CHP Çanakkale Mitingi:Hak Arayışı mı,Yoksa Hasar Kontrolü mü?
Yazının Giriş Tarihi: 30.03.2026 13:33
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.03.2026 13:35
CHP’nin, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlattığı “Millet
İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 100’üncüsü, 28 Mart 2026
Cumartesi günü Çanakkale’de yapıldı.
Ortada ve ufukta seçim yokken, sadece İmamoğlu’nun tutuklanması
üzerinden “Hak-Hukuk ve Adalet” sloganlarıyla halkı yüz yerde, yüz
kere sahaya toplamak ve bu geçen süreçte neredeyse her gün başka
başka belediye başkanlarının benzer iddialarla gündeme gelmesi;
tutuklanması ve Görele, Bolu ve son olarak Uşak gibi “uçkur
davalarının” kamuoyuna yansıması, mitinglerle birlikte birçok soruyu ve
sorunu da büyütmekle kalmadı, görünür hâle de getirdi.
Ama artık şu soruyu sormadan geçmek mümkün değil: Bu bir hak
arayışı mı, yoksa birikmiş dosyaların gölgesinde verilen refleksif bir
savunma çabası mı?
Mitinglerde atılan sloganlar ve verilen mesajlar, dönüp dolaşıp Ekrem
İmamoğlu’na bağlanırken; mahkemede yapılması gereken savunma
yerine CHP’nin parti olarak meydanların desteği ile yol almak istediğini
de açıkça ortaya koydu. Yargı yerine meydanı adres göstermek,
siyasetin en kolay ama aynı zamanda en riskli kaçış yollarından
biridir. Çünkü bu tercih, hak arayışından çok hesap vermekten
kaçış görüntüsü üretir.
Çanakkale benim doğduğum ve hâlen yaşadığım ilim... Üç aşağı beş
yukarı, siyasi dengeleri; kimin kimin safında durduğunu, kimin kiminle
yol yürüdüğünü, kimin kiminle iş tuttuğunu, kim ne zaman kimin safına
geçeceğini yorumlayabilecek kadar Çanakkale kamuoyunu tanıyorum.
Bu yüzden bu mitingi yalnızca kalabalık üzerinden değil, arka plandaki
hareketlilik üzerinden de okumak gerekiyor ki — aksi hâlde görünenle
yetinilmiş olur. Ve görünen, çoğu zaman gerçeğin makyajlanmış ve
kurgulanmış hâlidir.
Mitinge katılım, yerel politikacıların ve bölge milletvekillerinin performans
notu ve gelecek dönem referansları olacağı için, miting ile ilgili
hazırlıklar Çanakkale genelinde günler öncesinden başladı. Çünkü bu
miting sadece bir miting değil, aynı zamanda açık bir sadakat testiydi.
Çanakkale ilindeki herkes mitinge katılım için arandı. 6+1 masasının
partilerinin birçoğunun eski ve yeni ilçe başkanı ve yöneticisi mitinge
katılım için aktif bir çalışma içine girdiler ve bu çaba sahada açıkça
hissedildi. Özgür Özel’de bu gayreti miting meydanında gördüğü için
teşekkür etti. Ortaya çıkan tablo, kendiliğinden oluşmuş bir kalabalıktan
çok, zorlanarak ve yönlendirilerek büyütülmüş bir organizasyonu
andırıyordu.
Bu tablo, bir destekten çok kontrollü ve organize bir mobilizasyon
görüntüsü veriyordu.
Eskinin iktidar partilerinden ama bugün neredeyse yok denecek kadar
düşük oy oranına sahip bir partinin ileri gelenlerinden birinin sosyal
medya hesabından özellikle “dava arkadaşlarım” diye seslenerek CHP
mitingine davet etmesi, geçmişten bugüne taşınan bir dilin açık
yansımasıydı. Çünkü dil değişmez; adres ve aktör değiştirir.
AK Parti’de Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış Ahmet
Davutoğlu’nun ayrıldıktan sonra kurduğu Gelecek Partisi’nin ilçe
başkanlarından birinin, Gelibolu ilçesinden miting alanına seçmenleri
getiren vapuru iskelede karşılarken, bir Gelecek Partili gibi değil de
CHP’linin de ötesinde bir çırpınış içinde olması ise belki de bu
mitingin en iyi okunması gereken ayrıntılarından biriydi — hatta
başlı başına bir işaret fişeğiydi. Bu, siyasette ilkenin değil yön ve
konumlanmanın belirleyici hâle geldiğinin açık göstergesiydi.
AK Parti’nin merkez ve il yönetimlerinde görev almış, hâlen aktif
siyasetin içinde bulunan bir ismin sosyal medya hesabından yaptığı,
“AK Parti üyesi olup da bu mitinge katılarak destek veren kaç kişi
olacak?” paylaşımını ise çok anlamlı buldum. (Ve bu kişinin boş iddiada
bulunmayacağını bildiğim için, meydanı ve sosyal medyayı bu uyarı doğrultusunda ile biraz daha
dikkatli inceledim; nitekim kayda değer bilgilerde görmedim değil.) Bu soru, mitingin
sadece karşıtlık değil, çözülme ve geçiş ihtimalleri üzerinden de
okunması gerektiğini gösteriyordu — ve belki de en kritik sorulardan
birini ortaya koyuyordu. Çünkü mesele kaç kişinin geldiği değil, kimlerin
geldiğidir.
Çanakkale’yi bilenler, mitingin yapıldığı meydanın genişliğini ve kaç kişi
alabileceğini bilir. Her zamanki gibi kamera açılarıyla oynayıp alanı
genişletmenin ya da daraltmanın, bu şehri bilenler için hiçbir önemi yok.
Algı oyunları, gerçeği bilenler için sadece kısa ömürlü ucuz bir
numaradır.
Mitinge katılımın nereden ve nasıl sağlandığını anlamak için iskeleye
yakın bir kahveye gidip bir çay içmeniz yeterli olur; çünkü Çanakkale’de
gerçek tablo çoğu zaman orada okunur. Meydan bağırır ama kahve
hüküm verir. Ve çoğu zaman da en sert hükmü verir.
Bir de bu miting, Çanakkale Dardanelspor’un Süper Lig’de olduğu
zamanlardaki futbol karşılaşmalarının atmosferini hatırlattı. Hatta açık
söyleyeyim; sanki Uşakspor–Çanakkale Dardanel maçı gibiydi...
coşkunun yüksek, ama anlamın tartışmalı olduğu bir atmosfer... Gürültü
vardı, kalabalık vardı ama istikamet eksikti.
Miting için gelenlere ve gidenlere dair kahve sohbetlerinde, “Uşak
Belediye Başkanı da gelmiş mi, bu defa hangi sevgilisini getirmiş,
hangi otelde kalacakmış?” gibi sorular sorulması ve sonrasında çıkan
tartışmalar gerçekten çok enteresandı. Bu şehirde bazen meydan değil,
kahve konuşur ve asıl kanaat orada oluşur. Ve o kanaat, meydandaki
sloganlardan çok daha acımasız sert ve belirleyicidir.
Meydan “adalet” diye bağırırken kahvenin “skandal” konuşması, bu
mitingin en net özetlerinden biriydi.
Bu yüzden de CHP kitlesi kahvelerde parklarda dile getirilen “Menderes
bu yüzden Yassıada'da yargılandı, CHP'li İçişleri Bakanı bir
beyanatla makamını bıraktı, AP'li Bakan da istifa etti. Baykal da
Genel Başkanlığı bırakmak zorunda kaldı. Birçok MHP'li milletvekili
siyaseti bıraktı. AK Partili Sakarya Belediye Başkanı benzer
nedenle görevden alındı. Belli makamlarda eline, diline, beline
hâkim olacaksın. Yemeğe gideceğin kişiyi bile seçeceksin.
Yargılanan bazı kişiler aklanıncaya kadar partiden ayrılmalı.”
şeklindeki tartışma ve baskılara karşı artık direnemiyor ya da direnmek
istemiyor. Bunlar temenni değil; siyasetin acı tecrübelerle şekillenmiş ve
yerleşmiş kurallarıdır.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 2010 yılında kaset skandalı patlak
verdiğinde tepkilere dayanamayarak istifa etmesi hâlâ hafızalarda.
Bugün ise Görele, Bolu ve Uşak belediyelerinde yaşanan benzeri
tartışmalar karşısında CHP’nin sahiplenici bir tutum sergilemesi,
Baykal’dan bugüne kadar yaşanan kırılmayı gösteriyor — ve bu fark göz
ardı edilemeyecek kadar belirgin. Dün istifa sebebi olanın bugün
savunulması, sadece bir değişim değil, yön kaybı hissi veren bir
savrulmadır.
Ama Çanakkale mitinginde, Uşak Belediye Başkanı’nın yaptığına dair
ortaya atılanların öyle kolayca onaylanamayacağı ve daha fazla
taşınamayacağı da “Özkan Yalım görüntüleri adına milletimden
utandım. Bu rezillikler olduğu için milletimden özür diliyorum”
diyerek bir şekilde gösterilmiş oldu... En azından ben öyle anladım —
ve satır araları bunu söylüyordu. Çünkü bazı yükler, alkışla taşınmaz.
Bir de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Çanakkale Köprüsü’nün
Çanakkalelilere bedava olacağı yönündeki açıklaması sonrası dile
getirilen, “Önce yönettiğiniz belediyelerde su fiyatlarını ucuzlatın,
sonra sıra köprüye gelsin” itirazı vardı ki, bu da sahadaki gerçek
karşılığı görmek açısından önemliydi — hatta belki de en sahici itiraz
buydu. Seçmen artık sözle değil, cebiyle ikna oluyor.
Çanakkale CHP mitingini okuduğum zaman benim açımdan ortaya
çıkan tablo şu oldu: İmamoğlu’na sahip çıkmak için başlatılan ve
sonrasında diğer belediyelerle birleşerek devam eden bu miting süreci,
artık CHP tabanında bir yorgunluk üretmeye başlamış görünüyor. Miting
yapmaktan yorulan bir taban ve her mitinge katılmaktan sıkılan bir
yönetici kadro izlenimi oluşuyor — ve bu yorgunluk artık gizlenemiyor.
Bu mitingler artık heyecan değil, yorgunluk üretiyor.
Parti yöneticilerinin “Yaptığımız miting, çektiğimiz yorgunluğa değdi
mi?” sorusunun cevabının hangi şıkkını işaretlerler bilmem ama yapılan
mitingin Çanakkale genelinde seçmen nazarında hiçbir faydasının
olmadığını, sadece kulaktan kulağa fısıldanan “Uşak Belediye Başkanı
da geliyormuş...” dedikodusunun kahvehane sohbetlerini
şenlendirdiğini söyleyebilirim...
Ve geriye dönüp bakıldığında, belki de bu mitingin akılda kalan tek şeyi
bu olacak: Gürültü bittiğinde geriye kalan sadece dedikoduysa,
ortada siyaset değil, boşluk vardır.
CHP’nin 28 Mart 2026 tarihinde yapılan Çanakkale mitinginde kalabalık
kimine göre vardı, kimine göre yoktu... Ama kanaat oluşmadı.
Ve siyaset, kanaat üretemediği anda zayıflar.
CHP’nin Çanakkale mitingi, gücünü değil, içindeki yorgunluğu görünür
kıldı; bir siyasi güç gösterisinden çok, ikna edemeyen bir savunmanın
sahaya yansıması olarak kaldı.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hasan Kaya
CHP Çanakkale Mitingi:Hak Arayışı mı,Yoksa Hasar Kontrolü mü?
CHP’nin, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlattığı “Millet
İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 100’üncüsü, 28 Mart 2026
Cumartesi günü Çanakkale’de yapıldı.
Ortada ve ufukta seçim yokken, sadece İmamoğlu’nun tutuklanması
üzerinden “Hak-Hukuk ve Adalet” sloganlarıyla halkı yüz yerde, yüz
kere sahaya toplamak ve bu geçen süreçte neredeyse her gün başka
başka belediye başkanlarının benzer iddialarla gündeme gelmesi;
tutuklanması ve Görele, Bolu ve son olarak Uşak gibi “uçkur
davalarının” kamuoyuna yansıması, mitinglerle birlikte birçok soruyu ve
sorunu da büyütmekle kalmadı, görünür hâle de getirdi.
Ama artık şu soruyu sormadan geçmek mümkün değil: Bu bir hak
arayışı mı, yoksa birikmiş dosyaların gölgesinde verilen refleksif bir
savunma çabası mı?
Mitinglerde atılan sloganlar ve verilen mesajlar, dönüp dolaşıp Ekrem
İmamoğlu’na bağlanırken; mahkemede yapılması gereken savunma
yerine CHP’nin parti olarak meydanların desteği ile yol almak istediğini
de açıkça ortaya koydu. Yargı yerine meydanı adres göstermek,
siyasetin en kolay ama aynı zamanda en riskli kaçış yollarından
biridir. Çünkü bu tercih, hak arayışından çok hesap vermekten
kaçış görüntüsü üretir.
Çanakkale benim doğduğum ve hâlen yaşadığım ilim... Üç aşağı beş
yukarı, siyasi dengeleri; kimin kimin safında durduğunu, kimin kiminle
yol yürüdüğünü, kimin kiminle iş tuttuğunu, kim ne zaman kimin safına
geçeceğini yorumlayabilecek kadar Çanakkale kamuoyunu tanıyorum.
Bu yüzden bu mitingi yalnızca kalabalık üzerinden değil, arka plandaki
hareketlilik üzerinden de okumak gerekiyor ki — aksi hâlde görünenle
yetinilmiş olur. Ve görünen, çoğu zaman gerçeğin makyajlanmış ve
kurgulanmış hâlidir.
Mitinge katılım, yerel politikacıların ve bölge milletvekillerinin performans
notu ve gelecek dönem referansları olacağı için, miting ile ilgili
hazırlıklar Çanakkale genelinde günler öncesinden başladı. Çünkü bu
miting sadece bir miting değil, aynı zamanda açık bir sadakat testiydi.
Çanakkale ilindeki herkes mitinge katılım için arandı. 6+1 masasının
partilerinin birçoğunun eski ve yeni ilçe başkanı ve yöneticisi mitinge
katılım için aktif bir çalışma içine girdiler ve bu çaba sahada açıkça
hissedildi. Özgür Özel’de bu gayreti miting meydanında gördüğü için
teşekkür etti. Ortaya çıkan tablo, kendiliğinden oluşmuş bir kalabalıktan
çok, zorlanarak ve yönlendirilerek büyütülmüş bir organizasyonu
andırıyordu.
Bu tablo, bir destekten çok kontrollü ve organize bir mobilizasyon
görüntüsü veriyordu.
Eskinin iktidar partilerinden ama bugün neredeyse yok denecek kadar
düşük oy oranına sahip bir partinin ileri gelenlerinden birinin sosyal
medya hesabından özellikle “dava arkadaşlarım” diye seslenerek CHP
mitingine davet etmesi, geçmişten bugüne taşınan bir dilin açık
yansımasıydı. Çünkü dil değişmez; adres ve aktör değiştirir.
AK Parti’de Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış Ahmet
Davutoğlu’nun ayrıldıktan sonra kurduğu Gelecek Partisi’nin ilçe
başkanlarından birinin, Gelibolu ilçesinden miting alanına seçmenleri
getiren vapuru iskelede karşılarken, bir Gelecek Partili gibi değil de
CHP’linin de ötesinde bir çırpınış içinde olması ise belki de bu
mitingin en iyi okunması gereken ayrıntılarından biriydi — hatta
başlı başına bir işaret fişeğiydi. Bu, siyasette ilkenin değil yön ve
konumlanmanın belirleyici hâle geldiğinin açık göstergesiydi.
AK Parti’nin merkez ve il yönetimlerinde görev almış, hâlen aktif
siyasetin içinde bulunan bir ismin sosyal medya hesabından yaptığı,
“AK Parti üyesi olup da bu mitinge katılarak destek veren kaç kişi
olacak?” paylaşımını ise çok anlamlı buldum. (Ve bu kişinin boş iddiada
bulunmayacağını bildiğim için, meydanı ve sosyal medyayı bu uyarı doğrultusunda ile biraz daha
dikkatli inceledim; nitekim kayda değer bilgilerde görmedim değil.) Bu soru, mitingin
sadece karşıtlık değil, çözülme ve geçiş ihtimalleri üzerinden de
okunması gerektiğini gösteriyordu — ve belki de en kritik sorulardan
birini ortaya koyuyordu. Çünkü mesele kaç kişinin geldiği değil, kimlerin
geldiğidir.
Çanakkale’yi bilenler, mitingin yapıldığı meydanın genişliğini ve kaç kişi
alabileceğini bilir. Her zamanki gibi kamera açılarıyla oynayıp alanı
genişletmenin ya da daraltmanın, bu şehri bilenler için hiçbir önemi yok.
Algı oyunları, gerçeği bilenler için sadece kısa ömürlü ucuz bir
numaradır.
Mitinge katılımın nereden ve nasıl sağlandığını anlamak için iskeleye
yakın bir kahveye gidip bir çay içmeniz yeterli olur; çünkü Çanakkale’de
gerçek tablo çoğu zaman orada okunur. Meydan bağırır ama kahve
hüküm verir. Ve çoğu zaman da en sert hükmü verir.
Bir de bu miting, Çanakkale Dardanelspor’un Süper Lig’de olduğu
zamanlardaki futbol karşılaşmalarının atmosferini hatırlattı. Hatta açık
söyleyeyim; sanki Uşakspor–Çanakkale Dardanel maçı gibiydi...
coşkunun yüksek, ama anlamın tartışmalı olduğu bir atmosfer... Gürültü
vardı, kalabalık vardı ama istikamet eksikti.
Miting için gelenlere ve gidenlere dair kahve sohbetlerinde, “Uşak
Belediye Başkanı da gelmiş mi, bu defa hangi sevgilisini getirmiş,
hangi otelde kalacakmış?” gibi sorular sorulması ve sonrasında çıkan
tartışmalar gerçekten çok enteresandı. Bu şehirde bazen meydan değil,
kahve konuşur ve asıl kanaat orada oluşur. Ve o kanaat, meydandaki
sloganlardan çok daha acımasız sert ve belirleyicidir.
Meydan “adalet” diye bağırırken kahvenin “skandal” konuşması, bu
mitingin en net özetlerinden biriydi.
Bu yüzden de CHP kitlesi kahvelerde parklarda dile getirilen “Menderes
bu yüzden Yassıada'da yargılandı, CHP'li İçişleri Bakanı bir
beyanatla makamını bıraktı, AP'li Bakan da istifa etti. Baykal da
Genel Başkanlığı bırakmak zorunda kaldı. Birçok MHP'li milletvekili
siyaseti bıraktı. AK Partili Sakarya Belediye Başkanı benzer
nedenle görevden alındı. Belli makamlarda eline, diline, beline
hâkim olacaksın. Yemeğe gideceğin kişiyi bile seçeceksin.
Yargılanan bazı kişiler aklanıncaya kadar partiden ayrılmalı.”
şeklindeki tartışma ve baskılara karşı artık direnemiyor ya da direnmek
istemiyor. Bunlar temenni değil; siyasetin acı tecrübelerle şekillenmiş ve
yerleşmiş kurallarıdır.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 2010 yılında kaset skandalı patlak
verdiğinde tepkilere dayanamayarak istifa etmesi hâlâ hafızalarda.
Bugün ise Görele, Bolu ve Uşak belediyelerinde yaşanan benzeri
tartışmalar karşısında CHP’nin sahiplenici bir tutum sergilemesi,
Baykal’dan bugüne kadar yaşanan kırılmayı gösteriyor — ve bu fark göz
ardı edilemeyecek kadar belirgin. Dün istifa sebebi olanın bugün
savunulması, sadece bir değişim değil, yön kaybı hissi veren bir
savrulmadır.
Ama Çanakkale mitinginde, Uşak Belediye Başkanı’nın yaptığına dair
ortaya atılanların öyle kolayca onaylanamayacağı ve daha fazla
taşınamayacağı da “Özkan Yalım görüntüleri adına milletimden
utandım. Bu rezillikler olduğu için milletimden özür diliyorum”
diyerek bir şekilde gösterilmiş oldu... En azından ben öyle anladım —
ve satır araları bunu söylüyordu. Çünkü bazı yükler, alkışla taşınmaz.
Bir de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Çanakkale Köprüsü’nün
Çanakkalelilere bedava olacağı yönündeki açıklaması sonrası dile
getirilen, “Önce yönettiğiniz belediyelerde su fiyatlarını ucuzlatın,
sonra sıra köprüye gelsin” itirazı vardı ki, bu da sahadaki gerçek
karşılığı görmek açısından önemliydi — hatta belki de en sahici itiraz
buydu. Seçmen artık sözle değil, cebiyle ikna oluyor.
Çanakkale CHP mitingini okuduğum zaman benim açımdan ortaya
çıkan tablo şu oldu: İmamoğlu’na sahip çıkmak için başlatılan ve
sonrasında diğer belediyelerle birleşerek devam eden bu miting süreci,
artık CHP tabanında bir yorgunluk üretmeye başlamış görünüyor. Miting
yapmaktan yorulan bir taban ve her mitinge katılmaktan sıkılan bir
yönetici kadro izlenimi oluşuyor — ve bu yorgunluk artık gizlenemiyor.
Bu mitingler artık heyecan değil, yorgunluk üretiyor.
Parti yöneticilerinin “Yaptığımız miting, çektiğimiz yorgunluğa değdi
mi?” sorusunun cevabının hangi şıkkını işaretlerler bilmem ama yapılan
mitingin Çanakkale genelinde seçmen nazarında hiçbir faydasının
olmadığını, sadece kulaktan kulağa fısıldanan “Uşak Belediye Başkanı
da geliyormuş...” dedikodusunun kahvehane sohbetlerini
şenlendirdiğini söyleyebilirim...
Ve geriye dönüp bakıldığında, belki de bu mitingin akılda kalan tek şeyi
bu olacak: Gürültü bittiğinde geriye kalan sadece dedikoduysa,
ortada siyaset değil, boşluk vardır.
CHP’nin 28 Mart 2026 tarihinde yapılan Çanakkale mitinginde kalabalık
kimine göre vardı, kimine göre yoktu... Ama kanaat oluşmadı.
Ve siyaset, kanaat üretemediği anda zayıflar.
CHP’nin Çanakkale mitingi, gücünü değil, içindeki yorgunluğu görünür
kıldı; bir siyasi güç gösterisinden çok, ikna edemeyen bir savunmanın
sahaya yansıması olarak kaldı.