Türk sporu, yıllardır bir laboratuvar titizliğiyle işlenen planlı bir başarı grafiği yerine, adeta bozkırın ortasında kendi kendine açan nadide çiçeklerin hikayesini anlatıyor. Biz buna "başarı" diyoruz, oysa bu kelimenin ardında sistemsizliğin getirdiği devasa bir yalnızlık yatıyor.
Kurumsal Akıl Değil Şahsi İnat
Bir ülkede sporun gelişmişlik düzeyi, o ülkenin en yetenekli çocuğunu bulup çıkarmasıyla değil; en sıradan çocuğuna ne kadar spor yaptırabildiğiyle ölçülür. Bizde ise durum tam tersi. Biz, sistemin dışına taşan, ailesinin traktörünü satıp onu antrenmana götürdüğü, hocasının maaşından arttırıp ayakkabı aldığı mucize çocukları alkışlıyoruz. Mete Gazoz’un oku, Busenaz’ın yumruğu, bir sistemin meyvesi değil; bir inadın zaferidir. Oysa spor, bireylerin kahramanlığına bırakılamayacak kadar ciddi bir mühendislik işidir.
Antrenörün Cebi Sporcunun Geleceği
Avrupa’da bir sporcu yetişirken arkasında biyomekanik uzmanından beslenme uzmanına, psikologdan masörüne kadar bir ekip bulur. Bizde ise antrenör; hem şofördür, hem babadır, hem psikologdur, hem de bazen finansördür. Her fırsatta vurguladığım o kurumsallaşma eksikliği tam burada devreye giriyor. Bir antrenörün kişisel gayretiyle gelen madalya, o antrenör sistemi bıraktığında koca bir branşın çökmesi demektir.
İstatistik Yalan Söylemez Sürdürülebilirlik Nerede?
Şöyle bir geriye dönüp bakalım, halterde Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu sonrası ne kaldı? Teniste bir dönem parlayan o bireysel rüzgarlar şimdi nerede esiyor? Eğer başarı bir sistem çıktısı olsaydı, Naim’den sonra 10 tane daha Naim üretirdik. Ama biz tekil örneklerle avunmayı, o örnekler üzerinden siyaset yapmayı ve madalya törenlerinde boy göstermeyi sistem kurmaya tercih ettik. 2026 yılındayız ve hala “Acaba bu çocuk nereden çıktı?” diye şaşırıyorsak, orada bir planlama hatası değil, planlama yokluğu vardır.
Sonuç: Kahramanlara Değil Çizgiye İhtiyacımız Var
Türk sporunun kurtuluşu, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın dev binalar yapmasında veya federasyonların lüks otellerde toplantı yapmasında değil, her çocuğun spor branşına erişebildiği, antrenörün sadece antrenörlük yaptığı ve başarının bir tesadüf olmaktan çıktığı standartlar bütününde yatıyor.
Kahramanlara ihtiyacımız olduğu doğru, ama kahramanların sistemi kurtardığı değil, sistemin kahramanları ürettiği bir düzene geçmediğimiz sürece, her olimpiyat sonrası aynı hayıflanmaları yaşamaya mahkumuz. Artık mucize beklemeyi bırakıp, matematik konuşmanın vakti geldi de geçiyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mert Sıdar
Türk Sporunda Yalnız Kurt Devri
Türk sporu, yıllardır bir laboratuvar titizliğiyle işlenen planlı bir başarı grafiği yerine, adeta bozkırın ortasında kendi kendine açan nadide çiçeklerin hikayesini anlatıyor. Biz buna "başarı" diyoruz, oysa bu kelimenin ardında sistemsizliğin getirdiği devasa bir yalnızlık yatıyor.
Kurumsal Akıl Değil Şahsi İnat
Bir ülkede sporun gelişmişlik düzeyi, o ülkenin en yetenekli çocuğunu bulup çıkarmasıyla değil; en sıradan çocuğuna ne kadar spor yaptırabildiğiyle ölçülür. Bizde ise durum tam tersi. Biz, sistemin dışına taşan, ailesinin traktörünü satıp onu antrenmana götürdüğü, hocasının maaşından arttırıp ayakkabı aldığı mucize çocukları alkışlıyoruz. Mete Gazoz’un oku, Busenaz’ın yumruğu, bir sistemin meyvesi değil; bir inadın zaferidir. Oysa spor, bireylerin kahramanlığına bırakılamayacak kadar ciddi bir mühendislik işidir.
Antrenörün Cebi Sporcunun Geleceği
Avrupa’da bir sporcu yetişirken arkasında biyomekanik uzmanından beslenme uzmanına, psikologdan masörüne kadar bir ekip bulur. Bizde ise antrenör; hem şofördür, hem babadır, hem psikologdur, hem de bazen finansördür. Her fırsatta vurguladığım o kurumsallaşma eksikliği tam burada devreye giriyor. Bir antrenörün kişisel gayretiyle gelen madalya, o antrenör sistemi bıraktığında koca bir branşın çökmesi demektir.
İstatistik Yalan Söylemez Sürdürülebilirlik Nerede?
Şöyle bir geriye dönüp bakalım, halterde Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu sonrası ne kaldı? Teniste bir dönem parlayan o bireysel rüzgarlar şimdi nerede esiyor? Eğer başarı bir sistem çıktısı olsaydı, Naim’den sonra 10 tane daha Naim üretirdik. Ama biz tekil örneklerle avunmayı, o örnekler üzerinden siyaset yapmayı ve madalya törenlerinde boy göstermeyi sistem kurmaya tercih ettik. 2026 yılındayız ve hala “Acaba bu çocuk nereden çıktı?” diye şaşırıyorsak, orada bir planlama hatası değil, planlama yokluğu vardır.
Sonuç: Kahramanlara Değil Çizgiye İhtiyacımız Var
Türk sporunun kurtuluşu, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın dev binalar yapmasında veya federasyonların lüks otellerde toplantı yapmasında değil, her çocuğun spor branşına erişebildiği, antrenörün sadece antrenörlük yaptığı ve başarının bir tesadüf olmaktan çıktığı standartlar bütününde yatıyor.
Kahramanlara ihtiyacımız olduğu doğru, ama kahramanların sistemi kurtardığı değil, sistemin kahramanları ürettiği bir düzene geçmediğimiz sürece, her olimpiyat sonrası aynı hayıflanmaları yaşamaya mahkumuz. Artık mucize beklemeyi bırakıp, matematik konuşmanın vakti geldi de geçiyor.