Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ozan Ceyhun

Almanya’nın “kötü” Türkleri

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült
Almanya’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Köln’e gelmeden önce “bir Türk politikacısı Almanya’da seçim konuşması yapamaz” diyerek oldukça “terbiyesiz” bir şekilde hem de kabul edilemez “hakaretvari” tanımlamalarla Alman kamuoyuna yönelik “algı operasyonu” yapan Alman Medyası’nın malüm kesimleri ilginçtir Cumartesi Günü Essen’de bir toplantıda “yurtdışında Türkiye’yi şikayet etmeyi bir marifet sanan” Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı “niye geliyor” diye tek bir satır yazmadıkları gibi “Türkiye’yi şikayet etmesini de” alkışladılar.
İşte kıcasa Almanya’da durum budur!
“Türkiye” ile sorunlu ve de “Türkiye’de kemalist oligarşiden nemalandığı yılların özlemini çeken medya grubunun” ortağı dev grubun gazeteleri “Die Welt” ya da “Bild” ve diğerleri Türkiye ve Başbakanı Erdoğan karşıtlığını öyle bir hale getirdilerki Türkiye’de artık CHP’lilerin bile kendisinden umutlarını yitirdikleri “bitmiş” bir politikacı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu hala pazarlamaya çalışmaktalar.
“Bild” gazetesi Almanya yakın tarihinde “çevreci hareketin” en sert karşıtı olduğunu bilmediğimizi sanarak olsa gerek “İstanbul’un yeni dev havaalanının çevre açısından doğurabileceği sorunlardan” söz etmekte. Oysa aynı “Bild” Frankfurt Havaalanı’nın yeni pistlere ihtiyacı olduğunda ve bu uğurda ağaçlarıyla bir orman feda edilirken böyle sorunlara sahip değildi.
“Bild” gazetesi Almanya yakın tarihinin “en şanlı sivil toplum direniş hareketi olan” Frankfurt Havaalanı’nın Genişlemesi’ne karşı direnenlerin hiç bir zaman yanında olmadı. Hatta tüm yayınları ile karşısındaydı.
Bu nedenle bizim hatırlatmamızda yarar var!
İstanbul’un “Üçüncü ve yeni havalanı inşasının ekolojik açıdan sorunlu” olduğunu yazan ama Frankfurt Havalanı lobisinin de her zaman sesi olmuş olan Alman Medyası’nın bu kesimi en az bizim kadar iyi bilir Yeşiller Partisi’nin bile Frankfurt Havaalanı’nın Genişlemesi’ne karşı direnişten “doğduğunu”.
Yani kısacası kimse Türkiye’ye ve dev projelerine “çevre” ve benzeri argümanlarla “laf atmasın”.
İstanbul’un “üçüncü ve yeni havalanı” hiç bir zaman bir Frankfurt Havalanı’nın neden olduğu kadar “çevreye ve çevresinde yaşamakta olan yoğun nufüsa” “yük” olmayacak. Frankfurt Havalanı için sayısız ağaçlar ve koca bir orman feda edildi.
Frankfurt Havalanı’nın burnunun dibinde koca bir kent ve nufüs yoğunluğu yüksek kasabalar dolu. Raunheim ya da Rüsselsheim gibi kasabalarda insanlar üzerlerinden ve alçaktan piste yaklaşan uçaklar nedeniyle bahçelerinde huzurlu bir şekilde oturamamaktalar. Çift camlı gürültüye karşı izole edilmiş pencereleri olmayanlar havaalanının en yoğun işlediği saatlerde uyku uyuyamamaktalar. Çoğu bahçede uçaklardan düşen parçalar bulmak kimseyi şaşırtmıyor. Nerdeyse tüm kasabalar Frankfurt Havaalanı ile mahkemelik. Yerel seçimlerde Frankfurt Havalanı’na karşı olmayan bir adayın kasabalarda belediye başkanı seçilebilmesi bile mümkün değil.
Bugüne kadar “İstanbul’daki havalanının ekolojik açıdan sorunlu” olduğunu yazan malüm Alman gazetelerinin Frankfurt’taki hali hazırda var olan bu sorunlar hakkında yazmayı bırakın havaalanının lobiciliğini yaptıklarını bildiğimiz için bu sözde “çevre duyarlılığı” palavralarına inanmıyoruz.
Bu gazeteler yarın Türkiye’nin Atom Santrallerine de “tehlikeli” diyeceklerinden bu konuda da hemen bir hatırlatma yapalım. Yeşiller Partisi ve Alman Çevre Hareketi’nin iddialarına göre Almanya’nın hem en eski hem de en rizikolu Biblis Atom Santrali de Frankfurt Havalanı’na onbeş dakikalık bir mesafede.
Türkiye’ye “nasihat” vermeye kalkanlara “tencere dibim kara seninki benden kara” dersek yanlış olmaz.
Ama bu gerçekleri dile getirdiğimiz için hemen “kötü Türk” ilan ediliveriyoruz malüm Alman Medyası’nın “tetikçileri” tarafından.
İlk önce CDU’nun “borazanlığını” yapmakla tanınmış “Die Welt” beni karalamaya kalktı. Hiç ilişkim olmayan ve “yanlış” bulduğum bir kampanya ile ilgili olarak. “Cem Özdemir’in Türkiye’ye gidip, gitmemesi” üzerine gündeme gelmiş ve bırakın benim eskiden arkadaşım olan Cem’e karşı yapılmasını tasvip etmememi, bu tarz kampanyalar kime karşı yapılırsa yapılsın red ederim. Kemalist Oligarşi’nin Türkiye’sinin demokrasinin ayaklar altına alındığı dönemlerinden birinde bana yönelik yapılan ve aslıi astarı olmayan bir suçlama nedeniyle ülkeme 20 yıl gidememiş biri olarak bu konuda çok hassas olduğum da iyi bilinir. Buna rağmen “yıldırma” amaçlı “linç” kampanyasına ardından Berlin’deki kısa adı “taz” olan gazete de katıldı.
Bu iki gazetede bana karşı kaleme alınanlar aslında kendilerinin “çifte standartını” teşhir etmekteydi.
Almanya demokratik bir ülke ve ben de “fikir özgürlüğüne” sahip bir vatandaşım. Benim 2002 sonrasının kemalist oligarşiden arınmış demokratikleşen, sosyalleşen, modernleşen, güçlenen ve en önemlisi Kürt Sorunu’nu ve de Kıbrıs Sorunu’nu çözmek için ciddi adımlar atan Türkiye’yi desteklemem “bir suçmuş” gibi gösterildi. Hür demokratik bir ülke olan Almanya’da nedense benim kimin danışmanı olup olamayacağım üzerine “ahkam” kesenler aslında “demokrasi konusunda gerçek yüzlerini” teşhir ettiler.
Bu iki gazeteye daha sonra “Bild” isimli gazete katıldı ve manşetinde bana “Stinkstiefel (neredeyse “pislik” anlamına gelebilecek ağır bir söz” ile) diyerek hakaret etti. Üstelik bu tarz habercilik Almanya’nın bildiğimiz geçmişi açısından da çok sorunlu olduğu halde!
Hızlarını alamadılar soyadım Ceyhun’u “Ceyhuhn” olarak değiştirip bir hayvan ismi benzetmesi yapacak kadar da “alçaldılar”. Öyleki hakkımda çıkan bu haber tam bir “yabancı düşmanı içerikli haber” kategorisinde değerlendirlimekte uzmanlarca.
Benim Almanya Cumhurbaşkanı Gauck’a ya da Yeşiller Eş Başkanı Cem Özdemir’e “hakaret ettiğim” yalanlarını da ekleyerek resmimi yayınlarken bu gazeteyi okuyan “aşırı sağa kesime de” beni “hedef” olarak sundular.
Üstelik bu üç gazetede bir de “utanmadan” üyesi olduğum ve çok sayıda seçim kampanyasında çok katkım olan partim “SPD’den atılmamı” talep ettiler.
Şimdi size soruyorum: “Türkiye’de demokrasi yok” diyen bu yayın organlarının sadece bana yönelik yazdıklarını alıp inceleyecek olursak aynayı kendilerine çevirmemiz doğru olmaz mı?
Alman Medyası’nın bu kesimi Türkleri artık iki kategoride tanımlamaya başladı.
“Türkiye’ye düşman olanlar”, “yerli, yersiz her zaman Türkiye’yi eleştirenler”, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a “diktatöre” diyenler, “Türkiye’deki seçim sonuçlarını beğenmeyenler”, “helal olsun bizim Cumhurbaşkanı Gauck iyi konuştu diyenler” ve “İslam Dini ile sorunlu olduğunu sık, sık beyan edenler” ve benzeri tavırlarda olanlar Almanya’nın “iyi Türkleri”.
“Türkiye’nin demokratikleşmesini”, “Türkiye’de anaların ağlamasının sona ermesini”, “Türk ve Kürt gençlerinin artık ölmemesini”, “PKK’nın kaçırdığı çocukları serbest birakmasını”, “Türkiye’de ulaşılan refah seviyesini”, “Türkiye’nin güçlü bir ülke olmasını”, “Türkiye’de inanç özgürlüğünü”, “kemalist oligarşinin insanların giyim kuşamına karıştığı askeri vesayetin sona ermesini” ve tüm bunların gerçekleşmesini sağlayan Türkiye’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyenler de Almanya’nın “kötü” Türkleri.
Açık söyleyeyim Almanya’nın “iyi Türkü” olmak utanç verirdi bana.
Ayrıca “Türkiye’yi şikayet eden” Kemal Kılıçdaroğlu’nu öven gazetelerin bana yönelik “linç” kampanyası ise gururlandırıyor beni!
Çünkü yeni Türkiye’nin ve dev yatırımlarının ve de dünyadaki yeni rolünün sadece Almanya’da değil AB genelinde belli çevrelerde yarattığı rahatsızlığın farkındayız.
Vizyonu olan ve AB’nin çıkarlarının farkında olan politikacılar bu Türkiye’den rahatsız olmaz tam tersine AB’ye kazandırılardı.
Maalesef AB’nin ana sorunu da bu!
Vizyonu ve karizması olmayanların elinde en son AP seçimlerinde olduğu gibi “kaybetmeye mahkum”. Seçmen her zaman orjinal olanı seçmekte.
Türkiye’yi “müslüman bir ülke olduğu” için ve biz Türkleri “modern, sosyal, demokratik ve güçlü Türkiye’yi desteklediğimiz” için karalayanlar aslında aşırı sağın “ekmeğine yağ sürmekteler”. Merkez partileri “aşırı sağ içeriklerle” ortaya çıktıklarında da seçmen onları değil bu içeriklerin gerçek sahiplerini seçmekte.
Bakalım bu gerçeğin ne zaman farkına varacaklar?
OZAN CEYHUN DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS