Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ekin Gün

Muhalefete Dr. House Lazım!

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült

Seçimden sonra geçen zaman bize gösterdi ki hem siyasiler hem de halk koalisyonun ne demek olduğunu unutmuş. Bu aslında iyi bir gelişme. Özellikle Türkiye gibi demokrasisi uzun seneler boyunca darbe dönemleriyle aksaklığa uğramış ve yaklaşık son birkaç senedir ivedilikle yapılan demokratikleşme hamleleriyle koşuya geçmiş bir ülke açısından azımsanacak bir şey değil. O nedenle yaklaşık 20 gündür süregelen hem kamuoyundaki hem de toplumdaki koalisyon tartışmalarının bir sonuca varamaması bize böyle bir sosyolojik analizi yaptırmayı zorunlu kılıyor.

Tabi işin Nirvası'na ulaşan kişiler de yok değil. Başta CHP'nin Boğaziçili Profesörü Koray Çalışkan bunlardan biri. Seçimden hemen sonra MHP ile HDP'nin çıkarmış olduğu eşit milletvekili sayısını “ilahi adalet” kapsamında değerlendiren ve bu değerlendirmesiyle muhtemelen olası CHP-MHP-HDP koalisyonun da Diyanet İşleri Başkanlığı'na atanmasını çoktan hak etmiş bir isim. Geçenlerde de dünyanın en özgür ülkeleri arasında yer alan Norveç, İsveç, İzlanda gibi ülkelerin koalisyonla yönetildiğine dair bir değerlendirmesi vardı. Genelde Türkiye'de bildiği için değil de profesör olduğu için bilen insanların pek de küçümsenmeyecek çoğunlukta olması bize böylesine derin analiz hakimiyeti yüksek insanlarla aynı ülkede yaşamanın haklı gururunu yaşatıyor.

Meclis Başkanlığı'nın seçim atraksiyonu bile artık gün güçtikçe iyice sıkıcılaşan koalisyon formülasyonlarından daha heyecanlı bir hal almış durumda. Seçimden sonraki ilk günlerde Kemal Kılıçdaroğlu'nun yer alacağı bir koalisyonda başbakanın kendisi olması gerektiğini belirtmesi belki Cem Yılmaz'a rakip çıkması konusunda eğlenceli vakitler geçirmemize yarasa da durum kabak tadı vermeye çoktan başladı bile. Devlet Bahçeli'nin koalisyon hesapları üzerine matematiksel açıdan bakamaması bile durumun ciddi olduğunu gösteriyor.

AK Parti'yi koalisyona mecbur ettikleri seçim akşamı Kılıçdaroğlu'nun “baskı dönemi bitmiştir” demesi akabinde Devlet Bahçeli'ye CHP-MHP-HDP koalisyonunda başbakanlığı peşkeş çekmesine kadar gidilen hal uzun ince bir yol oldu bile. Akıllardaki hesap bu üç partinin kuracağı koalisyonda yolu Erdoğan'a uzanan Yüce Divan'ın önündeki engelleri kaldırmak ve Türkiye'de 3 senedir hakim olan barış ortamını da ekarte etmekten başka bir şey değil. Tabi iş koalisyon konusunda deneyim sahibi olan Bahçeli'ye takılınca evdeki hesap çarşıya uymadı. Sözüm ona Bahçeli'nin de seçim meydanlarında HDP'ye tek laf etmemesi ama Erdoğan'a “gafil, edepsiz, kanun tanımaz” gibi ifadeleri HDP ile ortak kullanması Bahçeli'nin derdinin HDP'den daha çok Erdoğan'la alakalı olmasını da göstermedi değil. Lakin Bahçeli'nin derdi tabanın derdiyle bir olmayınca ve olası bir HDP ile koalisyon ilk seçimde MHP'yi baraj altında bırakacağı gibi Bahçeli'yi de koltuğundan edeceği düşünülünce dünyanın oyla devrilen ilk diktatörü olma özelliği taşıyan Erdoğan nefretinin de kursaklarında kalmasına sebep oldu.

İş her ne kadar siyaset arenasının sorunu gibi görülse de muhalefet partileri açısından durum pek de öyle değil. Kendisinin olacağı koalisyonda mutlaka başbakan olması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu'nun koalisyonla ilgili 14 ilkesini sayarken Çözüm Süreci'ne ilişkin bir cümlesi olmaması ve konuyu Erdoğan'a “maydanoz” gibi ifadelerle bağlaması, keza aynı şekilde Devlet Bahçeli'nin Erdoğan ağır hakaretler ederek konuşması ve Meclis Başkanlığı Seçimi'nde bile Erdoğan paranoyasından kurtulamayıp “Erdoğan'ın istediği adayı seçtirmemeliyiz” demesi durumu pek de siyasetle bağdaştırmıyor artık. Üstüne HDP'nin bozuk plak gibi aylardır tekrarladığı ve “Seni Başkan Yaptırmayacağız” cümlesi dışında başka cümle kuramaması da durumun siyaset dışı vahametini ortaya koyuyor. Ve bu ortaya çıkan sonuç siyasetle değil ancak bu saatten sonra müzmin “Erdoğan Nefretinin” psikoloji literatürüne girmesiyle çözülebilir.

Lisansım kimya mühendisliği üzerine olmasına rağmen bu “Erdoğan Nefretinin” bir ilacının olduğunu şuana kadar gözlemlemiş değilim. Lakin konuyla ilgili olarak İMDB'den çok yüksek puan alan Dr. House dizinin Dr. Gregory House'u önerilebilir. Kendisi huysuz ve bir o kadar da antipatik karakter olmasına rağmen teşhisi konulamayan hastalara ilginç yöntemlerle teşhis koyması ve koyduğu teşhislerin tedavi yöntemlerini bulması açısından konu hakkında bize epey bir fayda sağlayacaktır. Çünkü artık durum işin içinden çıkılmaz hale geldi de geçiyor bile.

Tabi benim ki sadece bir durum tespiti. Çıkıp da Figen Yüksekdağ gibi “AK Parti'nin IŞİD'le ilgisi var, ilgisi yoksa ispatlasın” demesi gibi sizden “Erdoğan Nefretinizin” olmadığını ispatlamanızı beklemeyeceğim. Figen Yüksekdağ'ın ilgiyi ispatlamadan ilgisizliği ispatlamayı AK Parti'ye bırakması gibi bir sorunsalın içine düşmesi de herhalde yeri psikolojide olan ayrı bir paranoya alanına intikal edecektir. Lakin Türkiye'de taşa takılıp düşse taşı Erdoğan'ın oraya koyduğuna dair iddia üreteceklerin de milyonları bulduğunu söylesek yanılmayız.

Erdoğan'a duydukları nefretten dolayı artık gözleri bile kör olma safhasına gelmişlerin Erdoğan'ın dediğinin tersini söylemekle muhalefet yapma gibi konforları var. Türkiye'de bu muhalefet bu denli acıklı ve bu denli hiç efor gerektirmeyen bir makamsa düşünün ki Kılıçdaroğlu'nun başbakan olduktan sonra ki AK Parti ve Erdoğan'dan gelecek her türlü fikre karşı çıkması da ülkede yeni bir siyasal kriz çıkmasından başka bir işe yaramaz. Her şeyi geçtim de seçimlerde “Seni Başkan Yaptırmayacağız” diyen partiyi destekleyen pek devrimci gazetenin Muhsin Kızılkaya'nın eşini bıçakladığına dair yalanlar üretmesinin altında yatan sebebi muhtemelen Dr. House bile teşhis edemez.

Artık siyaseti bırakıp Erdoğan'ı Hitler'e benzeten Murat Belge'nin yakın arkadaşı Ahmet İnsel'in belaltı vuruşlarla “Erdoğan'ın çocukluğuna inmek lazım” şeklinde akademik alandan gelen ve pek de analiz diyemeyeceğim yazısına ne demeli? Erdoğan nefretinin ulaştığı noktanın artık akıl almaz bir yere doğru gitmesi koalisyon formüllerini de ortaya çıkarıyor galiba.

Kim ne derse desin bu ülkenin lideri Erdoğan'dır. Yıl 2002'den beri böyledir ve Erdoğan halkın seçtiği o makamda durduğu sürece de bu ülkenin lideri olmaya devam edecektir. Çünkü halkın seçtiği makamda halk adına konuşmasından ve halk için çalışmasından başka da bir şey beklenemez. Konuşacaktır hatta hep konuşacaktır ve birileri de bugüne kadar Erdoğan nefretiyle gelmiş oldukları pozisyonlarında çıldırıp duracaktır. Hal böyleyken bunun başka bir izahı yapılamaz. Bunu sindiremeyen, demokrasinin bu gerekliliğini hazmedemeyen de koalisyona girip ülkeyi siyasal ve sosyal krize sokmaktan başka da bir işe yaramaz.

Bundan sonrasında ise top AK Parti'de. AK Parti'nin önünde yapması gereken Erdoğan'ı tartışma konusu yapan, meşruiyetini müzakere etmeye kalkan kimseyle masaya oturduysa bile o masadan kalkmalıdır, Erdoğan konusu mevzu bahis bile yapılmamalı, mümkünse muhalefet partilerinin ağzından bir kelime dahi Erdoğan adı çıkarsa o partiyle koalisyon ortaklığına gidilmemelidir.

Sebebi mi?

Bunun sebebini ve dolayısıyla sonucunu ilk sandıkta görmeden şimdiden görüp önlem almak daha hayırlı bir tutum olacaktır da ondan.

  YORUM YAP / YORUM OKU
EKİN GÜN DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS