Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ramazan Tamer

Şöhretli günah, Şöhretli tövbe ister!

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült

Bizim gençliğimizde bu ne sevgi ah diye başlayan bir parça vardı. Şimdilerde nedense aklıma düştü.
Herkesin sevgiden bahsettiği bir dünyada kim, kimi, neden seviyor. Asıl sevilmesi gereken kim ve ne?
Birilerinin sevgisini ifade etmek için romantik yollar araması ve sevdiklerini iddia ettikleri insanları hangi konuma oturtuyorlar belli olmayışı, sanırım ölçüyü kaçırdığımızın da bir göstergesi olsa gerektir.
Darbeden sonra iki uçtaki tavırlarla sevmeyi abartmak veya nefreti abartmak ne kadar doğru olur çok belli değil.
Sevgide ölçüyü kaçırmak; sonrasında sevdiğimiz veya nefret ettiklerimizle ilgili yalpa vuran ve düzeltilmesi söz konusu olan hataların, zincirleme bir tetiklemeyle hiç beklenilmeyen ve hoş olmayan bir sona doğru gitmesi söz konusu olacaktır.
Sevgiyi tarif etmekte zorlananların, sevgiden yola çıkarak bir medeniyet oluşturmaya kalkışması ne kadar doğru olabilir ki?
Tarifi olmayan ama izlerinden anlaşılan bir duygusal ifadenin abartılması veya eksik bırakılması hem bireysel hayatın hem de toplumsal hayatın dengesiz gidişatına sebep olduğu bilinir durulurken; nasıl olur da herkesin istediği gibi kullandığı şeytani bir araç haline dönüştürülebilir.
Yüzde yüz sevgi sadece Allah için olması gereken bir gerçekliktir. Allah'tan başka şeyler için beslenen sevgi ve nefret hali; ardından büyük travmalar meydana getirecektir.
Daha sonra sukutu hayale uğramak istemeyenler severken ve nefret ederken ölçülü olmayı bilmek zorundadırlar.
Sevgi; hem sevmenin hem de nefret etmenin anahtarıdır. Hatta sevgi ile nefret etmek yan yana komşudur, kardeştir ve ne zaman tersine döneceği belli olmayan bir fırtına gibidir.
Doğrudur insan sevince bir hoş olur ve olmayanları varmış kabul edebilir veya olanları yok kabul edebilir. Ama olması gereken hayallerle yaşayıp, ilişkilerin hayaller zemininde ve standardı her an değişebilen nitelikte mi olması gerektiğine dair bir soru sormak gerekir.
Her şeyi bir ölçü ile yaratan Allah; sevgiyi ve nefreti de bir ölçü ile yaratmıştır. Ama kimi bu hali sınandığını fark ederek dikkatli kullanırken, kimi bunu abartarak geri dönüşü olmayan gönül kırgınlıklarının yaşanmasına sebep olmuştur.
Darbeyi sevenler ve nefret edenler arasında da sanki ölçüsüzce bir sevgi ve nefret oluşturmaya çalışanların iyi niyetli olanlarına bir şey demesek de; bunu fırsat bilen şeytan ve taraftarlarının varacakları hedeflerini basiretli bir şekilde görebilmek gerekir.
Şeytanın iyi niyetli yaklaşımları kullanarak sevgiyi ve kötü niyetli yaklaşımları nefreti kullanması çok kolaydır. Bu noktada iş aklıselim ile davranması gereken aklı başında insanlara düşmektedir.
Önceden sevdiği birini sonrasında yanlışından dolayı sevmekte biraz daha dikkatli yaklaşmak varken en uçta bir nefrete dönüştürmeye çalışma sadece başka bir ölçüsüzlük olur.
Bir adamın suçunu bir tane iken çoğaltarak toplum önünde daha suçlu ilan etmek adalete uygun olmayacağı gibi; darbecilerin tanklarla daldıkları ve insanları ezip geçtikleri noktada onların suçu yok onlarda emir kulu demeye çalışmak, fazla hoşgörüyle komşu olan fazla nefretin ölçüsüzlüğü içinde boğulmamıza neden olacaktır.
Daha önce Gülen için iyi niyetli yaklaşımlarla sözler sarf eden medyatik hocalardan, sıradan halka kadar herkes; biraz ellerini vicdanlarına koyup daha önce yanlış yapmıştık deme erdemini gösterebilmeleri gerekir. Bu ister kanal sahibi hoca olsun, ister kanalın hocası olsun fark etmez. İster iktidardaki partinin mensubu olsun, isterse muhalefetteki partinin mensubu olsun yine fark etmez.
Medyanın; okunmuş dolarlar diye yüklendiği yaklaşımlar, aslında fetö'nün kendi aralarında hiyerarşik şekillenmesi iken, bunu görmezden getirecek bir algı sapması meydana getireceğini de göz ardı etmemek gerekir.
Önceden kanallara çıkıp hocayı överken abartanların, şimdi yanlış yaptığını anladıkları andan itibaren yeniden kanallara çıkıp, biz yanlış yaptık diyerek bu konuda tavırlarını göstermeleri gerekir.
İster siyasetçi, ister basın mensubu, isterse ilahiyatçı hocalardan olsun, adaletin tecellisi için övdükleri kadar, yanlışları da aynı sürelerde anlatacak dakikaları kullanmaları gerekir.
Birilerinin günah çıkartırcasına, timsahın gözyaşlarını dökmelerine gerek yoktur.
İnsan bazen yanlış yapabilir. Ama olması gereken hala yanlışı savunurcasına sessiz kalmak veya bizi yanlış anladınız gibi bahanelerle kendilerini haklı çıkarmaya yönelik girişimlerde bulunması aptalca, ahmakça ve kendileri için güvensiz bir algı yaratacağı bilinmelidir.
Adamların darbe girişimleri ilk değildir ve son da olmayacaktır. Gülen örgütü yeni kurulmamış ve ilk defa kendilerini sıyırdıklarını zannettikleri bir hal içinde değillerdir.
28 Şubatta rahmetli Erbakan hocamızı sıkıntıya kendileri soktukları halde, ilk gemiyi terk eden ve satan sıçanlar bunlar olmuştur.
Şimdi daha önce Güleni temsil ettiğini zannedenlerin Erbakan hoca ve sevenlerinden özür dilemesi gerektiği gibi hala Gülen'e sevgi beslemeye çalışanların da bir adım geri çekilip, yanlış yaptıklarını algılamaları ve özür dileme erdemini göstermeleri gerekir.
Yanlış yapmak bizim için nasıl mümkün ise; yanlışından dönmekte en büyük erdemimiz olacaktır. Adalet aynı şartlarda yanlıştan dönmeyi ve aynı şartlarda bunu söz, fiil ve gönülle tasdik ederek ifade etmeyi gerektirir.
Kendi kendine tövbe; kimsenin bilmediği işlerle ilgilidir. Yalnızca Allah bildiği için Allah'tan af dilemeyi gerektirir.
Ama herkese ilan ettiğiniz ama sonra yanlış yaptığınız konularda da, aynı yollarla ilan ederek tövbe etmeyi ve özür dilemeyi bilmek gerekir. Şöhretli günahlar, şöhretli tövbeleri gerektirir.
17-25 Aralıktan sonra pek çok insanımız Gülen ve fikirlerinden uzak durduğu halde; bu kopuşlarını ve dillendirmeyişlerini gizlemekle akıllılık yaptıklarını zannetmişlerdi ama durum onların dediği gibi çıkmadı hiç. Sakladıkları itirazları bugün başlarına dert oldu. Şimdi de “ biz onlardan teberri ettik “demekle, kimsenin kendilerini ciddiye almasını beklememeliler.
.
Doğruya taraf olmak, yanlışa karşı bir tavır sergilemeyi ortaya çıkarmıyorsa; kendi kendinize iman ettiğinizi söylemekle başkasının size güvenip inanmasını bekleme hakkına sahip olmazsınız. Bu sebeple iman; hemen arkasından imanın gereği davranışlar ve sözlerle, ifade edilmeyi ve gönülle tasdik edilmeyi gerektiren bir durumdur.
Kim neyi hak ettiyse onu bulacaktır. Hiç kimse bulduğundan dolayı ben bunu hak etmemiştim diye mırıldanmalıdır. Hak etmediğinize inandığınız sonuçlar karşınıza çıktıysa oturum ben nerde yanlış yaptım diye kendinize sorun.
Üstad Necip FAZIL der ki;
İnsan, yaklaştığınca yaklaştığından ayrı;
Belli ki; yakınımız yoktur Allahtan gayrı..

  YORUM YAP / YORUM OKU
RAMAZAN TAMER DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS