleştirdi. MYK'mizde çok sayıda soruyla bu eylem planı ele alınıyor." diye konuştu.
Çelik, vatandaşlardan bu konuda çok sayıda şikayet geldiğini ve bunun bir toplumsal yaraya dönüştüğünü gördüklerini söyledi.
Sanal bahis ve kumar meselesinin Türkiye'ye dönük bir operasyon olarak da kullanıldığına işaret eden Çelik, şunları kaydetti: "İllegal tarafı, bunun birtakım mafya yapılanmalarıyla bağlantısı, kara para boyutu, bir de tabii sosyal medyanın ve teknolojik imkanların bu sanal bahis ve kumar için kullanılması tüm boyutlarıyla ele alınarak bunun üzerine gidilecek şekilde, bunun ülkemize ve toplumumuza, vatandaşlarımıza zararını engelleyecek şekilde bir eylem planını ortaya koymaya çalışacağız."
"Karanlık siyasetlerin takip edildiğini görüyoruz"
İsrail'in Somaliland'i tanımasına ilişkin Çelik, "İsrail'in işgalci, yayılmacı ve kaos çıkartan soykırımcı siyaseti, maalesef bölgeyi tehlikeye attığı gibi, yakın bölgemizin uzağına da ulaşan bir sonuç doğuracak şekilde en son Somaliland'in tanınması şeklinde kendisini gösterdi. Somali'nin ayrılmaz bir parçası olan Somaliland'in İsrail tarafından tanınmasının, bu illegal, gayrimeşru ve gayrihukuki tanımanın, birtakım başka siyasetlerin ipucu olduğunu, ön gelişmesi olduğunu görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları ifade etti: "Özellikle deniz ticareti açısından, oradaki bölgenin kontrol edilmesi açısından, Yemen'deki gelişmelerle birlikte okuduğumuzda, daha karanlık birtakım siyasetlerin takip edildiğini, bunlar üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılacağını görüyoruz. Tabii ki buna bütün dünya etkili bir şekilde karşılık vermelidir. Netanyahu hükümetinin attığı her adım, yakın bölgemize ve uzak bölgemize kötülük getirecek, halklar arasına nifak sokacak, insanları birbirine düşürecek ve daha çok savaşı tetikleyecek bir sonuç doğuruyor. Kendi soykırım siyasetini örtmek için Netanyahu hükümetinin, başka yerlerde kaos çıkarmaktan çekinmediğini de görüyoruz."
"İran toplumunun kendi öz dinamikleriyle gerçekleşmeli"
İran'da yaşanan son gelişmelere dikkati çeken Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz, komşumuz İran'da herhangi bir kaosun ortaya çıkmasını asla arzu etmeyiz. Tabii burada İran toplumunda ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğunu da yok saymıyoruz. Ama bu sorunların çözülmesi İran Cumhurbaşkanı Sayın Pezeşkiyan'ın da ifade ettiği gibi, İran toplumunun kendi öz dinamikleriyle gerçekleşmeli, İran devletinin kendi milli iradesiyle gerçekleşmelidir. Dolayısıyla dışarıdan yapılacak müdahalelerin daha da kötü sonuçlar doğuracağını, özellikle de İsrail'in kışkırtmasıyla, İsrail'in birtakım hedefleri çerçevesinde ortaya çıkacak birtakım müdahalelerin daha büyük krizlere, daha büyük sıkıntılara yol açacağını görüyoruz, öngörüyoruz. Dolayısıyla daha fazla kriz çıkmaması, bölgenin daha fazla sıkıntıya sürüklenmemesi için İran'da istikrarın önemini vurguluyoruz."
Bunun müzakere, diyalog, daha çok iletişim yoluyla çözülmesi gereken bir mesele olduğunu vurgulayan Çelik, "Ama şu anda İsrailli yetkililerin özellikle İran'a dönük sözlerine baktığımızda, bütün bölgede daha büyük sıkıntılar yaratacak bir vahşi tutum içerisine girmeye çalıştıklarını görüyoruz ki bu muhakkak surette reddedilmesi gereken bir meseledir." dedi.
Venezuela'da yaşanan gelişmeler
Çelik, Venezuela'da yaşanan son gelişmelere de değinerek, Venezuela'daki müdahalenin ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun şu anda bulunduğu durumun yarattığı etkilerin devam ettiğini hatırlattı.
Venezuela halkının geleceğinin önemli olduğunun altını çizen Çelik, onların müreffeh ve barış içerisinde bir geleceğe sahip olması bakımından Türkiye'nin her zaman Venezuela halkının yanında olduğunu vurguladı.
Latin Amerika'nın başka ülkelerini hedefleyen bazı açıklamaların yapılmasının, son derece olumsuz, sıkıntılı sonuçlar doğuracağına işaret eden Çelik, bu ülkelerin bağımsızlığını, egemenliğini, iç barışını ve istikrarını tahrip edecek yaklaşımların ortaya koyulmaması gerektiğini söyledi.
"Terör örgütlerinin durumu örtbas edilmeye çalışılıyor"
Çelik, şunları ifade etti:"Bunlara müdahale edildiği zaman, kim ki diyorsa ki 'Kürtlere müdahale ediliyor', yalan söylüyor. Kim ki diyorsa ki 'Dürzilere karşı tavır alınıyor', yalan söylüyor. Kim ki diyorsa ki 'Alevi, Nusayrilere karşı bir kötülük yapılmaya çalışılıyor', yalan söylüyor. Şimdi şuna çok dikkat etmek lazım. Bugün terör örgütlerine müdahaleden sonra 'Bütün bunlar müzakere yoluyla çözülsün' diyenlerin, arşiv ortada, son 10 aydır yaptığı konuşmalara bakın. Bir tane 'PKK terör örgütü silah bıraksın' diyen cümle var mıdır? Bir tane 'SDG terör örgütü silah bıraksın' diyen bir cümle var mıdır?
Herhangi bir şekilde 'PKK silah bıraksın', 'SDG silah bıraksın, terörden vazgeçsin' diye tek bir cümle kurmamış olanların meseleyi, açık kaynaklarda yazdığı için söylüyorum, 'Suriye yönetimi cihadisttir' diyerekten Batı'daki kara propagandanın diliyle konuşarak, burada terör örgütünü aklama yoluna gitmeleri aslında başka bir amacı bize göstermektedir."
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Suriye temaslarını hatırlatan Çelik, "Pek çok devlet başkanı orayı ziyaret etti. Suriye Cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletler gibi temel platformlarda Suriye'yi temsil eden cumhurbaşkanı olarak ağırlandı ve kabul gördü. Burada bu yapıya 'cihadist' denilerekten, aslında terör örgütlerinin durumu örtbas edilmeye çalışılıyor." dedi.
"CHP'nin, AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta'ya Alevilerle ilgili söylemleri, AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan'a da emekliler konusundaki açıklamalarıyla ilgili eleştirileri oldu. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Çelik, AK Parti'nin Aleviler konusundaki sahiplenmesi ve hassasiyetinin son derece açık şekilde ifade edildiğini hatırlattı.
Ömer Çelik, bu konuda ayrımcılıkların kaldırılması için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, belediye başkanlığı zamanından beri ortaya koyduğu gayretlerin çok yüksek olduğunu belirtti.
Emeklilerle ilgili konuda bütçenin imkanları içinde elden gelenin yapılmaya çalışıldığını dile getiren Çelik, "Bu çerçevede ekonomik programın ilerlemesine, ekonomik program çerçevesindeki iyileşmelere bağlı olarak hiçbir zaman emeklimizi, esnafımızı, işçimizi, çiftçimizi yalnız bırakmayacağız. Bütün bu hassasiyetler net biçimde ortadayken bizim arkadaşlarımızı, Grup Başkanvekilimiz Leyla Hanımı, Genel Sekreterimiz Eyyüp Bey'i çirkin bir dille hedef almalarının herhangi bir geçerliliği yok bizim için, bu yok hükmündedir." diye konuştu.
Usta ve İnan'ın bu görevlere kendi siyasi kabiliyetleri ve emekleriyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın takdiriyle getirildiğini, görevlerini de haklarıyla yaptığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
"Dolayısıyla burada emekli canlarımız, Alevi canlarımız üzerinden AK Parti'ye dönük bir tartışma açılması, arkadaşlarımıza dönüp çirkin bir dil kullanılması tümüyle reddettiğimiz bir konudur. Biz, Alevi canlarımızla da biriz, beraberiz. Bütün dikkatimiz, bütün siyasi hayatımız boyunca da en önemli önceliklerden bir tanesi emeklilerimizle yürüdüğümüz yolda, onların her zaman yanında olmaktır. Arkadaşlarımıza dönük bu çirkin ifadeleri, kullananlara iade ediyoruz."
"Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış"
"İran'da yaşanan olayların Türkiye'ye olası etkilerine dair bir hazırlık olup olmadığına yönelik" soru üzerine Çelik, İran'da yaşananları çok yakından takip ettiklerini, İran halkının herhangi bir zorlukla karşı karşıya kalmamasının en büyük hassasiyetlerinden biri olduğunu söyledi.
Çelik, İran'da yaşananları halletmesi gerekenlerin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ifade ettiği gibi İran toplum hayatı ve İran Devlet hayatının kendi öz dinamikleri olduğunu dile getirdi.
Dışarıdan müdahalenin ya da İsrail'in bahsettiği gibi birtakım yaklaşımların son derece olumsuz sonuçlar doğuracağına işaret eden Çelik, "Bölgemizde çok dinamik olaylar oluyor, tüm bu olaylar karşısında bütün komşularımızla ilgili olduğu gibi yakın bölgemizdeki olaylarla ilgili hazırlıklarımızı en üst düzeyde tutuyoruz." ifadesini kullandı.
"CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, 'Baas rejimleri çöktükten sonra bölgede seküler olarak CHP ve DEM Parti kaldı'" şeklindeki söylemlerine ilişkin Çelik, bunu, son yıllarda yapılan en vahim açıklama olarak değerlendirdiğini aktardı.
Söz konusu söylemin çok yanlış, sıkıntılı, CHP'ye gönül veren vatandaşlara büyük haksızlık olduğunu dile getiren Çelik, bunun sekülarizmin, laikliğin, demokrasinin ne olduğunu anlamamış bir zihniyetin ürünü olduğunu ifade etti.
Ömer Çelik, "Özel'in 'Tayyip Bey dua ediyor yağmur yağmasın, Ankara susuz kalsın, İstanbul susuz kalsın' şeklinde bir söylemi olmuştu. Bu konuya dair bir değerlendirmeniz olur mu?" sorusuna ise şu yanıtı verdi:
"Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış, bilmediği konularda konuşuyor. Burada net bir şey söylemek gerekirse, kendi belediyelerinin beceriksizliğini örtme bakımından söylemeyeceği yalan olmadığını, burada da bir sınır tanımadığını gösteriyor. Cumhurbaşkanımızın açık bir şekilde bütün milletimize hitap ederken yaptığı dualar, her zaman konuşmaların içinde, konuşmalarının sonunda milletimizin hayrı içindir, bölgemizin hayrı içindir. Cumhurbaşkanımız, bu memleketin beceriksizlerin eline kalmaması için, bu memleketin Yassıada zihniyetinin eline kalmaması için dua ediyor ama milletimize kötülük anlamına gelen herhangi bir duası olmaz, böyle bir şey söz konusu olmaz. Özgür Özel'in söylediği şey siyasi yalanın artık zirve noktası olduğu gibi, büyük bir iftira söz konusu olduğu gibi, maalesef siyaset alanının dışına çıkan, başka motivasyonlarla hareket eden bir tutum içerisinde de olduğu görülüyor."
Çelik, 30 avro altındaki siparişlerin gümrük vergisinden muaf tutulmasını sağlayan maddenin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin soru üzerine, haksız rekabete izin vermemek için bu adımın atıldığını söyledi.
Teknolojik gerekliliği olan istisnai durumlarda bazı yeni değerlendirmelerin yapılabileceğine işaret eden Çelik, "Tüketici güvenliği ve sağlığı, ürün güvenliği, haksız rekabetin önlenmesi açısından atılan adımlar bunlar. Aşırı fiyatlamalarla ilgili olarak Ticaret Bakanlığı gereken hassasiyeti gösteriyor, bunlar takip ediliyor." diye konuştu.
"AB dönem başkanlığını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin devralmasının, Türkiye'yi etkileyip etkilemeyeceğine" yönelik soruya Çelik, şu cevabı verdi: "Biz baştan beri AB'nin, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin esiri olmasının, AB'yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini, AB'nin küresel bir güç olmaktan çıktığını söyledik. Bugün gelinen noktada AB, Grönland çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara, Ukrayna-Rusya savaşı çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara, güvenlik garantileri çerçevesinde çıkan tartışmalara ve NATO çerçevesinde çıkan tartışmalara bakın, Türkiye'nin 'AB bu şekilde küresel güç olamaz' tezinin ispatlandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu vizyonsuzluk esasında Türkiye'ye dönük genişleme perspektifinin durdurulmasıyla başladı. Ama ondan öncesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin marjinal tezlerinin AB tezi olarak sunulmasından dolayı ortaya çıktı. 7 Ocak'ta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu devralma sırasında KKTC'ye dönük 'işgal,ilhak' gibi ifadeler kullanıyor. Daha sonra da 'bölünme' gibi ifadeler kullanıyor. Bunların hepsi gayrimeşru ifadelerdir. Esas buradaki ilhak, 1963'te Rum kesiminin anayasayı, Kıbrıs Türk'ünün haklarını gasp ederek ortaya koyduğu işgal ile ilhaktır."
"Bu zihniyetle hayatiyetini sürdürmesi çok zor"
Kıbrıs konusunda AB'nin herhangi bir şekilde arabulucu olamayacağına işaret eden Çelik, "Çünkü tarafsız değil. Tarafsız olmadığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bu devir teslim sırasında söylediği sözlerle de bir kere daha ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin üyeliği ile ilgili konu artık Güney Kıbrıs meselesi, Almanya, Fransa meselesi vesaire bunları aşmıştır." diye konuştu.
Türkiye meselesinin, önceleri AB'nin küresel güç olup olmama meselesi olduğunu belirten Çelik, şunları kaydetti: "Bakın burada net bir şekilde ilk defa söylüyorum. Türkiye'nin üyeliğine yaklaşım meselesi, bundan sonrasında AB'nin birlik olarak hayatiyetini sürdürüp sürdürememe meselesi haline gelmiştir. Yani bu zihniyetle hayatiyetini sürdürmesi çok zor olacaktır. Nitekim işte güvenlik konularındaki davranışlarını görüyorsunuz. Grönland meselesindeki dağınıklıkları, NATO ve Karadeniz, Doğu Akdeniz'deki yanlış tutumları...Bütün bunlar herhangi bir şekilde ekonomik güç olan ama bir şekilde siyasi güç, güvenlik gücü olamayan bir yapı ortaya koyuyor."
"Esas mesele insanların can güvenliğini tehdit eden uygulamalar"
Çelik, DEM Parti heyetinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşme taleplerinin olup olmadığına ilişkin soru üzerine, bu konuda kesinleşmiş bir takvimin olmadığını söyledi.
"Suriye'deki olaylar sonrası DEM Parti eş genel başkanlarının çözüm için SDG yöneticilerini Ankara'ya davet etmesine" ilişkin soruya Çelik, şu yanıtı verdi: "Bu söylemler çeşitli odaklar tarafından gündeme getiriliyor. Ama net bir şekilde görmek lazım. Biz, insan hakları konusunda ve diğer konulardaki hassasiyetimizi Suriye yönetimiyle paylaşıyoruz ve onlardan da olumlu dönüş alıyoruz. Herhangi bir şekilde bir yerde sıkıntı olduğunda, Suriye yönetiminin bununla ilgili olarak soruşturma açmasından, bunlara müdahale etmesinden de memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyoruz. Burada esas mesele insanların can güvenliğini tehdit eden uygulamalar. Son örnekte de olduğu gibi SDG tarafından ortaya koyulmuştur. Yani Şeyh Maksud'da, Eşrefiye'de ve Beni Zeyd'de ortaya çıkan tablo, SDG terör örgütünün doğrudan askerleri ve sivilleri hedef alarak ortaya koyduğu bir katliam tablosudur. Şimdi bu sık söyleniyor. Yani 'Türkiye'ye davet edin ve şu şekilde olsun' diye. Biz, bunun yolunu söyledik. Silahların bırakılması, terör unsurlarından arınması, 10 Mart Mutabakatı'na uyarak, Suriye'nin bir parçası olması şeklindeki bir süreçle bu mümkün olur."
"Kürt karşıtı bir politika sürdürüldüğü yalandır"
"Türkiye'nin bölgesinde anti-Kürt bir politika yürüttüğü" yönündeki iddiaların sorulduğu Çelik, şunları kaydetti: "Arkadaşlar bu daha Türkiye'de Suriye konusu, Suriye'deki Kürtler konusu konuşulmazken bile, bu kadar gündem değilken bile Cumhurbaşkanımız, o zaman Esad’la görüşülen zamanlarda Esad'a 'Suriye Kürtlerine haklarını vermesi gerektiğini, onların da diğer unsurlar gibi eşit vatandaş statüsüne kavuşturulması gerektiğini' söylemişti. Daha bu katliamlar başlamamıştı. O zamana kadar bugün 'Türkiye'nin anti-Kürt bir politika izlediğini' söyleyenlerin seleflerinin gündeminde Suriye Kürtleri diye bir konu yoktu. Bu, Meclis'te bile gündeme gelmemişti. Daha Türkiye siyasetinde böyle bir gündem bile yokken, Cumhurbaşkanımız, görüşülen zamanlarda, katliamların başladığı zamanlarda Esad'a bunları telkin ediyordu. Suriye Kürtlerine haklarını ver, seçimlere girsinler, eşit vatandaş olarak Suriye içerisinde konumlansınlar diye."
Çelik, birtakım acemi siyaset sihirbazlıklarının yapıldığına dikkati çekerek, "Türkiye'nin Orta Doğu coğrafyasında anti-Kürt bir siyaset izlediği izleniminin verilmeye çalışıldığını" söyledi.
Buna Orta Doğu coğrafyasındaki Kürtlerin bile inanmayacağına işaret eden Çelik, "Yıllardır böyledir. Kobani meselesinde Barack Obama, Cumhurbaşkanımızı aramıştı. Kobani düştü, düşüyor diye. O zaman terör örgütü Kobani'ye kimsenin girmesine müsaade etmiyordu ki katliam olsun da bir propagandasını yapsın diye. Kobani'ye giden yardıma Türkiye kapıyı açtı. Bir günde 100 bin kardeşimizi Kobani'den ölümden kurtarmak için Türkiye tarafına geçmesini sağladık biz. Dolayısıyla burada 'Türkiye'nin anti-Kürt bir politika, Kürt karşıtı bir politika sürdürdüğünü söylemek' baştan aşağı bir yalandır." diye konuştu.
"Büyük bir çelişki"
Bunu söyleyenlerin, terör örgütleri konusundaki gündemi saklamaya çalıştığına işaret eden Çelik, terör örgütlerine silah bırakma konusunda hiçbir çağrı yapmayanların, "Türkiye'ye anti-Kürt bir politika izliyorsun" demesinin büyük bir çelişki olduğunun altını çizdi.
Ömer Çelik, şunları ifade etti: "Bugün Kürtlerden yana olanların, Suriye'deki, Irak'taki Kürt kardeşlerimizden yana olanların yapacağı ilk çağrı, PKK ve SDG'nin silah bırakması, terörsüz bölge sürecine ulaşılması gerektiğidir. Bu nettir. Bizim Kürt vatandaşlarımızın akrabaları, kardeşleri Suriye'de oturuyor. Bizim Kürt vatandaşlarımızın akrabaları ve kardeşleri bizim de kardeşlerimizdir. Irak'takiler de aynı şekilde kardeşimizdir. Orada Türkmen'in, Kürt'ün, Arap'ın ortak geleceğe, ortak kadere sahip bir şekilde, ortak refahını ve ortak güvenliği paylaşacak şekilde yoluna devam etmesi gerektiği için Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefini gözetiyoruz. Ama birileri terörsüz bölge hedefinden ve Terörsüz Türkiye hedefinden terör örgütlerinin meşrulaşacağı ya da mazur görüleceği bir tablonun ortaya çıkmasını istiyorsa, bu hem bölge halklarına ihanettir hem de Kürt çocuklarının geleceğine ihanettir."
"10 Mart Mutabakatı'na uymak dışında herhangi bir şey önermiyoruz"
Çelik, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin hem Türkiye için hem de bölge için ortak refahı, ortak güvenliği, ortak geleceği paylaşan iradenin ortaya çıkması olduğunu söyledi.
"Suriye'de SDG'nin neden 10 Mart Mutabakatı'na uyup silah bırakmadığı, Suriye toplumunun parçası olarak bütün bir Suriye'de faaliyet gösterecek şekilde, eşit vatandaş olarak davranmadığı" sorusu yöneltilen Çelik, "Bunun Siyonizmle olan dalga boyunu herkes görüyor. Yani bunun görünmemesi mümkün değil." dedi.
Çelik, şunları kaydetti: "Bunu görmemek, akılla alay etmektir. Yani istihbarata da gerek yok. Beni Zeyd'e, Şeyh Maksud'a, Eşrefiye'de en son olanlar ortadadır. Bizim söylediğimiz, kimsenin, hiçbir etnik grubun kanı dökülmesin. Hiçbir mezhep grubuna, etnik gruba ait kardeşimizin kanı dökülmesin. Bütün geçişler makul bir şekilde, masada, siyasi süreçlerle, ortak kararlarla gerçekleşsin. Yani 10 Mart Mutabakatı'na uymak dışında herhangi bir şey önermiyoruz. Ama buna karşı 'Ben elimdeki silahı bırakmam, silahı bırakmadığım gibi birtakım maksimalist taleplere devam ederim' diyen varsa, bundan sonrasında maalesef çok daha üzücü gelişmeler olabilir. Çok daha sıkıntılı şeyler olabilir. Kimse, geçmişte de bu görülmüştür, böyle birtakım kaos ortaya çıktığı zaman, dünyada bir istikrarsızlık ortaya çıktığı zaman birileri buradan terör örgütleri için bir derinlik üretebilir miyiz, bir mevzi üretebilir miyiz gibisinden, maalesef hiç dolu olmayan bir takım yaklaşımlara giriyorlar ama sonuçta aynı kapıya çıkıyor. Tekrar çıkmasın.
Biz, geçmişte yaptığımız gibi terörün en ağır tabloları ortaya koyduğu zamanda bile demokratikleşme perspektifimizi koruduk, siyasi reform perspektifimizi koruduk, Türkiye'nin içindeki kardeşliğe bir halel gelmedi. Türkiye'nin içindeki kardeşliğin hamurunun ne kadar sağlam olduğu ne kadar sağlıklı olduğu, Türkiye'nin kendi iç bünyesinin ne kadar değerli olduğunu her olayda görüyoruz. Biz bunu bölgemiz için de istiyoruz. Bunda herhangi bir şekilde şüphe yok. Tablonun ne olduğunu da görüyoruz. Burada birileri çıkıp da ikide bir terör örgütlerini meşrulaştırmak için 'karşı tarafta cihadistler var, DEAŞ var, onlar saldırıyor' diyor. DEAŞ ile en çok mücadele eden ülke biziz. DEAŞ ile doğrudan doğruya kara savaşı vermiş yegane ordu Türk ordusudur. Defalarca söylenmiştir bu. Orada en büyük mücadeleyi biz vermişizdir. Problemin PKK, SDG'nin bütün unsurları, uzantılarıyla silah bıraksın diyebiliyor musunuz, diyemiyor musunuz? Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefine sahip çıkabiliyor musunuz, çıkamıyor musunuz?"
"Demokrasinin güçlendiği tablolar ortaya çıksın diye uğraşıyoruz"
Çelik, Türkiye'nin Suriye'de Kürtlerin eşit olduğu ve Suriye'nin ortak geleceğinde imzası bulunan bir tablonun ortaya çıkmasını istediğini, bunun önündeki en büyük engelin ise terör örgütlerinin süreci akamete uğratması olduğunu belirtti.
Suriye'de Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların ve bütün mezhep gruplarının kendi ortak geleceklerinin inşasında imza sahibi olması gerektiğine işaret eden Çelik, "Hep beraber olumlu adımlar görelim, olumlu adımlar atılsın, terörden arınmış, kardeşlik hukukunun daha pekiştiği, demokrasinin, hukukun ve ortak iradenin daha da güçlendiği tablolar ortaya çıksın diye hep beraber uğraşıyoruz." ifadelerini kullandı.
Çelik, yükseköğretim alanında elde edilen olumlu bir gelişmeyi de paylaştı. Sürdürülebilir ve iklim dostu kampüs projeleri kapsamında üniversitelerin teşvik edildiğini hatırlatan Çelik, Yeşil Üniversite Endeksi'ne göre Türkiye'nin 139 üniversite ile dünyada ikinci, Avrupa'da ise birinci sırada yer aldığını belirtti.
Bunun hem enerji verimliliği hem de doğa dostu kampüslerin yaygınlaşması açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Çelik, YÖK Başkanı ve ekibini, üniversitelerde doğa dostu ve enerji verimliliğine odaklanan kampüs projelerine destek veren tüm yöneticileri ve özellikle öğrencileri tebrik etti.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
AK Parti'den İran mesajı: Kaos istemiyoruz!
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Komşumuz İran'da kaos arzu etmeyiz. İran'a dışarıdan müdahaleler daha büyük krizlere neden olur" dedi.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
MYK toplantısında sanal bahis ve kumarla mücadele konusundaki eylem planının tartışıldığını aktaran Çelik, "Cumhurbaşkanı Yardımcımız bugün sanal bahis ve kumarla ilgili eylem planı konusunda MYK'mize bir sunum gerçekleştirdi. MYK'mizde çok sayıda soruyla bu eylem planı ele alınıyor." diye konuştu.
Çelik, vatandaşlardan bu konuda çok sayıda şikayet geldiğini ve bunun bir toplumsal yaraya dönüştüğünü gördüklerini söyledi.
Sanal bahis ve kumar meselesinin Türkiye'ye dönük bir operasyon olarak da kullanıldığına işaret eden Çelik, şunları kaydetti: "İllegal tarafı, bunun birtakım mafya yapılanmalarıyla bağlantısı, kara para boyutu, bir de tabii sosyal medyanın ve teknolojik imkanların bu sanal bahis ve kumar için kullanılması tüm boyutlarıyla ele alınarak bunun üzerine gidilecek şekilde, bunun ülkemize ve toplumumuza, vatandaşlarımıza zararını engelleyecek şekilde bir eylem planını ortaya koymaya çalışacağız."
"Karanlık siyasetlerin takip edildiğini görüyoruz"
İsrail'in Somaliland'i tanımasına ilişkin Çelik, "İsrail'in işgalci, yayılmacı ve kaos çıkartan soykırımcı siyaseti, maalesef bölgeyi tehlikeye attığı gibi, yakın bölgemizin uzağına da ulaşan bir sonuç doğuracak şekilde en son Somaliland'in tanınması şeklinde kendisini gösterdi. Somali'nin ayrılmaz bir parçası olan Somaliland'in İsrail tarafından tanınmasının, bu illegal, gayrimeşru ve gayrihukuki tanımanın, birtakım başka siyasetlerin ipucu olduğunu, ön gelişmesi olduğunu görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları ifade etti: "Özellikle deniz ticareti açısından, oradaki bölgenin kontrol edilmesi açısından, Yemen'deki gelişmelerle birlikte okuduğumuzda, daha karanlık birtakım siyasetlerin takip edildiğini, bunlar üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılacağını görüyoruz. Tabii ki buna bütün dünya etkili bir şekilde karşılık vermelidir. Netanyahu hükümetinin attığı her adım, yakın bölgemize ve uzak bölgemize kötülük getirecek, halklar arasına nifak sokacak, insanları birbirine düşürecek ve daha çok savaşı tetikleyecek bir sonuç doğuruyor. Kendi soykırım siyasetini örtmek için Netanyahu hükümetinin, başka yerlerde kaos çıkarmaktan çekinmediğini de görüyoruz."
"İran toplumunun kendi öz dinamikleriyle gerçekleşmeli"
İran'da yaşanan son gelişmelere dikkati çeken Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz, komşumuz İran'da herhangi bir kaosun ortaya çıkmasını asla arzu etmeyiz. Tabii burada İran toplumunda ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğunu da yok saymıyoruz. Ama bu sorunların çözülmesi İran Cumhurbaşkanı Sayın Pezeşkiyan'ın da ifade ettiği gibi, İran toplumunun kendi öz dinamikleriyle gerçekleşmeli, İran devletinin kendi milli iradesiyle gerçekleşmelidir. Dolayısıyla dışarıdan yapılacak müdahalelerin daha da kötü sonuçlar doğuracağını, özellikle de İsrail'in kışkırtmasıyla, İsrail'in birtakım hedefleri çerçevesinde ortaya çıkacak birtakım müdahalelerin daha büyük krizlere, daha büyük sıkıntılara yol açacağını görüyoruz, öngörüyoruz. Dolayısıyla daha fazla kriz çıkmaması, bölgenin daha fazla sıkıntıya sürüklenmemesi için İran'da istikrarın önemini vurguluyoruz."
Bunun müzakere, diyalog, daha çok iletişim yoluyla çözülmesi gereken bir mesele olduğunu vurgulayan Çelik, "Ama şu anda İsrailli yetkililerin özellikle İran'a dönük sözlerine baktığımızda, bütün bölgede daha büyük sıkıntılar yaratacak bir vahşi tutum içerisine girmeye çalıştıklarını görüyoruz ki bu muhakkak surette reddedilmesi gereken bir meseledir." dedi.
Venezuela'da yaşanan gelişmeler
Çelik, Venezuela'da yaşanan son gelişmelere de değinerek, Venezuela'daki müdahalenin ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun şu anda bulunduğu durumun yarattığı etkilerin devam ettiğini hatırlattı.
Venezuela halkının geleceğinin önemli olduğunun altını çizen Çelik, onların müreffeh ve barış içerisinde bir geleceğe sahip olması bakımından Türkiye'nin her zaman Venezuela halkının yanında olduğunu vurguladı.
Latin Amerika'nın başka ülkelerini hedefleyen bazı açıklamaların yapılmasının, son derece olumsuz, sıkıntılı sonuçlar doğuracağına işaret eden Çelik, bu ülkelerin bağımsızlığını, egemenliğini, iç barışını ve istikrarını tahrip edecek yaklaşımların ortaya koyulmaması gerektiğini söyledi.
"Terör örgütlerinin durumu örtbas edilmeye çalışılıyor"
Çelik, şunları ifade etti:"Bunlara müdahale edildiği zaman, kim ki diyorsa ki 'Kürtlere müdahale ediliyor', yalan söylüyor. Kim ki diyorsa ki 'Dürzilere karşı tavır alınıyor', yalan söylüyor. Kim ki diyorsa ki 'Alevi, Nusayrilere karşı bir kötülük yapılmaya çalışılıyor', yalan söylüyor. Şimdi şuna çok dikkat etmek lazım. Bugün terör örgütlerine müdahaleden sonra 'Bütün bunlar müzakere yoluyla çözülsün' diyenlerin, arşiv ortada, son 10 aydır yaptığı konuşmalara bakın. Bir tane 'PKK terör örgütü silah bıraksın' diyen cümle var mıdır? Bir tane 'SDG terör örgütü silah bıraksın' diyen bir cümle var mıdır?
Herhangi bir şekilde 'PKK silah bıraksın', 'SDG silah bıraksın, terörden vazgeçsin' diye tek bir cümle kurmamış olanların meseleyi, açık kaynaklarda yazdığı için söylüyorum, 'Suriye yönetimi cihadisttir' diyerekten Batı'daki kara propagandanın diliyle konuşarak, burada terör örgütünü aklama yoluna gitmeleri aslında başka bir amacı bize göstermektedir."
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Suriye temaslarını hatırlatan Çelik, "Pek çok devlet başkanı orayı ziyaret etti. Suriye Cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletler gibi temel platformlarda Suriye'yi temsil eden cumhurbaşkanı olarak ağırlandı ve kabul gördü. Burada bu yapıya 'cihadist' denilerekten, aslında terör örgütlerinin durumu örtbas edilmeye çalışılıyor." dedi.
"CHP'nin, AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta'ya Alevilerle ilgili söylemleri, AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan'a da emekliler konusundaki açıklamalarıyla ilgili eleştirileri oldu. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Çelik, AK Parti'nin Aleviler konusundaki sahiplenmesi ve hassasiyetinin son derece açık şekilde ifade edildiğini hatırlattı.
Ömer Çelik, bu konuda ayrımcılıkların kaldırılması için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, belediye başkanlığı zamanından beri ortaya koyduğu gayretlerin çok yüksek olduğunu belirtti.
Emeklilerle ilgili konuda bütçenin imkanları içinde elden gelenin yapılmaya çalışıldığını dile getiren Çelik, "Bu çerçevede ekonomik programın ilerlemesine, ekonomik program çerçevesindeki iyileşmelere bağlı olarak hiçbir zaman emeklimizi, esnafımızı, işçimizi, çiftçimizi yalnız bırakmayacağız. Bütün bu hassasiyetler net biçimde ortadayken bizim arkadaşlarımızı, Grup Başkanvekilimiz Leyla Hanımı, Genel Sekreterimiz Eyyüp Bey'i çirkin bir dille hedef almalarının herhangi bir geçerliliği yok bizim için, bu yok hükmündedir." diye konuştu.
Usta ve İnan'ın bu görevlere kendi siyasi kabiliyetleri ve emekleriyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın takdiriyle getirildiğini, görevlerini de haklarıyla yaptığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
"Dolayısıyla burada emekli canlarımız, Alevi canlarımız üzerinden AK Parti'ye dönük bir tartışma açılması, arkadaşlarımıza dönüp çirkin bir dil kullanılması tümüyle reddettiğimiz bir konudur. Biz, Alevi canlarımızla da biriz, beraberiz. Bütün dikkatimiz, bütün siyasi hayatımız boyunca da en önemli önceliklerden bir tanesi emeklilerimizle yürüdüğümüz yolda, onların her zaman yanında olmaktır. Arkadaşlarımıza dönük bu çirkin ifadeleri, kullananlara iade ediyoruz."
"Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış"
"İran'da yaşanan olayların Türkiye'ye olası etkilerine dair bir hazırlık olup olmadığına yönelik" soru üzerine Çelik, İran'da yaşananları çok yakından takip ettiklerini, İran halkının herhangi bir zorlukla karşı karşıya kalmamasının en büyük hassasiyetlerinden biri olduğunu söyledi.
Çelik, İran'da yaşananları halletmesi gerekenlerin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ifade ettiği gibi İran toplum hayatı ve İran Devlet hayatının kendi öz dinamikleri olduğunu dile getirdi.
Dışarıdan müdahalenin ya da İsrail'in bahsettiği gibi birtakım yaklaşımların son derece olumsuz sonuçlar doğuracağına işaret eden Çelik, "Bölgemizde çok dinamik olaylar oluyor, tüm bu olaylar karşısında bütün komşularımızla ilgili olduğu gibi yakın bölgemizdeki olaylarla ilgili hazırlıklarımızı en üst düzeyde tutuyoruz." ifadesini kullandı.
"CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, 'Baas rejimleri çöktükten sonra bölgede seküler olarak CHP ve DEM Parti kaldı'" şeklindeki söylemlerine ilişkin Çelik, bunu, son yıllarda yapılan en vahim açıklama olarak değerlendirdiğini aktardı.
Söz konusu söylemin çok yanlış, sıkıntılı, CHP'ye gönül veren vatandaşlara büyük haksızlık olduğunu dile getiren Çelik, bunun sekülarizmin, laikliğin, demokrasinin ne olduğunu anlamamış bir zihniyetin ürünü olduğunu ifade etti.
Ömer Çelik, "Özel'in 'Tayyip Bey dua ediyor yağmur yağmasın, Ankara susuz kalsın, İstanbul susuz kalsın' şeklinde bir söylemi olmuştu. Bu konuya dair bir değerlendirmeniz olur mu?" sorusuna ise şu yanıtı verdi:
"Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış, bilmediği konularda konuşuyor. Burada net bir şey söylemek gerekirse, kendi belediyelerinin beceriksizliğini örtme bakımından söylemeyeceği yalan olmadığını, burada da bir sınır tanımadığını gösteriyor. Cumhurbaşkanımızın açık bir şekilde bütün milletimize hitap ederken yaptığı dualar, her zaman konuşmaların içinde, konuşmalarının sonunda milletimizin hayrı içindir, bölgemizin hayrı içindir. Cumhurbaşkanımız, bu memleketin beceriksizlerin eline kalmaması için, bu memleketin Yassıada zihniyetinin eline kalmaması için dua ediyor ama milletimize kötülük anlamına gelen herhangi bir duası olmaz, böyle bir şey söz konusu olmaz. Özgür Özel'in söylediği şey siyasi yalanın artık zirve noktası olduğu gibi, büyük bir iftira söz konusu olduğu gibi, maalesef siyaset alanının dışına çıkan, başka motivasyonlarla hareket eden bir tutum içerisinde de olduğu görülüyor."
Çelik, 30 avro altındaki siparişlerin gümrük vergisinden muaf tutulmasını sağlayan maddenin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin soru üzerine, haksız rekabete izin vermemek için bu adımın atıldığını söyledi.
Teknolojik gerekliliği olan istisnai durumlarda bazı yeni değerlendirmelerin yapılabileceğine işaret eden Çelik, "Tüketici güvenliği ve sağlığı, ürün güvenliği, haksız rekabetin önlenmesi açısından atılan adımlar bunlar. Aşırı fiyatlamalarla ilgili olarak Ticaret Bakanlığı gereken hassasiyeti gösteriyor, bunlar takip ediliyor." diye konuştu.
"AB dönem başkanlığını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin devralmasının, Türkiye'yi etkileyip etkilemeyeceğine" yönelik soruya Çelik, şu cevabı verdi: "Biz baştan beri AB'nin, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin esiri olmasının, AB'yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini, AB'nin küresel bir güç olmaktan çıktığını söyledik. Bugün gelinen noktada AB, Grönland çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara, Ukrayna-Rusya savaşı çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara, güvenlik garantileri çerçevesinde çıkan tartışmalara ve NATO çerçevesinde çıkan tartışmalara bakın, Türkiye'nin 'AB bu şekilde küresel güç olamaz' tezinin ispatlandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu vizyonsuzluk esasında Türkiye'ye dönük genişleme perspektifinin durdurulmasıyla başladı. Ama ondan öncesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin marjinal tezlerinin AB tezi olarak sunulmasından dolayı ortaya çıktı. 7 Ocak'ta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu devralma sırasında KKTC'ye dönük 'işgal,ilhak' gibi ifadeler kullanıyor. Daha sonra da 'bölünme' gibi ifadeler kullanıyor. Bunların hepsi gayrimeşru ifadelerdir. Esas buradaki ilhak, 1963'te Rum kesiminin anayasayı, Kıbrıs Türk'ünün haklarını gasp ederek ortaya koyduğu işgal ile ilhaktır."
"Bu zihniyetle hayatiyetini sürdürmesi çok zor"
Kıbrıs konusunda AB'nin herhangi bir şekilde arabulucu olamayacağına işaret eden Çelik, "Çünkü tarafsız değil. Tarafsız olmadığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bu devir teslim sırasında söylediği sözlerle de bir kere daha ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin üyeliği ile ilgili konu artık Güney Kıbrıs meselesi, Almanya, Fransa meselesi vesaire bunları aşmıştır." diye konuştu.
Türkiye meselesinin, önceleri AB'nin küresel güç olup olmama meselesi olduğunu belirten Çelik, şunları kaydetti: "Bakın burada net bir şekilde ilk defa söylüyorum. Türkiye'nin üyeliğine yaklaşım meselesi, bundan sonrasında AB'nin birlik olarak hayatiyetini sürdürüp sürdürememe meselesi haline gelmiştir. Yani bu zihniyetle hayatiyetini sürdürmesi çok zor olacaktır. Nitekim işte güvenlik konularındaki davranışlarını görüyorsunuz. Grönland meselesindeki dağınıklıkları, NATO ve Karadeniz, Doğu Akdeniz'deki yanlış tutumları...Bütün bunlar herhangi bir şekilde ekonomik güç olan ama bir şekilde siyasi güç, güvenlik gücü olamayan bir yapı ortaya koyuyor."
"Esas mesele insanların can güvenliğini tehdit eden uygulamalar"
Çelik, DEM Parti heyetinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşme taleplerinin olup olmadığına ilişkin soru üzerine, bu konuda kesinleşmiş bir takvimin olmadığını söyledi.
"Suriye'deki olaylar sonrası DEM Parti eş genel başkanlarının çözüm için SDG yöneticilerini Ankara'ya davet etmesine" ilişkin soruya Çelik, şu yanıtı verdi: "Bu söylemler çeşitli odaklar tarafından gündeme getiriliyor. Ama net bir şekilde görmek lazım. Biz, insan hakları konusunda ve diğer konulardaki hassasiyetimizi Suriye yönetimiyle paylaşıyoruz ve onlardan da olumlu dönüş alıyoruz. Herhangi bir şekilde bir yerde sıkıntı olduğunda, Suriye yönetiminin bununla ilgili olarak soruşturma açmasından, bunlara müdahale etmesinden de memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyoruz. Burada esas mesele insanların can güvenliğini tehdit eden uygulamalar. Son örnekte de olduğu gibi SDG tarafından ortaya koyulmuştur. Yani Şeyh Maksud'da, Eşrefiye'de ve Beni Zeyd'de ortaya çıkan tablo, SDG terör örgütünün doğrudan askerleri ve sivilleri hedef alarak ortaya koyduğu bir katliam tablosudur. Şimdi bu sık söyleniyor. Yani 'Türkiye'ye davet edin ve şu şekilde olsun' diye. Biz, bunun yolunu söyledik. Silahların bırakılması, terör unsurlarından arınması, 10 Mart Mutabakatı'na uyarak, Suriye'nin bir parçası olması şeklindeki bir süreçle bu mümkün olur."
"Kürt karşıtı bir politika sürdürüldüğü yalandır"
"Türkiye'nin bölgesinde anti-Kürt bir politika yürüttüğü" yönündeki iddiaların sorulduğu Çelik, şunları kaydetti: "Arkadaşlar bu daha Türkiye'de Suriye konusu, Suriye'deki Kürtler konusu konuşulmazken bile, bu kadar gündem değilken bile Cumhurbaşkanımız, o zaman Esad’la görüşülen zamanlarda Esad'a 'Suriye Kürtlerine haklarını vermesi gerektiğini, onların da diğer unsurlar gibi eşit vatandaş statüsüne kavuşturulması gerektiğini' söylemişti. Daha bu katliamlar başlamamıştı. O zamana kadar bugün 'Türkiye'nin anti-Kürt bir politika izlediğini' söyleyenlerin seleflerinin gündeminde Suriye Kürtleri diye bir konu yoktu. Bu, Meclis'te bile gündeme gelmemişti. Daha Türkiye siyasetinde böyle bir gündem bile yokken, Cumhurbaşkanımız, görüşülen zamanlarda, katliamların başladığı zamanlarda Esad'a bunları telkin ediyordu. Suriye Kürtlerine haklarını ver, seçimlere girsinler, eşit vatandaş olarak Suriye içerisinde konumlansınlar diye."
Çelik, birtakım acemi siyaset sihirbazlıklarının yapıldığına dikkati çekerek, "Türkiye'nin Orta Doğu coğrafyasında anti-Kürt bir siyaset izlediği izleniminin verilmeye çalışıldığını" söyledi.
Buna Orta Doğu coğrafyasındaki Kürtlerin bile inanmayacağına işaret eden Çelik, "Yıllardır böyledir. Kobani meselesinde Barack Obama, Cumhurbaşkanımızı aramıştı. Kobani düştü, düşüyor diye. O zaman terör örgütü Kobani'ye kimsenin girmesine müsaade etmiyordu ki katliam olsun da bir propagandasını yapsın diye. Kobani'ye giden yardıma Türkiye kapıyı açtı. Bir günde 100 bin kardeşimizi Kobani'den ölümden kurtarmak için Türkiye tarafına geçmesini sağladık biz. Dolayısıyla burada 'Türkiye'nin anti-Kürt bir politika, Kürt karşıtı bir politika sürdürdüğünü söylemek' baştan aşağı bir yalandır." diye konuştu.
"Büyük bir çelişki"
Bunu söyleyenlerin, terör örgütleri konusundaki gündemi saklamaya çalıştığına işaret eden Çelik, terör örgütlerine silah bırakma konusunda hiçbir çağrı yapmayanların, "Türkiye'ye anti-Kürt bir politika izliyorsun" demesinin büyük bir çelişki olduğunun altını çizdi.
Ömer Çelik, şunları ifade etti: "Bugün Kürtlerden yana olanların, Suriye'deki, Irak'taki Kürt kardeşlerimizden yana olanların yapacağı ilk çağrı, PKK ve SDG'nin silah bırakması, terörsüz bölge sürecine ulaşılması gerektiğidir. Bu nettir. Bizim Kürt vatandaşlarımızın akrabaları, kardeşleri Suriye'de oturuyor. Bizim Kürt vatandaşlarımızın akrabaları ve kardeşleri bizim de kardeşlerimizdir. Irak'takiler de aynı şekilde kardeşimizdir. Orada Türkmen'in, Kürt'ün, Arap'ın ortak geleceğe, ortak kadere sahip bir şekilde, ortak refahını ve ortak güvenliği paylaşacak şekilde yoluna devam etmesi gerektiği için Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefini gözetiyoruz. Ama birileri terörsüz bölge hedefinden ve Terörsüz Türkiye hedefinden terör örgütlerinin meşrulaşacağı ya da mazur görüleceği bir tablonun ortaya çıkmasını istiyorsa, bu hem bölge halklarına ihanettir hem de Kürt çocuklarının geleceğine ihanettir."
"10 Mart Mutabakatı'na uymak dışında herhangi bir şey önermiyoruz"
Çelik, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin hem Türkiye için hem de bölge için ortak refahı, ortak güvenliği, ortak geleceği paylaşan iradenin ortaya çıkması olduğunu söyledi.
"Suriye'de SDG'nin neden 10 Mart Mutabakatı'na uyup silah bırakmadığı, Suriye toplumunun parçası olarak bütün bir Suriye'de faaliyet gösterecek şekilde, eşit vatandaş olarak davranmadığı" sorusu yöneltilen Çelik, "Bunun Siyonizmle olan dalga boyunu herkes görüyor. Yani bunun görünmemesi mümkün değil." dedi.
Çelik, şunları kaydetti: "Bunu görmemek, akılla alay etmektir. Yani istihbarata da gerek yok. Beni Zeyd'e, Şeyh Maksud'a, Eşrefiye'de en son olanlar ortadadır. Bizim söylediğimiz, kimsenin, hiçbir etnik grubun kanı dökülmesin. Hiçbir mezhep grubuna, etnik gruba ait kardeşimizin kanı dökülmesin. Bütün geçişler makul bir şekilde, masada, siyasi süreçlerle, ortak kararlarla gerçekleşsin. Yani 10 Mart Mutabakatı'na uymak dışında herhangi bir şey önermiyoruz. Ama buna karşı 'Ben elimdeki silahı bırakmam, silahı bırakmadığım gibi birtakım maksimalist taleplere devam ederim' diyen varsa, bundan sonrasında maalesef çok daha üzücü gelişmeler olabilir. Çok daha sıkıntılı şeyler olabilir. Kimse, geçmişte de bu görülmüştür, böyle birtakım kaos ortaya çıktığı zaman, dünyada bir istikrarsızlık ortaya çıktığı zaman birileri buradan terör örgütleri için bir derinlik üretebilir miyiz, bir mevzi üretebilir miyiz gibisinden, maalesef hiç dolu olmayan bir takım yaklaşımlara giriyorlar ama sonuçta aynı kapıya çıkıyor. Tekrar çıkmasın.
Biz, geçmişte yaptığımız gibi terörün en ağır tabloları ortaya koyduğu zamanda bile demokratikleşme perspektifimizi koruduk, siyasi reform perspektifimizi koruduk, Türkiye'nin içindeki kardeşliğe bir halel gelmedi. Türkiye'nin içindeki kardeşliğin hamurunun ne kadar sağlam olduğu ne kadar sağlıklı olduğu, Türkiye'nin kendi iç bünyesinin ne kadar değerli olduğunu her olayda görüyoruz. Biz bunu bölgemiz için de istiyoruz. Bunda herhangi bir şekilde şüphe yok. Tablonun ne olduğunu da görüyoruz. Burada birileri çıkıp da ikide bir terör örgütlerini meşrulaştırmak için 'karşı tarafta cihadistler var, DEAŞ var, onlar saldırıyor' diyor. DEAŞ ile en çok mücadele eden ülke biziz. DEAŞ ile doğrudan doğruya kara savaşı vermiş yegane ordu Türk ordusudur. Defalarca söylenmiştir bu. Orada en büyük mücadeleyi biz vermişizdir. Problemin PKK, SDG'nin bütün unsurları, uzantılarıyla silah bıraksın diyebiliyor musunuz, diyemiyor musunuz? Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefine sahip çıkabiliyor musunuz, çıkamıyor musunuz?"
"Demokrasinin güçlendiği tablolar ortaya çıksın diye uğraşıyoruz"
Çelik, Türkiye'nin Suriye'de Kürtlerin eşit olduğu ve Suriye'nin ortak geleceğinde imzası bulunan bir tablonun ortaya çıkmasını istediğini, bunun önündeki en büyük engelin ise terör örgütlerinin süreci akamete uğratması olduğunu belirtti.
Suriye'de Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların ve bütün mezhep gruplarının kendi ortak geleceklerinin inşasında imza sahibi olması gerektiğine işaret eden Çelik, "Hep beraber olumlu adımlar görelim, olumlu adımlar atılsın, terörden arınmış, kardeşlik hukukunun daha pekiştiği, demokrasinin, hukukun ve ortak iradenin daha da güçlendiği tablolar ortaya çıksın diye hep beraber uğraşıyoruz." ifadelerini kullandı.
Çelik, yükseköğretim alanında elde edilen olumlu bir gelişmeyi de paylaştı. Sürdürülebilir ve iklim dostu kampüs projeleri kapsamında üniversitelerin teşvik edildiğini hatırlatan Çelik, Yeşil Üniversite Endeksi'ne göre Türkiye'nin 139 üniversite ile dünyada ikinci, Avrupa'da ise birinci sırada yer aldığını belirtti.
Bunun hem enerji verimliliği hem de doğa dostu kampüslerin yaygınlaşması açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Çelik, YÖK Başkanı ve ekibini, üniversitelerde doğa dostu ve enerji verimliliğine odaklanan kampüs projelerine destek veren tüm yöneticileri ve özellikle öğrencileri tebrik etti.
Çok Okunanlar