SON DAKİKA
Hava Durumu

Arakan’daki vahşet nasıl son bulur?

Yazının Giriş Tarihi: 04.09.2017 15:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.09.2017 15:02

Arkakan ile ilgili zaman zaman vuku bulan zulümlere son dönemde yenileri eklendi ve bugün itibari ile evlerini barklarını bırakarak yoksul Bangladeş'e sığınan Arakan Müslümanlarının sayısı 73 bine ulaşmış durumda.

Son yıllarda her Ramazan ve Kurban Bayramında gündeme gelen Myanmar'daki Arakan Müslümanları diğer dönemlerde sanki tüm acıları dinmiş, güvenlik ve refaha kavuşmuşlar gibi birden bire çekiliyorlar haber bültenlerinden. Dolayısıyla her konuda olduğu gibi bu konuda da ciddi bir “farkındalık” sorunu yaşıyor olduğumuzu ve ancak bizlere sunulan gündemler kadar dertlendiğimizi söylemek mümkün. Oysa Hz. Ali (K.V) “Bir zulmü engelleyemiyorsanız bile, en azından onu herkese duyurun.” buyuruyor. Neyse ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın zamanda Arakan meselesini gündeme getirerek sonrasında gösterdiği çabalar ses getirince İngiliz Guardian Gazetesi ve CNN gibi birçok kanal Arakan'da yaşananlara kayıtsız kalamadı. İnşallah, bu vahşetin baş müsebbibi Myanmar Hükümeti için de –pek ümitli olmasam da- ciddi yaptırımlar gelir. Myanmar'ın başında Nobel Barış ödüllü Ang San Su Çi adında bir kadının bulunuyor olması hem durumun ironikliğini hem de Batı'nın olaylara bakışındaki ikiyüzlülüğü bir kez daha gözler önüne seriyor.

Arakan'daki Rohinga Müslümanları'nın tarihi geçmişini araştırırken, daha 2009 yılında Patani'yi anlatan bir belgesel yapmak üzere girişimlerde bulunan ve bu sırada Arakan Müslümanlarına uygulanan sistematik zulmü fark eden Yrd. Doç. Dr. Ekrem Saltık'ın “Kendi Vatanında Mülteci; Arakan'ın Gözyaşları” isimli makalesini buldum. Ekrem Saltık'ın Yedikıta Dergisi'nin Ağustos 2015'de yayınlanan bu kapak dosyasından oldukça istifade ettim. Yaptığımız görüşmede Saltık, “Uzak coğrafyalardaki yitik ve sahipsiz halkların sesini duyurabilmek için uzun yıllardır TRT dâhil birçok kapıyı çaldıysam da maalesef bir farkındalık uyandıramamıştım. Ama sahaya dair araştırmalarım sırasında görüp öğrendiklerimin ağır sorumluluğuyla en azından konuyu teferruatlı bir şekilde anlatmaya çalıştığım bir makale yazarak, oralarda yaşanan vahşeti dillendirmeye çalıştım.” dedi.

Arakan Müslümanları, nüfusunun büyük bölümü Budist olan Myanmar'da Bangladeş'ten göç etmiş bir halk olarak görülüyorsa da, aslında daha 8. yüzyılda bölgeye ticaret için seyahat eden Arap Müslümanlar aracılığı ile İslamiyet ile tanışıyorlar. 15. Yüzyılda (1430) bölgeye hâkim olan MRAUK-u Hanedanı'nın kurucusu Narameikla'nın (Süleyman Şah) İslamiyeti seçmesinden sonra bölge iki asır boyunca Müslümanlarca yönetiliyor. Arakan Sultanlığı paralarının üzerinde Kelime-i Şehadet motifinin işlendiği bu dönemde Güney Asya'nın bu egzotik ülkesinin yaklaşık 350 yıl boyunca İslam Medeniyetinin bir parçası olarak kaldığı bir istikrar yaşanıyor. Sonraki dönemde, Konbaung Hanedanı'nın Burma'yı tek krallık etrafında birleştirmesini takiben Budistlerin 1784'te bölgeyi işgal etmesi ve ardından başlayan İngiliz hâkimiyetiyle Konbaung Hanedanı tarih sahnesinden siliniyor. Burma'nın yaklaşık bir asır sonra, 1889'da İngiliz yönetimindeki Hindistan'a bağlanacağı süreçte bölgedeki Müslümanlar Budistlerden çok eziyet gördükleri için İngilizlerin yanında savaşıyorlar. Müslümanların bu tercihi yaklaşıl yarım yarım asır sonra Burma Hindistan'dan ayrıldığında (1937) bir

hesaplaşma sebebi olarak geri dönerek 1938'de 500 binden fazla kişinin bölgeyi terk etmek zorunda kaldığı bir zulüm çağının da başlangıcı oluyor.

İkinci Dünya Savaşı başladığında Arakan'a girerek o sıralarda bölgenin en büyük şehri olan Minbya'ya saldıran Budist Rakhinler silahsız ve savunmasız haldeki Arakan Müslümanları hedef alıyorlar. Bu vahşi katliam günlerinde canını kurtarmak için ormanlık alanlara kaçan ya da nehirlere atlayanlar bile takip edilerek yaklaşık 200 bin sivil Müslüman yaşlı, kadın, çoluk çocuk demeden katlediyor. İngilizler savaşın kendi lehlerine dönmesine rağmen 1948 yılında bölgeden çekilip Burma'nın bağımsızlığını tanımalarıyla Rohingyalıların kendi geleceğini belirleme hakkına sahip oldukları bir self-determinasyon dönemi başlıyor. Arakan'ın kuzeyinde bulunan Mayu sınır hattında mahalli yetkilerle kısa bir süre bağımsızlık yaşayan Rohingya Müslümanlarının kısmi huzuru 1962'deki askeri darbeyle sona eriyor. Burma'daki Müslümanların etnik bir temizliğe maruz kaldığı bu dönemde, 1 milyondan fazla Müslüman bölgeyi terketmek zorunda kalıyor ve yaklaşık 20 bin Müslüman katlediliyor. Arakanlı Müslümanlara uygulanan sistematik zulüm 90'lı yıllar boyunca devam edip 2012 yılına gelindiğinde dünyanın gözleri önünde gerçekleşen tecavüzler ve Hac vazifesini yerine getirmek için yola çıkan Hacı adaylarının katledildiği yeni bir vahşet yaşanıyor. Naf nehrinin çok zaman ölümden kaçanlara mezar olduğu bu dönemde komşu ülke Bangladeş'e kabul edilmeyerek mutlak ölümle yüzleşecek olan Rohingya Müslümanları kendi kaderlerine ter ediliyor.

Bu tarihsel perspektifle baktığımız zaman tek suçları Müslüman olmak olan Rohingya Müslümanları süreklilik arz eden bir ısrarla etnik temizliğe maruz bırakılıyor.

BM Raporlarına göre -ki en sonuncusu bildiğim kadarı ile 12 aylık bir çalışmadan sonra Şubat 2017'de yayınlanıyor- Rohingya Müslümanları dünya'nın en çok eziyet gören halklarından birisi. Vatandaşlık hakları olmadığı gibi serbestçe seyahat edemiyor ve izin almadan evlenemiyorlar. Eğitim ve sağlık gibi temel insan haklarının göstergesi olan hizmetlerden bile eşit bir şekilde yararlanamıyorlar.

Myanmar'daki Rohingya Müslümanlarının durumu ne kadar devam eder bilemeyiz. Ancak, bize Hicaz Demiryolları için yardım bile yapmış olan bu çilekeş halkın sesini duyurmak bizim en temel görevlerimizden birisi.

Enformasyon çağının doruk noktasını yaşadığımız bu dönemde, ciddi anlamda konuyu gündemde tutmak için – sadece Ramazan ve Kurban bayramı dönemlerinde değil- faaliyetler yapmalı, Arakan Müslümanlarının seslerini dünyaya duyurmalıyız.

Farkındalık oluşturmanın yanı sıra, meselenin çözümüne ilişkin somut adımlar atılmasını sağlamak için de aktif rol oynamalıyız.

Dünya'nın en zengin ülkeleri Müslüman ülkeleri olduğu gibi yine dünyanın en fakir halkları da Müslümanlar, bu da farklı bir ironik durum malesef.

Bu tür meselelerin çözüm bulması için ‘'farkındalık'' ile birlikte ‘'birlik'' olmak zorundayız. Mesafe olarak bize Suriye kadar yakın olmasa da, bu mazlum insanların kalpleri de bizimle birlikte atıyor. Bunu Sultan 2. Abdülhamid'in Hicaz Demiryolu için başlattığı seferberliğe

Burmalı Müslümanların dönemin tüm imkânsızlıklarına rağmen verdikleri destekte görmek mümkün.

İslam âlemindeki fitnenin ortadan kalkması ve İslam coğrafyasının kendi mazlumlarına destek olması elzemdir. Zira İslam düşmanları nifak sokarak birbirimizden uzaklaştırdığı her parçamız üzerinde güçleri yettiği ölçüde baskı ve zulüm tesis etme gayreti içerisinde. Bunlara fırsat verip vermemek de bize kalmış.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.