Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ozan Ceyhun

İfade özgürlüğü hakaret özgürlüğü olmamalı

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült
Paris’te gündeme gelen terör eyleminin ardından bir çok konuda sayısız tartışma başlatıldı.

Terörle mücadele alanında yeni öneriler ve önlemler gündeme geldi.

Farklı dinlerden insanların barış içinde ve eşit koşulllarda huzur içinde birlikte yaşamalarına yönelik onlarca yıldır dile getirilenler tekrarlandı. Bu alanda hala eksikliklerin ve yanlış uygulamaların olduğu bir kez daha hatırlatıldı.

Güvenlik güçleri Fransa’da, Belçika’da ya da Almanya’da „terörist oluşumlara“ baskınlar düzenlediler. „Şüpheliler“ vuruldu ya da göz altına alındı.

AB ülkelerindeki ırkçılar da boş durmadı. Belçika’nın „tescilli ırkçıları“ hemen durumu istismar edip „başörtüsü ya da türbanı olanların araba kullanması yasaklanasın“ şeklinde saçmalıkları „öneri“ diye kamuyoyuna sundular. Almanya’da entellektüel ırkçı grup „PEGİDA“ son Dresden eyleminde kurulduğu günden beri ulaşabileceği en yüksek katılım sayısı olan 30.000’e vardı. Dresden’de 30.000 kişi „İslam’a karşı ırkçı sloganlarını atarken“ kentin karanlık bir köşesinde Eritreli bir mülteci de bıçaklanarak katledildi. Almanya’nın artık hepimizin adını ezberlediği Dormagen kasabasında ırkçılar üçüncü eylemlerini de gerçekleştirerek ikinci kez aynı camiye saldırdılar.

Müslümanlar sanki bugüne kadar „barış ve kardeşlikten yana değilmişcesine“ sürekli „teröre karşı tavır alın“ tavsiyelerini dinlerken bir kez daha „rencide edildiler“.

En başta Almanya olmak üzere bir çok AB ülkesinde „teröre karşı“ mitingler düzenlendi. Devlet yöneticileri bu gösterilerde bazı müslümanlarla kolkola fotoğraflar çektirdiler. Bu fotoğrafları gören geniş müslüman yığınları da şaşkınlıkla hiç tanımadıkları ve bir kaç üyeye sahip bazı şahıslarin kendilerini temsil ettikleri iddiasıyla „Paris teröründen nemalandıklarını“ izlemek zorunda kaldılar.
Bu arada AB genelinde camilere ve derneklere yönelik ırkçı eylemler ne yazıkki devam etti.

Kısacası halk dilindeki güzel bir sözümüz yine geçerliliğini korudu: „eski tas eski hamam“. Değişen fazla bir şey olmadı.
Lanetledik. Mitinglerde biraya geldik. Bir dahaki kanlı bir eyleme kadar şimdilik herkes „görevimizi yaptık“ havasında.
Ancak artık „başımızı kumdan çıkarmamız“ gerekmekte.

Aslında Danimarka’da gündeme gelen „karikatür skandalı“ sonrası başlatmamız gereken ve bu konuda çok geciktiğimiz bir tartışmayı Avrupa’da daha fazla geciktirmemeliyiz.

„Charlie Hebdo“ olayı aslında bu açıdan da bir dönüm noktası olmak zorunda!

„Hz Muhammed’e yönelik hakaretler içeren karikatürleri basmak ve yaymak“ gerçekten „basın ve fikir özgürlüğü“ açısından bir „olmazsa olmaz mı“?

Dünyamızın nüfusunun yüzde 32'sinin Hristiyanlar, yüzde 23'ünün Müslümanlar, yüzde 15'inin Hindular, yüzde 7,1'inin Budistler ve yüzde 0,2'sinin Yahudilerden oluştuğu ve herhangi bir dine inanmayanların ise dünya nüfusunun yüzde 16,3'ünü oluşturduğuna dair rakamlardan yola çıkacak olursak dünyada 2,2 milyar Hristiyan, 1,6 milyar Müslüman, 1 milyar Hindu, 500 milyon Budist ve 14 milyon Yahudi yaşamakta. Bunlara ek olarak Afrika, Amerika, Asya ve Avustralya'da geleneksel dinlere inanan 400 milyon kişi var. 58 milyon kişi ise Jainizm, Sihizm, Şintoizm, Taoizm, Tenrikyo ve Zerdüştlük gibi diğer dünya dinlerine inanıyor.

Herhangi bir dini gruba ait olmayanların sayısının ise 1,1 milyar olduğu söylenmekte.

Rakamların da çok net ortaya koyduğu gibi mesele sadece „Hz Muhammed karikatürleri“ değil.

„Fikir ve basın özgürlüğü“ için gösterdiğimiz özeni milyarlarca insanın „değerleri“ için de göstermek zorunda değil miyiz?
Hristiyanların, müslümanların, Hinduların ve diğerlerinin „peygamberleri, dini sembolleri ve kitapları“ konusunda „modern dünyamız“ fazla hoyrat davranmıyor mu?

1,6 milyar müslümanın „her şeyi“ konumunda olan „Hz Muhammed“ hakkında çizilen „hakaret içerikli“ karikatürler bu açıdan „tahrik amaçlı“ olduklarında „insanların tüm değerlerini ayaklar altına alan ve onları rencide eden“ bu durumu „ama fikir ya da basın özgürlüğü“ diye savunmak acaba ne derece „sorumlu“ bir davranış?

1,6 milyar insandan „anlayış“ bekleyenlerin kendisi 1,6 milyar insanı rencide ederken niye „anlayış gösterme konusunda özürlüler“ acaba?

Özellikle müslümanların azınlıkta olduğu bazı AB ülkelerinde müslümanlar ve „Hz Muhammed“ hakkında „hakaret içerikli karikatürleri sanat ve sanatçı özgürlüğü arkasına sığınarak“ yaymak söz konusu ülkelerdeki çoğunluğu oluşturanların müslümanlara karşı „ön yargılarını arrtırmak“ ve onları „müslümanlara düşman yapmak“ anlamına da gelmiyor mu? Ve öyle ise bu etik mi?

Sorularıma ister katılın, isterseniz katılmayın. Ancak AB başkenti Brüksel’de ve AB ülkelerinde artık bu tartışmayı gerçekleştirmek zorunda politika!

Hepimiz fikir ve basın özgürlüğünden yanayız ancak bu özgürlüklerin istismar edilerek dünya barışına zarar vermesi tehlikesini de net bir şekilde belirlemek ve tanımlamak zorundayız!

„İslamafobi“ „fikir ve basın özgürlüğünü“ istsimar ederek gelişmekte. Buna karşı artık kayıtsız kalmamamız gerekiyor.
OZAN CEYHUN DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS