Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Mahmut ÖVÜR

'Öldürülecek Kürtleri' Çiller'e sorun

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült

Susurluk kazası Türkiye'deki devlet eksenli kirli ilişkilerin deşifre edilmesinde bir dönüm noktasıydı. Tam anlamıyla açığa çıkartılamadı ama ortaya koyduğu devlet- siyaset- çete fotoğrafı çarpıcı bir gerçeği ifade ediyordu: "Bu devlet kirli işler yapıyor."
Şu bir gerçek ki, bu kirli işleri bir kişiye veya bir gruba mal etmek doğru değil. İzleri 70'lere ve daha gerilere uzanan, hatta bugün karşımıza çıkan Ergenekon'u da üreten bir zihniyetin varlığıdır söz konusu olan. Adı Özel Harp'tir, Kontrgerilla'dır, Susurluk'tur veya Ergenekon'dur.
Bu yapının ana ekseninde de "asker" var. Siviller ise "emir kulu"dur. Emir kullarının bazen kraldan çok kralcı oldukları da bilinir. Susurluk döneminde yapılanlar bu zihniyetin en pervasız halidir. Bunu da en iyi İbrahim Şahin biliyor. Ama ne ilginçtir ki bir ara "hafıza" sorunu yaşayan Şahin verdiği son ifadesinden şöyle diyor: "Susurluk olayı benim üzerime kalmış ve günah keçisi ilan edilmişimdir.
Susurluk olayına katılma sebebim Ömer Lütfü Topal olayında cinayet şüphelisi olarak gözaltına alınan özel harekât polislerini tutanak karşılığında Ankara'ya götürmem sebebiyle olmuştur."
Şahin, Çatlı'yı özel harekâtçı polisleri ve Ayhan Çarkın'ın söylediklerini hatırlamıyor ama bir adres veriyor: "Eğer ortada illegal bir yapı varsa gidin Mehmet Ağar'a sorun."
O dönem aralarında Çarkın'ın da bulunduğu özel harekâtçı polisleri Abdullah Çatlı'nın çevresinde sık görüyordum. İbrahim Şahin'in Çatlı ile ilişkisi de sadece o yıllara değil daha gerilere dayanıyor.
Bu nedenle aydınlatılması gereken çok şey var. Daha önce de yazdım, dönemin başbakanı Tansu Çiller 1994'te şöyle diyordu: "Elimizde PKK'ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK ile olduğu gibi PKK'ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir."
Edildi de... Çok sayıda Kürt işadamı ve aydını öldürüldü. Bu nedenle Susurluk'u çözmek için önce "Öldürülecek Kürtler" listesini Tansu Çiller'e sormak gerekir. Bu sürecin Şahin'i de Ağar'ı da aşarak daha yukarılara uzanacağı çok açık.
Ayrıca şunu da söylemekte yarar var; O dönem yapılanların "bilinçli bir tercih" olduğunu bizzat Başbakan Çiller şu sözüyle ortaya koymuştu: "Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir."
Ne garip bir ülkedeyiz, o sözün asıl sahibi "danışman" bugün ne yapıyor dersiniz? Cevabını CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gibi yaparak ilgilisine bırakıyorum.

"Ölülerimize bir Fatiha okumaya bile gidemiyoruz..."
Bir süre önce Güneydoğu'da şiddetin gölgesinde kalan, gelecekte de ciddi sorunlara yol açacak olan "korucu" eksenli bir arazi meselesini yazmıştım.
1990'larda devletin "Korucu ol" diyerek baskı yaptığı Urfa'nın Siverek ilçesine bağlı Tutumlu köyünü terk eden insanların öyküsüydü bu.
Köylüler yıllar sonra "demokratik açılım" nedeniyle ortaya çıkıp, arazilerini geri isteyeceklerdi ama köyü işgal eden korucular silahlı, devlet de ilgisizdi.
Yazı üzerine Siverek Kaymakamı'ndan bir cevap aldım. Açıklayıcı değildi ama yine de "devlet" cevap vermişti: "Çalışmalarımız sürüyor."
Aradan bir süre geçti ve bana gelen maillerden anladığım kadarıyla sorunun çözümüne ilişkin ne yazık ki somut bir adım atılmış değil. Durum gerçekten vahim.
Vatandaşın elinde tapusu var ama eli silahlı korucular köyü işgal ettiği için köyüne dönemiyor. Gittiğinde nasıl bir cevapla karşılaşacağını bilmiyor.
Yüreği yanan bir köylü şöyle diyor: "Ölülerimize bir Fatiha okumaya bile gidemiyoruz..."
Bir başkası daha tehlikeli bir noktaya dikkat çekiyor: "Devletin, korucuların katliam ve hukuk dışı faaliyetine sessiz kalması sadece maddi değil, manevi olarak da bölge halkını yıpratıyor. Sessiz kalmak koruculara cesaret veriyor."
Bu tespit bana Mardin'in Bilge köyündeki korucu katliamını hatırlattı. Bu yüzden şu soruyu soruyorum: Bu acı gerçek karşısında devlet ve siyaset ne yapıyor?
Özellikle de Urfa'da sürpriz bir seçim başarısına imza atan Çalışma Bakanı Faruk Çelik'in ne yaptığını merak ediyorum... Sayın Bakan'ın konuya ilgisiz kalmayacağını biliyorum ama neden bir şeyler yapmadığını da anlamış değilim.
Bir sorum da bölgenin etkili ailelerinden gelen Zeynep Karahan Uslu'ya... O bölgenin bir milletvekili olarak acaba sizin ilgi alanınıza bu tür bir mesele girmiyor mu?

Yazının devamını okumak için tıklayın.

MAHMUT ÖVÜR DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS