Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ramazan Tamer

Papa mı kutsadı sizi?

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült

Bundan birkaç yıl önceydi dönemlerde havalarında soğuk olması sebebiyle yolculuklarda biraz hastalanma veya soğuk algınlığı yolculuk sonrasında kaçınılmaz arkadaşımızdı.

Balkanlarda bir ülkeye havaların soğuk olduğu bir dönemde yine yolumuz düştü.
Sabah namazı vaktinde bir eski Osmanlı Camisi olan şehirde namazı eda edip sonrasında işimize bakalım diye düşünmüştük iki arkadaş.
Namazı kıldık tam çıkarken dediler ki kahve içmeden olmaz. bir kahve ikram edelim sonra gitmek isterseniz gidersiniz.
Tabii ki sabahın bu kadar erken vaktinde kahve içmeye de çok alışkın değiliz. Bize kahve içeme teklifini yapanın bizden yaşça büyük olmasını da davranışımızda tercih sebebi yaparak peki hadi bir fincan kahvenin hatırı vardır içelim, bu yaşlının da duasını alalım dedik.
Caminin hocası kahvemizi sağ olsun hemen pişirdi. Bir yudum aldık ki o yaşlıca abimiz. Nerden gelip nereye gittiğimizi sordu.
Derken ne iş yaparsın falan deyince iş genişledi, eğitimci olduğumuzu söyleyince bu sefer kendisinin de eğitimci olduğunu Arapça ve İslami ilimleri tahsil ettiğini, kendince çevrenin sayılan sevilen bir büyüğü olduğunu dillendirdi. Neyse kendini övenlere çok sözümüz olmaz ama insanları dinlemesini bilmeyenin başkasına söz dinletemeyeceğini bilenlerden olunca sessizce dinledik.
Bir ara abimiz coştu ve kendi hemşerileri olan bir kumandanın Türkiye'ye nasıl iyilikler yaptığını falan anlatmaya başladı. Konuyu abartmaya başlayınca biraz ruhum daralsa da, artık yapacak bir şey yok. İçimden “Adamcağızı bu kadar dinleyen çıkmamıştır. Biraz dinle gönlünü kırmadan kahveyi içince müsaade iste ve kalkmaya yelten” diye geçiverdi.
Abimiz hızını alamadı, aramızda yaklaşık 30 yıllık bir yaş farkı da olunca bizim sessizliğimiz ona ilham kaynağı oldu. Artık yokuş aşağı giden vitesi boşa alınmış kamyon gibi tozu dumana katarak savura savura hızlanmaya ve sadece kendisi konuşma hakkına sahip olmanın da verdiği özgüvenle ileri geri konuşmaya çoktan başladı bile.
Kendisinin laikliği ne kadar çok benimsediğini ve hemşerisi komutanın Türkiye için çok büyük bir fedakârlıkla laikliği de Türkiye'ye getirerek Müslümanlara ne kadar. Çok hizmet ettiğini söyledi.
Bir an göz göze geldik. Ben eğitimci olduğunu da bildiğim için “hocam hemşerini bu kadar çok mu seviyorsun dedim. hiç ikiletmeden tabii ki çok seviyorum. Allah ondan razı olsun. Biz burada varsak onun sayesinde varız olmasa olmayacaktık. Ama onun varlığı bizi buralarda rahat ettirdi. Bugünlerimizi ona borçluyuz. Allah razı olsun ondan, yaptıklarından, bıraktığı miraslardan, şimdi mevlidimizi okuyorsak, cenazelerimizi yıkayabiliyorsak onun sayesinde yapabiliyoruz “dedi.
Aslında kendince nimet kabul ettikleri bir medeniyetin son cenaze namazı törenine katılımın göstergesiydi. İnsanların yaratana şükretmeyi ve onun verdiği imkânlarla ömürlerini sürdüklerini unutup, başka yaratılmışlara minnet duyar olması; anlayışların ve inançların nereye doğru gittiğini tespit etmeyi kolaylaştırıyor.
Emektar hocama “bu şahsı o kadar çok seviyorsan rabbim kıyamette sizi aynı yerde değerlendirsin. Birlikte olun inşallah ”deyince, yüz hatları hemen değişti. Benim bu sözü söylerken ne kadar ciddi olduğumu anlamak için bir bakış attı ve “o kadar da değil canım delikanlı “cevabını verdi.
Evet, dünyadaki işlerinde hayran olduklarına ahirette de bu hayranlıklarının karşılığı verilsin denilince kabullenmemeleri nedendir acaba?
Türkiye'yi sevdiğini iddia eden ama bir türlü bu topraklarda yaşamayı göze alıp, bedelini ödemeye yanaşmayanların; sonrasında vatan sevgisi edebiyatı parçalamalarını anlayamıyorum.
Batıya ve batının ürettiği tüm hayat tarzlarına gıpta ile bakanlar; sonunda nasıl olurda hayatı algıladıkları gibi, sonuçlarına katlanmaktan kaçmaya çalışırlar bir türlü anlayamadım.
Papayı veya Vatikan'ın ortaya attığı diyalog projelerini onaylayıp herkese örnek olarak göstermeye çalışanlar nedendir ki bir türlü o adamlarla öldükten sonra da yeniden dirileceklerine inandıkları halde, onlarla aynı kefede değerlendirilmeyi göze almazlar. Öteki dünya bu dünyanın bir sonucuysa neden onu unutarak konuşur, yaşarız da hesabı unuturuz?
Başlangıcındaki niyetler ve gidilen yollar mutlaka belli olan duraklardan geçerek hedeflenen yerde nihayetleneceklerse; yolun başından ve gidişinden aldıkları zevki, hedefte sonuçlandırarak zevklerini şahikaya ulaştırmak istemezler.
Papanın ve fetonun çağrılarına şu veya bu sebeple icabet edenler, sonuçlarını neden gidilen yola göre değil de kendi istedikleri şekilde nihayetlendirmeyi beklerler?

Bir kere daha düşünmek gerekmez mi, ısrarla savunmaya çalıştığımız bu yolun sonu nerede bitecek acaba diye?
Düşünmek insana verilmiş bir özellik ise; gelin bir kere daha düşünüp gidişatımızı ve sonumuzu daha güzel kestirebileceğimiz bir hayatın sahibi olalım.

  YORUM YAP / YORUM OKU
RAMAZAN TAMER DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS