Yeni ittifak oluşumunun odağında Türkiye var

Uluslararası ilişkiler uzmanları, ABD-İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın da bölgedeki ABD üslerine misillemelerinin dünya genelinde ABD merkezli ittifakların güvenilirliğini sorgulatmaya başladığı görüşünü ifade ediyor. ABD'nin çekildiği ve güvenlik sağlamadığı bölgelerde bölgesel devletlerin bu boşluğu doldurmak için diplomatik olarak adım attıklarını kaydeden Quincy Enstitüsü Başkan Yardımcısı Trita Parsi, 'Bugün Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın şimdiden kendi potansiyel düzenlemelerinin başlangıcını oluşturmaya başladıklarını görüyoruz.' dedi.

Haber Giriş Tarihi: 02.04.2026 15:56
Haber Güncellenme Tarihi: 02.04.2026 15:56
hurhaber.com

ran, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı topraklarına yönelik büyük çaplı saldırılara, İsrail'in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Kuveyt başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere misillemelerle karşılık verdi.

Uzmanlar bu süreçte ABD'nin sağladığı güvenlik şemsiyesinin Körfez ülkelerini koruyamadığını, Washington'ın dünya genelinde vadettiği güvenlik garantileri ve ittifakların eleştiri odaklarının hedefi haline geldiğini belirtiyor.

Quincy Enstitüsü Başkan Yardımcısı Trita Parsi, ABD merkezli Rice Üniversitesi Baker Kamu Politikası Enstitüsünde Orta Doğu uzmanı Dr. Kristian Coates Ulrichsen ve İngiltere'deki Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Bölümünde Küresel Düşünce ve Karşılaştırmalı Felsefe Profesörü Arshin Adib-Moghaddam, konuyla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Amerikan güvenlik düzeninin henüz sonunun geldiğini düşünmediğini dile getiren Parsi, "Bu, sonun başlangıcıdır ancak nihayetinde sona erecektir. Bu savaştan sonra, ABD üslerinin güvenlik sağlamadığı, aksine Körfez ülkeleri için bir güvensizlik kaynağı haline geldiği netleştiğinde, ABD'nin önceliğinin aslında İsrail olduğu anlaşıldığında ve ABD'nin İran ile savaşa girdiğinde tüm askerlerini ve kaynaklarını bu üslerden çektiği görüldüğünde tüm bunlar bu üslerin gelecekteki faydasını ve değerini gerçekten sorgulanır kılıyor." dedi.

Parsi, Körfez ülkelerinin ABD ile ilişkilerini tamamen terk edemeyeceği ancak gelecekte bu güvenlik yapısının değişeceğine işaret ederek, "Bunu yapamazlar. Hatta gelecekte ABD'den daha fazla silah satın alabilirler. Ancak bölge, üsler üzerine kurulu bir Amerikan güvenlik mimarisine dayalı olmayacaktır. Bölge artık kendi yapısını oluşturmak için bir yol bulmak adına gerçekten adım atmak zorunda kalacak." ifadelerini kullandı.

Geçmişte, ABD'nin çekildiği ve güvenlik sağlamadığı bölgelerde bölgesel devletlerin bu boşluğu doldurmak için diplomatik olarak adım attıklarını kaydeden Parsi, şu değerlendirmede bulundu:

"YENİ İTTİFAK OLUŞUMUNUN ODAĞINDA TÜRKİYE VAR"

"Bugün Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın şimdiden kendi potansiyel düzenlemelerinin başlangıcını oluşturmaya başladıklarını görüyoruz. Orta Doğu'ya uzanan Amerikan güvenlik şemsiyesinin sonsuza kadar sürmeyeceği ve bir noktada sona ereceği her zaman belliydi. Bölgenin, aşırı yayılmış ve giderek daha güvenilmez hale gelen güçlere güvenmek yerine, kendi güvenliğinin sorumluluğunu kendi eline alması ve bunu bizzat üstlenmesi daha iyidir."

Parsi, Asya ülkelerinin de kendi güvenliklerine daha fazla dayanmaya başlaması gerektiğini anlamalarının önemli olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:

"ABD'nin yakın zamanda Pasifik'ten ayrılacağını sanmıyorum, ancak dünyanın geri kalanının Amerikan güvenliğine körü körüne itimat edemeyeceği açıktır. ABD'nin artık bu rolü oynayacak kapasitesi kalmamıştır. Bölge devletlerinin, ABD ile müttefik kalmaya devam ederken, ABD'ye dayanmak yerine güvenlik yükünün mümkün olduğunca fazlasını kendi omuzlarına almaları akıllıca olacaktır."

Türkiye'nin gelecekte bölge için yeni bir güvenlik mimarisinin oluşturulmasında kritik bir rol oynayabileceğinin altını çizen Parsi, ancak herhangi bir güvenlik mimarisinin yaşayabilir ve başarılı olabilmesi için her şeyi kapsayıcı olması gerektiğini dile getirdi.

- KURALLARA DAYALI ULUSLARARASI DÜZENİN DAHA DA ZAYIFLADIĞINA DAİR ENDİŞE VAR

Rice Üniversitesi Baker Kamu Politikası Enstitüsünden Dr. Kristian Coates Ulrichsen, ABD'nin İran ve Venezuela'daki saldırgan tutumunun İsrail'in Gazze'ye saldırıları ve Rusya'nın Ukrayna savaşıyla zaten zayıflamış olan "kurallara dayalı uluslararası düzeni" daha da zayıflattığına dair bir endişe bulunduğunu söyledi.

ABD'nin 1990'dan bu yana Körfez'de güvenlik sağlayıcı rolüyle öne çıktığını belirten Ulrichsen, İran savaşının ardından ise bölgedeki Amerikan imajının değiştiğini savundu.

Ulrichsen, "Sanırım şu an Körfez'de ABD'yi istikrarsızlık kaynağı olarak gören ve Körfez ülkelerini hedef haline getirdiğini düşünen kesimler kesinlikle var." dedi.

Körfez ülkeleri başta olmak üzere dünya genelindeki ABD müttefiklerinin İran savaşı sonrası farklı işbirlikleri arayışına gireceğine işaret eden Ulrichsen, "Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin tamamı enerji, petrol ve gaz akışı için Körfez'in her iki yakasına da yoğun bir şekilde bağımlı. ABD müttefikleri ve ortakları arasında, ABD'nin bu ittifakların çıkarlarını ön planda tutup tutmadığına veya savaşın yarattığı zorlukları aşmak için başka bir eylem planına ihtiyaç duyulup duyulmadığına dair bir yeniden değerlendirme yapılacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

"ABD ÇÖZÜMÜN DEĞİL, SORUNUN BİR PARÇASI"

Ulrichsen, "Güney Kore, Japonya ve diğer Güneydoğu Asya uluslarında 2. Dünya Savaşı'nın bitiminden bu yana dünyayı bir arada tutan normların, tam da bu 1945 sonrası mimariyi ayakta tutan (ABD) ülke tarafından bu kadar köklü bir şekilde zayıflatıldığına dair artan bir farkındalık olacağına" dikkati çekti.

Türkiye, Pakistan ve Mısır gibi ülkelerin arabuluculuk konusunda aktif rol üstlendiğini anımsatan Ulrichsen, "Özellikle de ABD, birçok orta ölçekli güç tarafından şu anda çözümün değil, sorunun bir parçası olarak görülürken en azından şimdilik güvenliğe değil güvensizliğe katkıda bulunan ülkeleri devre dışı bırakacak yaratıcı yollar düşünmek zorundasınız." ifadelerini kullandı.

Ulrichsen, ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci döneminin Avrupa devletlerinin uluslararası sistemdeki benzer fikirli devletlerle çok daha yakın ve uyumlu çalışma yolları bulması gerektiğini gösterdiği ve bunun gerekçelerinin Ukrayna, Grönland, İran gibi konularda gelen tehdit algılarında görüldüğünü dile getirdi.

Ülkelerin BM'nin ötesine geçmeye başlayabileceği yorumunu yapan Ulrichsen, şunları söyledi:

"Önceki yıllarda, özellikle Orta Doğu ve Güneybatı Asya'da belirli konularda bir araya gelen ülkelerin oluşturduğu birçok "mini-lateral" (küçük çaplı çok taraflı) girişim gördük. Mısır, Pakistan ve Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle bir araya gelmesi veya Hindistan'ın BAE ile, Suudi Arabistan'ın Pakistan ile yakınlaşması gibi örnekler. BM'nin geleceği yeniden değerlendirilirken, en azından kısa vadede bu tür küçük çaplı girişimler daha önemli hale gelebilir."

- "TRUMP YÖNETİMİ, MÜTTEFİK OLDUĞU HER ÜLKENİN GÜVENSİZLİĞİNİ TETİKLEDİ"

Profesör Adib-Moghaddam ise dünya düzeninin kendisinin kutupsuz olarak adlandırdığı bir yapıya evrildiğine işaret ederek, şunları dile getirdi:

"İttifaklar giderek daha fazla gerilecek ve NATO gibi kolektif ittifaklar artık ne emperyal savaşları başarıyla sürdürebilecek ne de Rusya ve Çin gibi diğer aktörleri etkili bir şekilde dizginleyebilecek konumdadır. Trump, birçok başarısızlığının yanı sıra NATO ittifakındaki güveni yerle bir etmesiyle de hatırlanacaktır."

TÜRKİYE'NİN ROLÜNE ÖVGÜ

Adib-Moghaddam, Türkiye'nin bu süreçlerde jeopolitik konumu ve Müslüman dünyasındaki tarihi ağırlığı sayesinde hayati bir rol oynayacağı değerlendirmesinde bulundu.

Trump yönetiminin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Filistin'de yürüttüğü soykırıma verilen destek ile savaş ve yıkımlarda kendini gösterdiği sürecin, Japonya ve Güney Kore gibi geleneksel müttefiklere ABD'nin uzun vadede güvenilir bir ortak olmayacağı sinyalini verdiğini vurgulayan Adib-Moghaddam, "Bir kez daha belirtmek gerekirse, Trump yönetimi, müttefik olduğu her ülkenin güvensizliğini tetikledi." ifadesini kullandı.