Mahmut Övür yazdı: Murat Kurum ve ‘büyük ekip’ olmanın sırrı

Sabah gazetesi yazarı gazeteci Mahmut Övür, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun iktidar yolculuğunu ve Bakan Murat Kurum’un deprem bölgesindeki çalışmalarını ele alarak siyasette hizmet, sonuç ve vatandaşla kurulan bağa dikkat çekti.

Haber Giriş Tarihi: 21.09.2026 14:33
Haber Güncellenme Tarihi: 21.09.2026 14:43
hurhaber.com

Gazeteci Mahmut Övür, köşe yazısında Erdoğan’ın siyasi başarısı ile Murat Kurum’un deprem bölgesindeki çalışmalarını hizmet siyaseti üzerinden değerlendirdi.

Yazının tamamı şöyle:

Başkan Erdoğan’ın 23 yılı aşan iktidar yolculuğunun sırrını anlamak aslında o kadar da zor değil.

Ama Türk siyaseti yıllardır bu sırrı başka yerde arıyor.

Statükocu siyaset, milletin ne istediğini anlamak yerine “kazanacak aday” arıyor. Siyaset üretmek yerine aday mühendisliği yapıyor. İsimleri değiştiriyor, garip ittifakları kuruyor, yıkım siyasetini büyütüyor…

Sonra da sonuç değişmeyince şaşırıyor.

Oysa siyaset, laboratuvarda üretilecek bir formül değil; milletle kurulacak sahici bir gönül bağıdır.

Başkan Erdoğan’ın siyasi yürüyüşünü anlamak için elbette farklı başlıklara bakılabilir. Ancak bunların merkezinde hep aynı gerçek var: Halkın beklentilerini doğru okumak, karar anlarında tereddüt etmemek ve verilen sözü sonuca dönüştürmek.

Darbeler karşısında geri adım atmamak, Türkiye’nin dış politikada daha bağımsız hareket edebilmesi için alan açmak ve topluma yıllar sonra yeniden özgüven kazandırmak bu yürüyüşün önemli başlıklarıdır.

Fakat bütün bunların ötesinde, siyasetin vatandaşın günlük hayatına dokunduğu yerler var. En önemlisi de, Savunma sanayii, ulaşım ve barınma.

Savunma sanayii bir milletin başını dik tutar.

Ulaşım yatırımları şehirleri birbirine bağlar, ticareti hızlandırır, hayatı kolaylaştırır.

Konut ise sadece dört duvardan ibaret değildir.

Bir ailenin huzurudur. Güvenliğidir. Çocuklarının geleceğidir.

Bu yüzden iktidarların ömrünü seçim meydanlarında söyledikleri değil, insanların hayatında bıraktıkları iz belirler.

İnsan, kendisine hizmet edeni de zor gününde yanında duranı da unutmaz. Türkiye bunu 6 Şubat depremlerinde bir kez daha gördü. “Asrın felaketi” olarak anılan depremler, 11 şehri ağır biçimde sarstı. Binlerce bina yıkıldı, milyonlarca insanın hayatı altüst oldu.

O günlerde bazıları, enkazın altında sadece binaların değil, hükümetin de kalacağını düşündü.

Şehirlerin yıllarca ayağa kalkamayacağını söylediler.

Fakat hesaba katmadıkları iki güç vardı: Devletin iradesi ve milletin dayanışma gücü.

Aradan çok uzun bir zaman geçmeden yüz binlerce konut ve iş yeri tamamlandı. Şehirler yeniden kurulmaya, hayat yeniden akmaya başladı.

İşte tam burada Bakan Murat Kurum’un hikâyesi başlıyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum, deprem bölgesindeki yeniden inşa sürecinin sahadaki en görünür isimlerinden biri oldu.

Ama Kurum’un sırrı sadece yapılan konutların sayısında değil. Sahada olmasıydı.

Deprem olduğunda enkazın başındaydı. Sel olduğunda çamurun içinde, yangın çıktığında vatandaşın yanındaydı. Ve kameralar çekip gittikten sonra da sahadan ayrılmadı.

Çünkü samimiyet, sadece zor günde görünmek değildir. Asıl samimiyet, son anahtar teslim edilinceye kadar orada kalabilmektir.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Fethiye’de karşılaştığı Hataylı bir depremzedenin sözleriydi.

Gözyaşları içinde şöyle diyordu:

“Çok zor dönemler geçirdik. Hayatta kalmaya çalıştık. Ama siz soframıza geldiniz, çadırlarımızı tek tek ziyaret ettiniz. O süreci bizimle yaşayan bilir. Kolay değildi; oraları bu hâle getirdiniz. Allah razı olsun.”

Bir siyasetçi için bundan daha büyük bir makam, bundan daha değerli bir nişan olabilir mi?

Kurum’un cevabı ise aslında bütün hikâyeyi özetliyordu:

“Biz sadece konut değil, gönüller yaptık.”

İşte siyasetin unutulan özü burada. Çünkü mesele yalnızca bina yapmak değildir. Yıkılan umudu yeniden ayağa kaldırmaktır. Mesele yalnızca anahtar teslim etmek değildir. Bir anneye, çocuklarını güvenli bir evde büyütebileceği duygusunu vermektir.

Mesele yalnızca şehir kurmak değildir. Devlete duyulan güveni yeniden inşa etmektir.

Belki de bu nedenle, Bakan Murat Kurum’un deprem bölgesindeki performansına ilişkin farklı siyasi çevrelerden gelen değerlendirmeler de önem taşıyor. CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol’un, Kurum ve bakanlık kadrosunun deprem bölgesinde “emsali görülmemiş bir başarı hikâyesi” yazdığını söylemesi bunun dikkat çekici örneklerinden biri.

Çünkü hakikatin partisi olmaz.

Ortada bir emek ve başarı varsa, siyasi aidiyet ne olursa olsun bunun hakkını teslim etmek erdemdir. Tam da burada muhalefetin önemli bir bölümünün yaptığı temel bir yanlışa geliyoruz. İktidarın yaptığı doğru bir işi teslim etmek, iktidara destek vermek değildir. Muhalefet etmek, yapılan her şeyi kötülemek anlamına gelmez.

Tam tersine… Bir siyasetçinin güvenilir olabilmesi için doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmesi gerekir.

Her hizmeti küçümseyen, her başarıyı inkâr eden, her esere mutlaka bir kulp takan siyaset dili, bir süre sonra iktidarı değil, kendi inandırıcılığını tüketir.

Çünkü millet kör değil.

Neyin yapıldığını da görüyor.

Kimin zor gününde yanında olduğunu da hatırlıyor.

Hataylı depremzedenin gözyaşlarıyla söylediği sözler de CHP’li Gürsel Erol’un siyasi aidiyetini aşarak yaptığı değerlendirme de aslında aynı gerçeğe işaret ediyor: Millet, kendisine dokunan hizmeti görüyor. Ve zor gününde elini tutanı unutmuyor. Murat Kurum’un sırrı bu yüzden şaşaalı cümlelerde değil.

Reklam kampanyalarında değil.

Siyasi hesaplarda hiç değil.

Onun sırrı afet bölgesindeki çadırda… Şantiye tozunda… Gece yarısı yapılan toplantıda… Ve evine kavuşan bir annenin duasında.

Bazıları siyaseti sadece kürsüde konuşmak zannediyor.

Oysa millet başka bir şeye bakıyor: Söze değil sonuca. Bahaneye değil esere. Gösteriye değil samimiyete.

Ya da Bakan Kurum’un dediği gibi büyük bir ekip olmakta:

“Çok zor günlerdi. Biz hükümet enkazın altında kalır diye hesap yapanların, yanlış hesaplarını 11 ilde yarım milyon konutla boşa çevirmiş bir liderin, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ekibiyiz, yol arkadaşlarıyız.”

Son söz: Millet, kendisine tepeden bakanı değil; zor gününde yanında duran, söz veren ve verdiği sözü yerine getiren siyasetçiyi unutmaz.

Gerisi?

Gerisi yalnızca gürültüdür.