Bugün ya da yarın Ak Parti ile CHP arasında bir koalisyon hükümeti kurulup
kurulmayacağı belli olacak.
Özellikle, Ak Parti tabanına bakılacak olursa, bu iki parti arasında koalisyon
istenmiyor. Hatta bir çoğu koalisyon yerine ‘tekrar' seçim istiyor.
Tekrar seçim olursa, Ak Parti'nin tek başına hükümet kuracak sayıya ve oy
oranına erişeceğini, MHP'nin birkaç puan oy kaybedeceğini ve CHP ve HDP'nin
de büyük oranda oy oranını koruyacaktır. Belki HDP'de kısmi bir düşüş olur
ancak sonuç büyük oranda değişmez. Bunca terör olaylarına, HDP'lilerin PKK'nın
siyasal kanadı gibi davranmalarına ve PKK teröristlerine yönelik övgü dolu,
Türkiye Cumhuriyeti devlerine karşı da nefret dolu söylemlerine rağmen. Bu
konu yazımızın asıl konusu değil. Fakat, geldiğimiz noktada, bazı medya grupları
ve bazı çevrelerce PKK'ya meşruiyet kazandırma çabaları dikkatlerden
kaçmaması gereken bir konudur.
Son seçimlerdeki HDP ile ilgili yapılan toplum mühendislikleri – Diyarbakır
Bombası, Demirtaş üzerinden yapılan güzellemeler vb- gibi hesaplar her zaman
tutmaz.
Geçmişe bakacak olursak, Ecevit 1973 seçimlerinde birinci parti çıkararak MSP
ile koalisyon hükümeti kurmuştu. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra, tek
başına iktidar olma hesabı ile MSP ile ortaklığı bozarak seçim kararı aldı. Ancak,
Ecevit'in matematiği tek başına seçim kararı alamayacağını hesap edecek kadar
iyi olmamalı ki meclisten seçim kararı çıkmadı ve 1977'de yapılan seçimlerde de
almış olduğu % 41'lik oy da tek başına iktidar getirmedi Ecevit'e.
7 Haziran seçimlerinde, tüm partiler kendilerine göre bir başarı nokta buldular.
Ak Parti Cumhurbaşkanlığı seçiminde % 52 oy alan Recep Tayyip Erdoğan'ın
partisi olmasına ve yerel seçimlerde bile % 45 civarı oy almasına rağmen %
41'lik oy oranını ‘13 yıllık iktidara rağmen birinci partiyim.' diyerek savundu.
CHP'de ise Kılıçdaroğlu'nun ‘% 26'nın altında oy alırsam istifa ederim.' sözüne
karşı istifa gündeme bile gelmedi. MHP, bir önceki seçimi baz alarak ‘ % 13 olan
oy oranımızı % 16'ya, 53 olan milletvekili sayımızı da 80'e çıkardık.' şeklinde
savunma yaptılar.
Sayın Bahçeli ‘Siyaseti kendim, partim, sonra da ülke için yapın.' diyordu
partililerine. Seçime ilişkin olarak 1999'daki gibi ileri görüşlülük (!) ile yapmış
olduğu erken seçim çağrısını tekrarladı 7 Haziran gecesi. Son günlerde erken
seçime ilişkin MHP'deki söylemin azalmış olması sanırım tabandaki tepkiler ve
oy oranlarındaki seçim olduğu takdirde birkaç puanlık oy azalması olabilir
Sonuç olarak ; seçilmişler seçimlerden sonra bir dahaki seçim gününe kadar
konuşuyorlar. Seçim günü ise seçmen konuşuyor. Seçmen, tüm parti ve liderler
için zihninde oluşturmuş olduğu kanaat notunu oy olarak veriyor.
Bakalım kim ne kadar bedel ödemek istiyor kim daha gözü kara göreceğiz ileriki
günlerde.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hilmi Daşdemir
Siyaset Bedel Ödetir
Bugün ya da yarın Ak Parti ile CHP arasında bir koalisyon hükümeti kurulup
kurulmayacağı belli olacak.
Özellikle, Ak Parti tabanına bakılacak olursa, bu iki parti arasında koalisyon
istenmiyor. Hatta bir çoğu koalisyon yerine ‘tekrar' seçim istiyor.
Tekrar seçim olursa, Ak Parti'nin tek başına hükümet kuracak sayıya ve oy
oranına erişeceğini, MHP'nin birkaç puan oy kaybedeceğini ve CHP ve HDP'nin
de büyük oranda oy oranını koruyacaktır. Belki HDP'de kısmi bir düşüş olur
ancak sonuç büyük oranda değişmez. Bunca terör olaylarına, HDP'lilerin PKK'nın
siyasal kanadı gibi davranmalarına ve PKK teröristlerine yönelik övgü dolu,
Türkiye Cumhuriyeti devlerine karşı da nefret dolu söylemlerine rağmen. Bu
konu yazımızın asıl konusu değil. Fakat, geldiğimiz noktada, bazı medya grupları
ve bazı çevrelerce PKK'ya meşruiyet kazandırma çabaları dikkatlerden
kaçmaması gereken bir konudur.
Son seçimlerdeki HDP ile ilgili yapılan toplum mühendislikleri – Diyarbakır
Bombası, Demirtaş üzerinden yapılan güzellemeler vb- gibi hesaplar her zaman
tutmaz.
Geçmişe bakacak olursak, Ecevit 1973 seçimlerinde birinci parti çıkararak MSP
ile koalisyon hükümeti kurmuştu. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra, tek
başına iktidar olma hesabı ile MSP ile ortaklığı bozarak seçim kararı aldı. Ancak,
Ecevit'in matematiği tek başına seçim kararı alamayacağını hesap edecek kadar
iyi olmamalı ki meclisten seçim kararı çıkmadı ve 1977'de yapılan seçimlerde de
almış olduğu % 41'lik oy da tek başına iktidar getirmedi Ecevit'e.
7 Haziran seçimlerinde, tüm partiler kendilerine göre bir başarı nokta buldular.
Ak Parti Cumhurbaşkanlığı seçiminde % 52 oy alan Recep Tayyip Erdoğan'ın
partisi olmasına ve yerel seçimlerde bile % 45 civarı oy almasına rağmen %
41'lik oy oranını ‘13 yıllık iktidara rağmen birinci partiyim.' diyerek savundu.
CHP'de ise Kılıçdaroğlu'nun ‘% 26'nın altında oy alırsam istifa ederim.' sözüne
karşı istifa gündeme bile gelmedi. MHP, bir önceki seçimi baz alarak ‘ % 13 olan
oy oranımızı % 16'ya, 53 olan milletvekili sayımızı da 80'e çıkardık.' şeklinde
savunma yaptılar.
Sayın Bahçeli ‘Siyaseti kendim, partim, sonra da ülke için yapın.' diyordu
partililerine. Seçime ilişkin olarak 1999'daki gibi ileri görüşlülük (!) ile yapmış
olduğu erken seçim çağrısını tekrarladı 7 Haziran gecesi. Son günlerde erken
seçime ilişkin MHP'deki söylemin azalmış olması sanırım tabandaki tepkiler ve
oy oranlarındaki seçim olduğu takdirde birkaç puanlık oy azalması olabilir
Sonuç olarak ; seçilmişler seçimlerden sonra bir dahaki seçim gününe kadar
konuşuyorlar. Seçim günü ise seçmen konuşuyor. Seçmen, tüm parti ve liderler
için zihninde oluşturmuş olduğu kanaat notunu oy olarak veriyor.
Bakalım kim ne kadar bedel ödemek istiyor kim daha gözü kara göreceğiz ileriki
günlerde.