SON DAKİKA
Hava Durumu

Ertuğrul Başer yazdı: Sırrı Süreyya Önder ve devrim ukdesi

İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren TBMM Başkanvekili, DEM Parti İstanbul Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder hayatını kaybetti. Yazar Ertuğrul Başer, "O ükdeyi törpüleyip geldiği yer güzel bir yerdi” başlıklı yazı yazdı.

Haber Giriş Tarihi: 03.05.2025 21:56
Haber Güncellenme Tarihi: 03.05.2025 22:13
Kaynak: Haber Merkezi
hurhaber.com
Ertuğrul Başer yazdı: Sırrı Süreyya Önder ve devrim ukdesi

Yazar Ertuğrul Başer, kaleme aldığı yazıda Türkiye sosyalist hareketinin kuşaklar arası geçişlerinde yaşanan içsel çatışmaları ve sorumluluk duygularını mercek altına alıyor. Yazıda, 1962 doğumlu Sırrı Süreyya Önder'in hikâyesi üzerinden, 47’li ve 57’li kuşaklardan devralınan devrimcilik mirasının nasıl bir ukdeye dönüştüğü anlatılıyor.

Yazar Ertuğrul Başer'in yazısının tamamı şöyle:

Eskiler dünya hallerini, insanlık durumlarını 3-4 torba malzemeyle (hikayeler torbası, atasözleri torbası, vecizeler torbası, vb., hepsinin de derdi aynıydı: ibret al deli gönlüm) büyük bir başarıyla dile, sohbete, bilince, genç talebelere taşırlardı.. Bu babamın hikayeler torbasından:

Adam semer hırsızıymış, semer görünce dayanamaz çalarmış. Yaşlanmış, hacca gitmiş, tövbe etmiş.
Hacdan dönmüş köyüne, sağa baksa eşek sola baksa eşek, sırtlarında semerler!
İnsan kendini bilmez mi, bakmış olacak gibi değil, tövbesini bozacak.. bir eşeğin sırtında semer görünce hemen yanına varır, semeri şöyle bir kaldırır tekrar yerine koyarmış! Bu dursun, döneceğim.

Sırrı Süreyya Önder “tek yol devrim, devrimcilik, sosyalizm, Marksizm” mitosuyla büyümüş, kimlik ve kişilik inşa etmişti. 5 yıllık evreler, alt-kuşaklar halinde bakarsak, bizim 9 numara, en küçük kardeşin yaşında, 1962 doğumlu.. bu alt-kuşaklar arası ilişkiler ilginçtir (biraz grupta zaman zaman alevlenen İslamcılık tartışmasında benzer şeyler buluyorum ama tam da değil sanki), bazen birçok şeyi açıklar.. Bir yanıyla psikolojide büyük, ortanca, küçük kardeşler arasındaki, salt aile içi konumdan türeyen, kişiliğe etkiyen farklılıklarla ilgili araştırmalara benziyor burası!

Ünlü 68’liler denilen kuşak 47’li (Firuzan’ın iyi bir romanı vardır yanlış hatırlamıyorsam 47’liler, diye), Deniz Gezmiş, Mahir Çayın, Ali Kırca, Ömer Laçiner, vb. Kısaca bu kuşak Türkiye’de sosyalist hareketi Castro’nun, Che’nin, vb., yoluna sokan (halk savaşı, kırdan şehire silahlı mücadele, silahlı, çelik çekirdek öncü parti, MDD, vb.) yani bir tür kurucu kuşaktı, çocuk yaşta ölümleriyle geride kalanları 2 kere bu yola “sürüklediler”, “mecbur ettiler”..

52’lilerin, 57’lilerin (benim kuşak) hiçbir şansı yoktu, o yolu yürüdüler, geri getirilemeyecek, sual edilemeyecek, tartışılamayacak ölüler şehitler aşkına, en geç 1980 başlarında sosyalist devrim olacağına iman ederek, birleştiler bölündüler, toplandılar parçalandılar, uzadılar kısaldılar, ama her durumda 47’lilerin ölümleriyle mühürleyip miras bıraktığı devrim için öldüler öldürdüler.. Diğer bir deyişle kendilerini bizzat doğrudan, ölümüne sorumlu hissettiler, bizzat o miras borcun geri ödeyicisi, o çilenin çekicisi, o vicdan azabının faili, o tek yol devrim “praksis”inin, o mecburiyetin kendisi oldular (bu iki kuşak arasında da ciddi farklar vardır, yazdıkça akla geliyor, ilki daha taşralı, ikincisi daha kentli, dinledikleri müzikler, okudukları, vb., neyse)

Sosyalist sol hareketin hayalen (insan hayalleriyle yürür), kalben (hayaller kalpte büyür kalpte ölür) kırılışı 1977’dir (korkunç sembol 1 Mayıs), yani bizim 20 yaşımız! Bir sonraki, yani 1962’li Sırrı Süreyya Önder alt-kuşağının 15 yaşı.. 12 Eylül 1980 darbesi geldiğinde bu alt-kuşak “devrimci mücadeleye” daha yeni yeni ısınıyordu ve bir önceki alt-kuşağın (1952 ve 57’liler) etkisinden (aile içinde küçük kardeş üzerindeki abi-etkisi gibi) yeni yeni sıyrılıyordu, darbenin tarumar ettiği, bütün normalleri paramparça ettiği bir ortamda, sanki hiçbir zaman o etkiden sıyrılıp tam kendi yollarına, kendi bahtlarına yürüyemediler, sanki sol/sosyalist mücadeleye dahil oluşları da mücadeleleri de yarım kaldı.. ve sonraki bütün arayış, değişim veya Türkiye toprağındaki en hakikatli seçeneğiyle/devam yoluyla, normale, normal dünyaya avdet ediş yıllarında (1980 ve sonrası) “devrimcilik, tek yol devrim, sosyalizm” (veya farklı tonlarıyla kemalizm/sol-kemalizm) en çok bu alt-kuşağın içinde ukde kaldı, devrimciydiler ama tam bir "devrimci sorumluluk" alamamışlardı, vb., sanki ona, o olamayana en çok onlar yandılar..

Sırrı Süreyya Önder’in, bu ukdeyle, nerede bir semer görse hemen yanaşıp semeri şöyle bir kaldırdığını ve tekrar yerine koyduğunu, nerede bir “tek yol devrim, sosyalizm” iması görse hemen yanaşıp onları şöyle bir kaldırıp tekrar yerine koyduğunu görürdüm zaman zaman (mesela Gezi’de, vb.), ama zor ömürlerin, dumurların, hayallerin sonunda gelip durduğu yer, o ukdeyi törpüleyip geldiği yer güzel bir yerdi, inşallah o yer, o Türkiye damarı Türk ve Kürt solunda ondan sonra da kurumaz, yeniden rahmet diliyorum..

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.