Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ozan Ceyhun

Martin Schulz’un 'Yeni Türkiye korkusu'

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült
2002 yılıydı.

O dönemin AP milletvekili ve AP’deki Alman „sosyaldemokrat“ partisi SPD Grubu Başkanı Martin Schulz ile birlikte Ankara’ya uçtuk. „Özel misyonumuz“ Türkiye’de gerçekleşecek Genel Seçim’de CHP’yi ve de özellikle Kemal Derviş’i desteklemek idi. Ancak „asıl misyon“ o tarihlerde yeni kurulmuş olan ve seçmenin geniş desteğine sahip olduğu gözlemlenen AK Parti ve onun Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesini engellemeye destek olmaktı.

„Derin Avrupa“ bu yeni partiden korkuyordu. AK Parti’nin „islamcı“ bir parti olduğu ve „Türkiye’yi İranlaştıracağı“ yönünde „derin
kaygılar“ vardı. İtiraf etmem gerekiyor. O yıllarda ben de Türkiye’de özel okullarda yetişmiş ve „kemalist oligarşinin“ beyin yıkamasından nasibini almış insanlardan biriydim. Demokrasi düşmanı „askeri vesayetin“ muhtemel bir „irtica/şeriat“ tehlikesine karşı parlamenter demokratik sistemin „garantisi“ olduğu safsatasına tam olarak da olmasa inananlardandım. O nedenle „laik Türkiye’yi Recep Tayyip Erdoğan’dan kurtarmaya giden“ Martin Schulz ile birlikte aynı heyetteydim.

Aslında arkadaş olarak yakınen tanıdığım Martin Schulz’un CHP ve o dönemin CHP Başkanı Deniz Baykal hakkında „tek bir iyi düşüncesi de“ yoktu. Ama „Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti“ korkusu ünlü bir Türk atasözünde dile getirildiği gibi „denize düşen yılana sarılır“ durumunu hatırlatmaktaydı. „Derin Avrupa“ generallerin kontrolündeki „kişiliksiz“ sivillerin iktidarda olduğu bir „ezik“ Türkiye’yi „müslüman kimliği ağır basan“ güçlü“ Türkiye’ye tercih etmekteydi.

Martin Schulz Ankara’da Deniz Baykal ile buluştu ama bu buluşma pek parlak olmadı. „Demokrasi“ özürlü CHP’nin „diyaloğu sadece kendi konuşmak“ sanan o dönemki Başkanı Baykal 30 dakika ara vermeden konuşup dediklerini Almancaya çevirtmeyince Martin Schulz bana „Ozan, söyler misin lütfen, bizim başka bir görüşmemiz daha var kalkıyoruz“ deyiverdi. Ayrıca Deniz Baykal’a çevirmemi istemediği bir yan cümle ile de „yarım saatttir konuşuyor, lütfedip ne dediğini çevirtmedi bile, artık konuşmak istemiyorum onunla“ dediğinden ben ve Kemal Derviş, Martin Schulz ile CHP Merkezi’ni terk ettik.

Aslında bu „demokrasi özürlü“ CHP için yeni bir durum değildi. Almanya’da bir dönemler SPD Başkanı olan Rudolf Scharping’in CHP Başkanı Deniz Baykal ile yaptığı bir saatlik görüşmede Baykal’ın „55 dakika“ konuştuğu ve Scharping’inde „teşekkür ederiz alasmaladık“ dediği hep anlatılır.

Ancak CHP ve Deniz Baykal antipatisi „misyon“ açısından bir rol oynamadı. Martin Schulz medyaya yönelik açıklamalarında „SPD Başkanı Gerhard Schröder’in selamlarını getirdim. Biz seçimlerde CHP’yi“ destekliyoruz deyip durdu.

Sonradan Almanya’ya döndüğümüzde Schröder’in bu nedenle Schulz’a „benim CHP’yi desteklediğimi“ söylemişsin diye hafif kızarak „takıldığını“ bizzat Martin Schulz bana anlatmıştı. Zaten kısa süre sonra Schröder ve Erdoğan çok yakın dostlar oldular ve SPD-AK Parti ilişkileri uzun yıllar sıkı ilişkiler olarak gündeme geldi.

2002 yılı seçimine gelince Martin Schulz’un tüm çabalarına rağmen ve belki de bu nedenle „katkılarıyla“ CHP’nin hezimete uğradığı ve AK Parti’nin iktidara geldiği ilk seçim oldu!

Yıl 2015! Martin Schulz geçen hafta AP Başkanı olarak Ankara’daydı. Bir dizi görüşme yaptı.

Ankara’ya gelmeden kendisini ziyaret etmiş ve Türkiye insanının „Gauck ve Roth“ gibi şahısların Türkiye ziyaretlerini iyi hatırlamadığını ve „Gaucklaşmamasını ya da Rothlaşmamasını“ bir arkadaş olarak dile getirmiştim. Çünkü Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Gauck’lar ya da Roth’lar birebir görüşmede tek olumsuz kelime bie etmezken kameralar karşısında da „ucuz kahramanlık“ yaparak AB-Türkiye ya da Almanya-Türkiye ilişkilerine çok zarar vermekteydiler.

Martin Schulz’da maaelesef „Schulzlaşarak“ Gauck ve Roth stilini devam ettirdi. Üstelik 2002’den ders de çıkarmamıştı!
Türkiye’de iktidarda olanlarla yaptığı görüşmelerde kullandığı diplomatik dili CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile buluştuğunda unutup kendini seçim meydanında sandı.

Martin Schulz’u kim kandırıyor? Bunu çok merak ediyorum. Türkiye’ye yönelik öylesine yanlış beklentiler içindeki acaba bu yanlış bilgileri „El Muhaberat’tan mı“ ediniyor diye düşünmeden edemiyorum.

Kılıçdaroğlu’na „sizi Haziran’da Başbakan olarak selamlayacağız“ derken dediğine aslında ne kendi inanmaktaydı ne de Türkiye’de tek bir CHP’li!

Ardından „paralel yapıdan“ bildiğimiz algı operasyonu cümlesi de gecikmedi. „Türkiye’de bir koalisyon hükümeti bekliyoruz“. Korkarım Martin Schulz’un bu laflarına sadece Kılıçdaroğlu inanmıştır. Çünkü onun da bu „palavralara“ ihtiyacı var. Şimdiye kadar girdiği yedi seçimi kaybetmiş bir parti lideri olarak hiç değilse rüyasında „Başbakan“ olmak güzel olsa gerek. Çünkü sekizinci yenilgisi de yolda!

Martin Schulz ve temsil ettiği kesimler ve de „derin Avrupa“ Yeni Türkiye’den korkmaktalar!

Eski Türkiye’nin generallerinin emrindeki „kişiliksiz ve ezik“ sivillerine alışmış olan „derin Avrupa“ „Gezi’de“ denedi olmadı! „17 ve 25 Aralık’ta“ denedi olmadı! 30 Mart Yerel Seçimi’nde „Recep Tayyip Erdoğan Yenilgisi“ bekledi. Tersi oldu! 10 Ağustos’ta da Martin Schulz güya „Cumhurbaşkanı Ekmelettin İhsanoğlu’nu kutlayacağını sanıyordu“ ama Türkiye seçmeni Martin’i dinlemedi (!) ve ezici çoğunlukla Recep Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olarak seçti.

Şimdi son umutları „7 Haziran 2015 Genel Seçimi“. Hedefleri AK Parti’nin ezici çoğunlukla seçilmesini engellemek.
Ne ilginç değil mi?

„Demokrasi sembolü“ olmakla övünen AP gibi bir kurumun başkanı ve AB’de malüm çevreler demokrasiden korkmaktalar! Türkiye’de seçmenin demokratik tercihlerini manupüle etmeye kalkacak kadar „demokrasi özürlüler“.

Türkiye insanına „sen bilmezsin biz senin için neyin iyi olduğunu daha iyi biliriz“ derken demokrasinin tüm temel değerleri ile çelişmekteler.

Müslüman demokratik ve kendi tercih ettiği kendisi için en uygun olan Başkanlık Sistemi ile yönetilen Türkiye’den korkuları o kadar büyükki Türkiye’nin karanlık geçmişinden mesul bir Baas Partisi olan CHP’yi desteklemekteler.

Hatta demokratikleşen Türkiye’nin „Generaller Cuntası“ artığı anayasasını değiştirip örnek bir anayasa çıkarmasını bile engellemeye kalkmaktalar.

Bu mu Avrupa Birliği? Demokrasiden korkan AB hani „demokrasinin beşiğiydi“?

Bu mu Avrupa Parlamentosu? Türkiye’de seçmenin demokratik tercihlerine etki yapmaya kalkarak demokratik bir seçimi sabote etmeye çalışarak mı dünyaya „örnek“ olmak istiyor AP?
Üstelik hepsi boşuna!

AB ve AP’deki beyler ve hanımlar şunu bilin Türkiye Mısır değil!

8 Haziran 2015 sabahı Türkiye’de bir kez daha hüsrana uğrayacaksınız ve Türkiye’nin seçmeni bu halinizi keyifle seyredecek.
Yalnız şunu bilin bu yaptıklarınız AB-Türkiye ilişkisine büyük zarar veriyor ve unutulmuyor!
OZAN CEYHUN DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS