SON DAKİKA
Hava Durumu

ABD’nin liderlik ‘korkusu’ ve İran’ın paradoksu

Yazının Giriş Tarihi: 03.03.2026 13:45
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.03.2026 13:46

Dünya tarihinin bazı dönemlerinde savaşlar toprak için yapılır; bazı dönemlerde ise düzen kurmak için. Bugün Ortadoğu'da yaşanan gerilim, ikinci türden bir savaşın habercisidir. Çünkü mesele artık bir ülkenin diğerini yenmesi değil, küresel güç dengesinin yeniden şekillenmesidir.

TEK KUTUPLULUK ÇÖKÜYOR
Soğuk savaş sonrası dönemde Amerika'nın mutlak hegemonya kurduğu tek kutuplu dünya, son yirmi yılda hızla değişmeye başladı. Çin ekonomik güç olarak yükseldi; Rusya askeri dengeyi zorladı, bölgesel yeni aktörler bağımsız hareket etmeye başladı. İşte tam bu noktada Ortadoğu, yeni dünya düzeninin "satranç tahtası"na dönüştü.
ABD için İran sadece bir ülke değildir; küresel sistemin kontrolüne meydan okuyan bir kırılma noktasıdır. O nedenle ordusunun üçte birini bu bölgeye taşıdı ve Zengezur koridoru sonrası Hürmüz Boğazı'na yöneldi... İsrail için ise İran varoluşsal bir tehditti ve ABD'yi savaşa sürüklemede savaş lobisiyle birlikte her şeyi yaptı.
İran'a gelince... İran için bu mücadele, kuşatmayı kırma ve rejimin hayatta kalma savaşıdır.

ASIL TEHDİT İÇERİDEN
Yıllardır İran hakkında; "Büyük askeri güç", "Yenilmez bölgesel aktör" gibi çok şey söylendi. Oysa sahadaki gerçeklik bambaşkadır. Bir devletin gerçek gücü sadece silah sayısıyla değil, en kritik kadrolarını, stratejik aklını ve güvenlik mimarisini koruyabilme kapasitesiyle ölçülür. İran'ın en büyük paradoksu da tam burada ortaya çıkıyor. Dışarıya karşı devasa bir güç görüntüsü verirken, en üst düzey askeri ve siyasi liderlerinin nokta operasyonlarla sürekli etkisiz hâle getirilebilmesi, sistemin derin kırılganlığını açıkça göstermektedir. Bu tablo, İran'ın vitrindeki sertliğinin ardında ciddi istihbarat zaafları ve kurumsal boşluklar bulunduğunu ortaya koyuyor.
Dahası İran çok sayıda farklı etnik yapılardan oluşuyor ve gönüllü birlikteliği sağlayacak demokratik kanalları da açık değil. Bu nedenle İran için büyük tehlike dış saldırılar değil, içerideki fay hatlarının kırılmasıdır. ABD saldırılarının arkasında da böyle sinsi bir hesap var.
Tabii bu durum, İran'ın savaşı derinleştireme gücü olmadığı anlamına gelmiyor.

KÜRESEL LİDERLİK KAVGASI
Aslında bugün yaşanan savaş çılgınlığı ne İran'ı tamamen yok etmeyi ne de İsrail'in güvenliğini sağlamayı tek başına hedeflemektedir. Bu savaşın asıl amacı çok daha büyüktür: Küresel liderliğin kimde kalacağını belirlemek.
ABD için mesele, dünya düzeninin kontrolünü kaybetmemektir. Bu ABD'nin derin korkusudur. Bunun için uluslararası hukuku da iç hukuku da ayaklar altına alıyor, milyonlarca insanın katledilmesini umursamıyor. Şimdilik birçok alanda Çin'in refleksini test ediyor. Bu yüzden bu gerilim kısa vadeli bir savaş değil, uzun vadeli bir güç mimarisi mücadelesidir.
Ancak ABD'nin de Trump'ın da ciddi açıkları var ve bu Trump'ı daha da agresif yapıyor. Ekonomisinin ve savaş gücünün bu bölgede ne kadar dayanacağı belirsiz. İran saldırılarının körfez ülkeleri ile ABD gemilerine yönelmesi ve verilecek insan kayıpları seçime giden Trump'ı zora sokabilir. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması başlangıçta Trump siyasetine uygun düşse de uzaması bambaşka bir küresel krize dönüşebilir.
Umarım Türkiye'nin öncülüğünde diplomasi tekrar devreye girer ve bu kriz önlenir. Ama şu hiç unutulmamalı: Küresel hesaplaşma ve siyonist saldırılar bir gerçeği daha gösterdi. Artık bugünün dünyasında savaşlar cephelerde kazanılmıyor. Enerji hatlarında, finans sistemlerinde, istihbarat üstünlüğünde ve psikolojik güç alanında kazanılıyor. Devletleri tanklar yıkmıyor; iç dengelerini çökertebilenler yıkıyor.
Bu yüzden Başkan Erdoğan'ın uzun süredir "İç cepheyi güçlendirelim" demesi ve gelmekte olan tehlikeye dikkat çekmesi tarihi önemde bir uyarıdır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.