Türkiye 70 yıl sonra nükleer santrale kavuşuyor. Önceki hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı AlparslanBayraktar, Sağlık Bakan KemalMemişoğlu ve Mersin Milletvekili AliKıratlı ile Akkuyu Nükler Güç Santrali'ne gittik. Helikopterden izlenmesi de içerisi de heyecan vericiydi.
Türkiye ilk kez bu sene sonu nükleer enerji kullanacak.
Bu çağ atlama değilse de onun ilk adımı... Önceki yazımda da belirttim; içeriden ve dışarıdan baskılara rağmen Türkiye bu yatırımı gerçekleştirdi. Dönüş yolunda Bakan Bayraktar'la sohbet ederken şu gerçeğin altını çizdi: "Bu sene, biz Akkuyu'da ilk keznükleer reaktörden elektrik üreteceğiz.Dünyada çalışan 400 santral var.Burnumuzun dibinde Ermenistan'da,Bulgaristan'da, Macaristan'da var.Fransa elektriğinin yüzde 75'ini nükleerdenkarşılıyor. Bugün dünyada inşasıdevam eden 60 reaktör var. AmaTürkiye'ye gelince iç ve dış koro ortakbağırıyor: 'Türkiye nükleer yapmasın...'Biz nükleer santral yapıyoruz, yapmayada devam edeceğiz. İnşallahAkkuyu'nun yanına Sinop'u, Trakya'yıkoyacağız ve Türkiye'yi nükleer enerjiligine, o üst lige hep birlikte çıkaracağız."
Güçlü bir siyasi irade olmadan Türkiye'nin bunu başarması kolay değildi. Başkan Erdoğan'ın temellerini attığı Türkiye'nin "Milli Enerji ve MadenPolitikası"nın hayata geçirilmesinde ciddi katkısı olan eski bakan Berat Albayrak şöyle diyor: "Enerji meselesi asla sadece enerjimeselesi değildir."
Dün de bugün de dünya "paylaşım"savaşlarının arka planında hep enerji vemaden vardı.
Bu yüzden ABD Başkanı Trump'ın enerji alanlarının ve nadir toprak elementlerinin peşinde olması tesadüf değil. Bugün dünyayı dönüştüren yeni teknolojiler de yeni madenler üzerinden yükseliyor. Geç de olsa artık Türkiye de bu yarışın içinde ve yeni enerji kaynaklarıyla nadir metallerinin farkında. Bakan Bayraktar'a tam da bunu, Eskişehir'de keşfedilen nadir metalleri soruyorum. Gelinen noktayı şöyle özetliyor: "Bugün bütün dünya devletlerinadir toprak elementlerinin peşinde.Adeta geçmişteki petrole ve altınahücum gibi bir durum var. Biz,Eskişehir'de önemli bir rezerv keşfettik.Pilot tesisi kurduk. Yıllık biniki yüz ton kapasiteli. Şimdi onu çokdaha büyük ölçekli bir endüstriyeltesise dönüştürmenin temelini atmayıhedefliyoruz. Bu teknolojide en ilerideolan ülke Çin. Onlarla da görüşüyoruz."
Söz nadir elementlere gelince doğal olarak yıllardır çok konuşulan ama ne olduğu tam anlaşılmayan "toryum" meselesini de açıyorum. Hatırlarsanız bu konu, 2007 yılında yaşanan sarsıcı ve şüpheli bir uçak kazası nedeniyle de çok tartışılmıştı. Toryum konusundaki çalışmalarıyla bilinen ve 1990'dan sonra CERN'deki çalışmalara da katılan değerli bilim insanı Prof. Dr. EnginArık'tan söz ediyorum. "Toryumu Türkiye'nin geleceği açısındançok önemli görüyorum" diyenProf. Arık, toryum farkını şöyle anlatmıştı: "Toryumla çalışan nükleer santrallerinpatlama tehlikesi olmadığı gibi,Çernobil benzeri bir felaketin yaşanmasıda mümkün değil. Çevre kirlenmiyor.Reaktörün fişini çektiğinizdeher türlü işlem duruyor."
Peki tahmini 800 bin ton rezerve sahip Türkiye'de son durum nedir?
Sorunun cevabını Bakan Bayraktarveriyor: "Bizim önemli bir toryum rezervimizvar. Biz bu teknolojiyi kullansakyakıtımızı kendimiz sağlamışolacağız. Ama hâlâ araştırılıyor.TENMAK çalışıyor, akademide, üniversitelerdeçalışmalar sürüyor. Sonolarak Danimarka'da bu konuya yatırımyapan bir firmayla çalışıyoruz.Dünyada da durum farklı değil ve'Evet, bu reaktörde kullanılıyor' denilen birreaktör yok. Herkes araştırıyor. Birazzamana, olgunlaşmaya ihtiyaç var."
Son sözü bir başka Fizik Mühendisi NilHeycan'a bırakalım: "Türkiye Yüzyılı'nı, Türkiye binyılına taşıyacak güç ülkemizin suyu,güneşi, rüzgârı ve toryumunda mevcuttur."
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mahmut Övür
Enerjide ‘toryum’ umudu
Türkiye 70 yıl sonra nükleer santrale kavuşuyor. Önceki hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sağlık Bakan Kemal Memişoğlu ve Mersin Milletvekili Ali Kıratlı ile Akkuyu Nükler Güç Santrali'ne gittik. Helikopterden izlenmesi de içerisi de heyecan vericiydi.
Türkiye ilk kez bu sene sonu nükleer enerji kullanacak.
Bu çağ atlama değilse de onun ilk adımı... Önceki yazımda da belirttim; içeriden ve dışarıdan baskılara rağmen Türkiye bu yatırımı gerçekleştirdi. Dönüş yolunda Bakan Bayraktar'la sohbet ederken şu gerçeğin altını çizdi:
"Bu sene, biz Akkuyu'da ilk kez nükleer reaktörden elektrik üreteceğiz. Dünyada çalışan 400 santral var. Burnumuzun dibinde Ermenistan'da, Bulgaristan'da, Macaristan'da var. Fransa elektriğinin yüzde 75'ini nükleerden karşılıyor. Bugün dünyada inşası devam eden 60 reaktör var. Ama Türkiye'ye gelince iç ve dış koro ortak bağırıyor: 'Türkiye nükleer yapmasın...' Biz nükleer santral yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. İnşallah Akkuyu'nun yanına Sinop'u, Trakya'yı koyacağız ve Türkiye'yi nükleer enerji ligine, o üst lige hep birlikte çıkaracağız."
Güçlü bir siyasi irade olmadan Türkiye'nin bunu başarması kolay değildi. Başkan Erdoğan'ın temellerini attığı Türkiye'nin "Milli Enerji ve Maden Politikası"nın hayata geçirilmesinde ciddi katkısı olan eski bakan Berat Albayrak şöyle diyor:
"Enerji meselesi asla sadece enerji meselesi değildir."
Dün de bugün de dünya "paylaşım" savaşlarının arka planında hep enerji ve maden vardı.
Bu yüzden ABD Başkanı Trump'ın enerji alanlarının ve nadir toprak elementlerinin peşinde olması tesadüf değil. Bugün dünyayı dönüştüren yeni teknolojiler de yeni madenler üzerinden yükseliyor. Geç de olsa artık Türkiye de bu yarışın içinde ve yeni enerji kaynaklarıyla nadir metallerinin farkında.
Bakan Bayraktar'a tam da bunu, Eskişehir'de keşfedilen nadir metalleri soruyorum. Gelinen noktayı şöyle özetliyor:
"Bugün bütün dünya devletleri nadir toprak elementlerinin peşinde. Adeta geçmişteki petrole ve altına hücum gibi bir durum var. Biz, Eskişehir'de önemli bir rezerv keşfettik. Pilot tesisi kurduk. Yıllık bin iki yüz ton kapasiteli. Şimdi onu çok daha büyük ölçekli bir endüstriyel tesise dönüştürmenin temelini atmayı hedefliyoruz. Bu teknolojide en ileride olan ülke Çin. Onlarla da görüşüyoruz."
Söz nadir elementlere gelince doğal olarak yıllardır çok konuşulan ama ne olduğu tam anlaşılmayan "toryum" meselesini de açıyorum. Hatırlarsanız bu konu, 2007 yılında yaşanan sarsıcı ve şüpheli bir uçak kazası nedeniyle de çok tartışılmıştı. Toryum konusundaki çalışmalarıyla bilinen ve 1990'dan sonra CERN'deki çalışmalara da katılan değerli bilim insanı Prof. Dr. Engin Arık'tan söz ediyorum.
"Toryumu Türkiye'nin geleceği açısından çok önemli görüyorum" diyen Prof. Arık, toryum farkını şöyle anlatmıştı:
"Toryumla çalışan nükleer santrallerin patlama tehlikesi olmadığı gibi, Çernobil benzeri bir felaketin yaşanması da mümkün değil. Çevre kirlenmiyor. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor."
Peki tahmini 800 bin ton rezerve sahip Türkiye'de son durum nedir?
Sorunun cevabını Bakan Bayraktar veriyor:
"Bizim önemli bir toryum rezervimiz var. Biz bu teknolojiyi kullansak yakıtımızı kendimiz sağlamış olacağız. Ama hâlâ araştırılıyor. TENMAK çalışıyor, akademide, üniversitelerde çalışmalar sürüyor. Son olarak Danimarka'da bu konuya yatırım yapan bir firmayla çalışıyoruz. Dünyada da durum farklı değil ve 'Evet, bu reaktörde kullanılıyor' denilen bir reaktör yok. Herkes araştırıyor. Biraz zamana, olgunlaşmaya ihtiyaç var."
Son sözü bir başka Fizik Mühendisi Nil Heycan'a bırakalım:
"Türkiye Yüzyılı'nı, Türkiye bin yılına taşıyacak güç ülkemizin suyu, güneşi, rüzgârı ve toryumunda mevcuttur."