Lula ile İmamoğlu arasında ‘inanılmaz benzemezlik’
Yazının Giriş Tarihi: 25.04.2026 12:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.04.2026 12:59
Önceki gün "Yazmasam olmaz" diyebileceğim bir olay yaşandı. Silivri'deki "İmamoğlu SuçÖrgütü" davasının kilit sanıklarından avukat Mehmet Pehlivan'ın savunmasını tarih hafızası zayıf ya da o hafızayı silmek isteyen fondaş medya şöyle aktardı: "Lula ve İmamoğlu dosyasındaki inanılmaz benzerlikler..."
Neymiş, ikisi de üç villadan dolayı yargılanmış, ikisinin de siyaseten önü kesilmiş, ikisinin de savcısı sonra bakan olmuş. Herhalde "üç villa" benzetmesi de Boğaz'daki üç villayı temize çekme hamlesi.
Neyse böyle uzayıp giden "inanılmaz" benzerlikler sıralanarak kamuoyuna şu mesaj verilmek isteniyor: İmamoğlu da solcu Lula gibi "yolsuzluk" yapmadı, haksız bir şekilde içeri atıldı.
Yukarıda "Yazmasam olmaz" dediğim şey tam da bu.
Yıllar önce Brezilya'da Lula'nın başına gelenleri sık yazan biri olarak, bu satırları görünce "Bu kadar pişkinlik olmaz" dedim ama dediğime kendim de inanmadım; çünkü bu ekip hakikaten çok pişkin ve arsız. Boşuna bunlara, "post truth" siyasetçi denmiyor. Büyük yalanları küçük gerçeklerle soslayarak sunmayı iyi biliyorlar.
Lula benzetmesi de bu post truth mantığın bir ürünü. Nasıl olsa arka planını sorgulayan yok. Arka planında emperyalizm mi vardı, Lula neyi temsil ediyordu? Bu soruları soran yok.
O günlerde Lula'nın karşısında yer alan emperyalist blokla aynı hizada duran İmamoğlu'nu kıyaslamak en basit yaklaşımla zül olsa gerek.
Olayların içini boşaltarak şeklen kıyaslama yapmak alışkanlıkları. Hatırlayın bu şekilci benzetmeyi Başkan Erdoğan'ın şiir okumasıyla da yaptılar. Neymiş, yolsuzluktan içeri giren İmamoğlu da şiir okuyan Erdoğan gibi "siyasi mağdur"muş. Komik ötesi bir benzetme.
Bu kıyaslamayı yapanlar asıl benzerliğin solcu Lula ile Başkan Erdoğan'ın yaşadıkları arasında olduğunu gizliyor. Söylemek işlerine gelmiyor; çünkü o günlerde hepsi susmuştu.
Hatırlayın, ikisi de 2013 yılından itibaren emperyalizmin açık saldırısına uğradı. O günlerde çok yazdım, 2013'ün haziran ayında Türkiye'de Gezi kalkışması ve arkasından gelen 17-25 Aralık yargı darbesi, Brezilya'da ise "kamu ulaşım ücretlerinezam" gerekçesiyle başlayan, sonra "Araba Yıkama Operasyonu"yla devam eden korkunç bir süreç yaşandı. Mısır'daki darbe de bu sürecin bir ürünüydü. Hepsi aynı elden çıkmış küresel operasyonlardı ve hepsinin arkasında ABD vardı.
Dikkat edin, Silivri'de Lula benzetmesi yapılırken bunlara hiç değinilmiyor. Neden dersiniz? Çünkü o günlerde başta CHP olmak üzere solun önemli bir kesimi ABD desteğine güveniyordu ve gündemlerinde Lula yoktu. Bırakın İmamoğlu'nu CHP'nin kerli ferli solcu aktörleri bile Lula'nın adını ağızlarına almadı.
Hepsi şunu biliyordu; solcu Lula birErdoğan hayranıydı ve sık sık ondan övgüyle söz ediyordu. O ilişkiye bir yazımda şöyle değinmiştim: "Medyada muhafazakâr Erdoğanile solcu Lula arasındaki siyasi benzerlikkadar kişisel benzerliklere dedikkat çekiliyor, hatta Erdoğan'ın'Lula'nın Kasımpaşalı edası var'sözüne Lula da, 'Kasımpaşalılıkbelirleyiciyse mutluluk duyarım' diye cevap veriyordu."
Gerçeğin genetiğini bozup yalanla sundukları için 2023 seçimlerinden sonra da Brezilyalı solcuların tavrı hatırlanmadı. O günlerde, "Ey Türk solcusu bakBrezilyalı yoldaşların ne diyor?" başlıklı yazımda, sadece solcu Lula değil, Brezilya Komünist Partisi bile Erdoğan'a övgüler düzüyordu: "Erdoğan'a karşı devasa birdarbe kampanyasının ortasında,Türkiye'de mevcut cumhurbaşkanıyeniden seçildi. Erdoğan'ın zaferi, emperyalizm için bir yenilgiydi."
Yazıyı 6 Haziran 2020 tarihinde yazdığım şu hatırlatmayla bitirelim: "Brezilya'nın yaşadığı yargısaldarbe sürecini merak edenlerebir not: 'DemokrasininSınırı' belgeselini mutlaka izleyin.Solcu ve CHP'liler izlerlermi bilemem ama izlerlerse kendilerinisolcu Lula'nın değil, sağcıBolsonaro'nun yanında göreceklerindeneminim."
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mahmut Övür
Lula ile İmamoğlu arasında ‘inanılmaz benzemezlik’
Önceki gün "Yazmasam olmaz" diyebileceğim bir olay yaşandı. Silivri'deki "İmamoğlu Suç Örgütü" davasının kilit sanıklarından avukat Mehmet Pehlivan'ın savunmasını tarih hafızası zayıf ya da o hafızayı silmek isteyen fondaş medya şöyle aktardı:
"Lula ve İmamoğlu dosyasındaki inanılmaz benzerlikler..."
Neymiş, ikisi de üç villadan dolayı yargılanmış, ikisinin de siyaseten önü kesilmiş, ikisinin de savcısı sonra bakan olmuş. Herhalde "üç villa" benzetmesi de Boğaz'daki üç villayı temize çekme hamlesi.
Neyse böyle uzayıp giden "inanılmaz" benzerlikler sıralanarak kamuoyuna şu mesaj verilmek isteniyor: İmamoğlu da solcu Lula gibi "yolsuzluk" yapmadı, haksız bir şekilde içeri atıldı.
Yukarıda "Yazmasam olmaz" dediğim şey tam da bu.
Yıllar önce Brezilya'da Lula'nın başına gelenleri sık yazan biri olarak, bu satırları görünce "Bu kadar pişkinlik olmaz" dedim ama dediğime kendim de inanmadım; çünkü bu ekip hakikaten çok pişkin ve arsız. Boşuna bunlara, "post truth" siyasetçi denmiyor. Büyük yalanları küçük gerçeklerle soslayarak sunmayı iyi biliyorlar.
Lula benzetmesi de bu post truth mantığın bir ürünü. Nasıl olsa arka planını sorgulayan yok. Arka planında emperyalizm mi vardı, Lula neyi temsil ediyordu? Bu soruları soran yok.
O günlerde Lula'nın karşısında yer alan emperyalist blokla aynı hizada duran İmamoğlu'nu kıyaslamak en basit yaklaşımla zül olsa gerek.
Olayların içini boşaltarak şeklen kıyaslama yapmak alışkanlıkları. Hatırlayın bu şekilci benzetmeyi Başkan Erdoğan'ın şiir okumasıyla da yaptılar. Neymiş, yolsuzluktan içeri giren İmamoğlu da şiir okuyan Erdoğan gibi "siyasi mağdur"muş. Komik ötesi bir benzetme.
Bu kıyaslamayı yapanlar asıl benzerliğin solcu Lula ile Başkan Erdoğan'ın yaşadıkları arasında olduğunu gizliyor. Söylemek işlerine gelmiyor; çünkü o günlerde hepsi susmuştu.
Hatırlayın, ikisi de 2013 yılından itibaren emperyalizmin açık saldırısına uğradı. O günlerde çok yazdım, 2013'ün haziran ayında Türkiye'de Gezi kalkışması ve arkasından gelen 17-25 Aralık yargı darbesi, Brezilya'da ise "kamu ulaşım ücretlerine zam" gerekçesiyle başlayan, sonra "Araba Yıkama Operasyonu"yla devam eden korkunç bir süreç yaşandı. Mısır'daki darbe de bu sürecin bir ürünüydü. Hepsi aynı elden çıkmış küresel operasyonlardı ve hepsinin arkasında ABD vardı.
Dikkat edin, Silivri'de Lula benzetmesi yapılırken bunlara hiç değinilmiyor. Neden dersiniz? Çünkü o günlerde başta CHP olmak üzere solun önemli bir kesimi ABD desteğine güveniyordu ve gündemlerinde Lula yoktu. Bırakın İmamoğlu'nu CHP'nin kerli ferli solcu aktörleri bile Lula'nın adını ağızlarına almadı.
Hepsi şunu biliyordu; solcu Lula bir Erdoğan hayranıydı ve sık sık ondan övgüyle söz ediyordu. O ilişkiye bir yazımda şöyle değinmiştim:
"Medyada muhafazakâr Erdoğan ile solcu Lula arasındaki siyasi benzerlik kadar kişisel benzerliklere de dikkat çekiliyor, hatta Erdoğan'ın 'Lula'nın Kasımpaşalı edası var' sözüne Lula da, 'Kasımpaşalılık belirleyiciyse mutluluk duyarım' diye cevap veriyordu."
Gerçeğin genetiğini bozup yalanla sundukları için 2023 seçimlerinden sonra da Brezilyalı solcuların tavrı hatırlanmadı. O günlerde, "Ey Türk solcusu bak Brezilyalı yoldaşların ne diyor?" başlıklı yazımda, sadece solcu Lula değil, Brezilya Komünist Partisi bile Erdoğan'a övgüler düzüyordu:
"Erdoğan'a karşı devasa bir darbe kampanyasının ortasında, Türkiye'de mevcut cumhurbaşkanı yeniden seçildi. Erdoğan'ın zaferi, emperyalizm için bir yenilgiydi."
Yazıyı 6 Haziran 2020 tarihinde yazdığım şu hatırlatmayla bitirelim:
"Brezilya'nın yaşadığı yargısal darbe sürecini merak edenlere bir not: 'Demokrasinin Sınırı' belgeselini mutlaka izleyin. Solcu ve CHP'liler izlerler mi bilemem ama izlerlerse kendilerini solcu Lula'nın değil, sağcı Bolsonaro'nun yanında göreceklerinden eminim."