Bundan tam bir hafta önce Salı Günü Türkiye'de mahkemeye çıkan Alman vatandaşı Peter Steudtner ve aralarında İsveç vatandaşı Ali Gharavi'nin de bulunduğu yedi diğer tutuklu serbest bırakıldı. Medyanın “Büyükada Davası” olarak kamuoyuna yansıttığı ve sadece Almanya ve İsveç'ye değil AB'de çok konuşulan bu davada tutuklu sanık kalmadı. Peter Steudtner ve Ali Gharavi ülkelerine geri döndüler. Savcılık zaten altı sanığın tutukluluk halinin kaldırılmasını talep etti ve mahkeme sekizini de serbest bıraktı. Buraya kadar her şey normal. Doğru ya da yanlış Türk güvenlik birimleri tarafından yürütülen bir soruşturma sonucu gözaltına alınan ve ardından tutuklanan “sanıklar” her hukuk devletinde olduğu gibi duruşma tarihleri geldiğinde mahkemeye çıktılar ve mahkeme onları serbest bıraktı.
Bu durum tüm diğer Türkiye'de tutuklu sanıklar için aynen geçerli. İster Türk isterse Alman vatandaşı olsunlar mahkeme önünde “eşitler”. Alman vatandaşı Peter Steudtner için çok geniş bir kamuoyu yaratıldı. Benim de muhatap olduğum bir çok Alman gazeteci, diplomat ya da politikacı Peter Steudtner'in “masum” olduğunu dile getirdiler her görüşmede. Ben de hep soruşturmanın sonuçlanmasını ve mahkemeye çıkmasını beklemek gerektiğini dile getirdim. Haklı da çıktım. Karar doğru ya da yanlıştır. Bu konuda yorum yapamam. Avrupa Parlamentosu'nda İç İşleri Politikası sözcülüğü ve AP İç İşleri Komisyonu Bütçe raportörlüğü yapmış bir politikacı olarak “yürümekte olan soruşturmalar ve davalar” hakkında kamuoyunda yorum yapmama kuralına her zaman sadığım. Hukuk devletlerinde mahkeme kararlarına saygı göstermek benim için bir “olmazsa olmazdır”. Eğer karara yönelik “şüphe” var ise hukuk devleti olanaklarını kullanmak mümkün. Almanya'da Peter Steudtner'in serbest bırakılması çok kişiyi sevindirdi. Dilerim onlar da Türkiye'de mahkemelerin bağımsız karar vermekte olduğu gerçeğini görmüşlerdir. Maalesef en başta artık seçimi kaybetmiş ve yeni hükümetin kurulmasını bekleyen Almanya Dış İşleri Bakanı Sigmar Gabriel'in bu karara yönelik açılaması büyük bir talihsizlik oldu. Gabriel, Peter Steudtner'in Almanya eski şansölyesi Gerhard Schröder'in özel çabaları sayesinde serbest kaldığı iddiasında bulundu. Gabriel bence çok çirkin bir şekilde başarısız grafiğini düzeltmek amacıyla Peter Steudtner olayını istismar etmeye kalktı. Çok yazık. Hem de ayıp! İlk önce hemen belirteyim: aylar önce Der Spiegel ile gerçekleştirdiğim bir ropörtajda Türkiye ve Almanya arasındaki krizin çözümü için en uygun arabulucunun Gerhard Schröder olduğunu söyleyen biri olarak hala aynı görüşteyim. Gerhard Schröder Türkiye'de sevilen ve sayılan bir şahsiyet. Almanya'nın eski şansölyesi olarak Türkiye ve Almanya ilişkisinin değerini en iyi bilenlerden biri. Kendisi Peter Steudtner için de Türkiye'de dostları ile konuşmuş olabilir. Bu onun en doğal hakkı ve eminim dostları da onun dediklerini saygıyla dinlemişler ve ona bu konuda kendi yaklaşımlarını da dile getirmişlerdir. Ancak ona da mahkemelerin bağımsız karar verdiğini kesinlikle söylemişlerdir. Ayrıca Almanya Dış İşleri Bakanı Gabriel haklı olsaydı yaptığı açıklama çok acemice ve yanlış oldurdu. “Madem Gerhard Schröder sayesinde Alman vatandaşları Türkiye'de serbest bırakılıyor. Bu durumda Sayın Schröder'in işi bitmemiş demekti ve diğer Alman vatandaşları için de görüşmeye devam etmesi gerekirdi. Sigmar Gabriel, yaptığı açıklama ile bu”gizli yolu” deşifre etmiş” olurdu. Kısacası Sigmar Gabriel'in hiç bir inandırıcılığı olmadığı ortada. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın TBMM'de AK Parti Grup Toplantısında yaptığı konuşma esnasında “aralarında Steudtner'in de bulunduğu Büyükada Davası sanıklarını” çok sert eleştirdiği günün akşamında mahkeme bu sanıkları serbest bıraktı. Eğer Türkiye'de iddia edildiği gibi mahkeme “etki altında” karar veriyor olsaydı sonuç farklı oldurdu. Almanya Dış İşleri Bakanı Gabriel'in bu konuda Türkiye'yi iyi tanıyan diplomatlarını dinleyip gerçekleri öğrenmesinde yarar var. AB, AP ve AB üyesi ülkelerin ulusal parlamentoları ile hükümetleri Türkiye'ye sürekli ön yargılı bakmak yerine Türkiye'yi tanımayı ve anlamayı denemeliler. Peter Steudtner, Ali Ghavari ve diğer altı sanığın serbest bırakıldığı dava Türkiye'de mahkemelerin ve hakimlerin ne kadar “bağımsız” olduğunu gözler önüne serdi. Türkiye'de bir çok mahkeme kararını bu nedenle bazen “hayret ve şaşkınlıkla” karşıladığımı itiraf etmeliyim. Ancak bu tüm hukuk devletlerinde başımıza gelen bir durum. Almanya ya da Belçika ve tüm diğerleri için de geçerli. Bu nedenle Avrupalı dostlarımıza önerim, Türkiye'de hukuk devleti işleyişine saygı göstermeleri. Türkiye'nin bağımsız mahkemeleri ve hakimleri kararlar verdiğinde bazen Steudtner örneğinde olduğu gibi bir çok kimse sevinir ve başka bir karar verildiğinde bazıları için “hayal kırıklığı” olur. Hukuk devleti işleyişi böyle olur. Türkiye'de bir hukuk devleti!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ozan Ceyhun
Türkiye’nin bağımsız mahkemeleri
Bundan tam bir hafta önce Salı Günü Türkiye'de mahkemeye çıkan Alman vatandaşı Peter Steudtner ve aralarında İsveç vatandaşı Ali Gharavi'nin de bulunduğu yedi diğer tutuklu serbest bırakıldı. Medyanın “Büyükada Davası” olarak kamuoyuna yansıttığı ve sadece Almanya ve İsveç'ye değil AB'de çok konuşulan bu davada tutuklu sanık kalmadı. Peter Steudtner ve Ali Gharavi ülkelerine geri döndüler. Savcılık zaten altı sanığın tutukluluk halinin kaldırılmasını talep etti ve mahkeme sekizini de serbest bıraktı. Buraya kadar her şey normal. Doğru ya da yanlış Türk güvenlik birimleri tarafından yürütülen bir soruşturma sonucu gözaltına alınan ve ardından tutuklanan “sanıklar” her hukuk devletinde olduğu gibi duruşma tarihleri geldiğinde mahkemeye çıktılar ve mahkeme onları serbest bıraktı.
Bu durum tüm diğer Türkiye'de tutuklu sanıklar için aynen geçerli. İster Türk isterse Alman vatandaşı olsunlar mahkeme önünde “eşitler”.
Alman vatandaşı Peter Steudtner için çok geniş bir kamuoyu yaratıldı. Benim de muhatap olduğum bir çok Alman gazeteci, diplomat ya da politikacı Peter Steudtner'in “masum” olduğunu dile getirdiler her görüşmede. Ben de hep soruşturmanın sonuçlanmasını ve mahkemeye çıkmasını beklemek gerektiğini dile getirdim. Haklı da çıktım. Karar doğru ya da yanlıştır. Bu konuda yorum yapamam. Avrupa Parlamentosu'nda İç İşleri Politikası sözcülüğü ve AP İç İşleri Komisyonu Bütçe raportörlüğü yapmış bir politikacı olarak “yürümekte olan soruşturmalar ve davalar” hakkında kamuoyunda yorum yapmama kuralına her zaman sadığım. Hukuk devletlerinde mahkeme kararlarına saygı göstermek benim için bir “olmazsa olmazdır”. Eğer karara yönelik “şüphe” var ise hukuk devleti olanaklarını kullanmak mümkün.
Almanya'da Peter Steudtner'in serbest bırakılması çok kişiyi sevindirdi. Dilerim onlar da Türkiye'de mahkemelerin bağımsız karar vermekte olduğu gerçeğini görmüşlerdir.
Maalesef en başta artık seçimi kaybetmiş ve yeni hükümetin kurulmasını bekleyen Almanya Dış İşleri Bakanı Sigmar Gabriel'in bu karara yönelik açılaması büyük bir talihsizlik oldu. Gabriel, Peter Steudtner'in Almanya eski şansölyesi Gerhard Schröder'in özel çabaları sayesinde serbest kaldığı iddiasında bulundu. Gabriel bence çok çirkin bir şekilde başarısız grafiğini düzeltmek amacıyla Peter Steudtner olayını istismar etmeye kalktı. Çok yazık. Hem de ayıp!
İlk önce hemen belirteyim: aylar önce Der Spiegel ile gerçekleştirdiğim bir ropörtajda Türkiye ve Almanya arasındaki krizin çözümü için en uygun arabulucunun Gerhard Schröder olduğunu söyleyen biri olarak hala aynı görüşteyim. Gerhard Schröder Türkiye'de sevilen ve sayılan bir şahsiyet. Almanya'nın eski şansölyesi olarak Türkiye ve Almanya ilişkisinin değerini en iyi bilenlerden biri. Kendisi Peter Steudtner için de Türkiye'de dostları ile konuşmuş olabilir. Bu onun en doğal hakkı ve eminim dostları da onun dediklerini saygıyla dinlemişler ve ona bu konuda kendi yaklaşımlarını da dile getirmişlerdir. Ancak ona da mahkemelerin bağımsız karar verdiğini kesinlikle söylemişlerdir.
Ayrıca Almanya Dış İşleri Bakanı Gabriel haklı olsaydı yaptığı açıklama çok acemice ve yanlış oldurdu. “Madem Gerhard Schröder sayesinde Alman vatandaşları Türkiye'de serbest bırakılıyor. Bu durumda Sayın Schröder'in işi bitmemiş demekti ve diğer Alman vatandaşları için de görüşmeye devam etmesi gerekirdi. Sigmar Gabriel, yaptığı açıklama ile bu”gizli yolu” deşifre etmiş” olurdu. Kısacası Sigmar Gabriel'in hiç bir inandırıcılığı olmadığı ortada.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın TBMM'de AK Parti Grup Toplantısında yaptığı konuşma esnasında “aralarında Steudtner'in de bulunduğu Büyükada Davası sanıklarını” çok sert eleştirdiği günün akşamında mahkeme bu sanıkları serbest bıraktı. Eğer Türkiye'de iddia edildiği gibi mahkeme “etki altında” karar veriyor olsaydı sonuç farklı oldurdu. Almanya Dış İşleri Bakanı Gabriel'in bu konuda Türkiye'yi iyi tanıyan diplomatlarını dinleyip gerçekleri öğrenmesinde yarar var.
AB, AP ve AB üyesi ülkelerin ulusal parlamentoları ile hükümetleri Türkiye'ye sürekli ön yargılı bakmak yerine Türkiye'yi tanımayı ve anlamayı denemeliler. Peter Steudtner, Ali Ghavari ve diğer altı sanığın serbest bırakıldığı dava Türkiye'de mahkemelerin ve hakimlerin ne kadar “bağımsız” olduğunu gözler önüne serdi. Türkiye'de bir çok mahkeme kararını bu nedenle bazen “hayret ve şaşkınlıkla” karşıladığımı itiraf etmeliyim. Ancak bu tüm hukuk devletlerinde başımıza gelen bir durum. Almanya ya da Belçika ve tüm diğerleri için de geçerli.
Bu nedenle Avrupalı dostlarımıza önerim, Türkiye'de hukuk devleti işleyişine saygı göstermeleri. Türkiye'nin bağımsız mahkemeleri ve hakimleri kararlar verdiğinde bazen Steudtner örneğinde olduğu gibi bir çok kimse sevinir ve başka bir karar verildiğinde bazıları için “hayal kırıklığı” olur. Hukuk devleti işleyişi böyle olur. Türkiye'de bir hukuk devleti!