Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

İlhami Işık

Barış hemen gelecek!

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült
Barış ve çözüm sürecini artık sadece konuşmuyoruz. Pratik adımların da atılacağı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz ve artık meseleyi niyetler, açıklamalar ya da çok tartışılan10 madde üzerinden değil, meselenin özü üzerinden çözüme doğru ilerliyor. Neden şimdi barışın kalıcı hale geleceği bir döneme girdik? Sorunu bu nokta üzerinden tarif edersek öyle sanıyorum ki değerli bir iş yapmış olacağız.

Sorunun özü şu: Çatışma süreçleri artık bir çözüm noktasına bağlandı. Ancak takdir edersiniz ki böylesi böylesi çatışma süreçleri belli nedenler ve zorunluluklardan ötürü çözüme doğru evrilir. Bu duruma daha ‘ince’ bir gözle bakmak gerekli kanımca.

Genel geçer kabul gören teoriye göre çatışma süreçleri 3 ayak üzerinde gelişir.

- Sorunun varlığı
- Sorunun kendisini sürekli yeniden üretme kabiliyeti
- Sorunu zamana yayan konjonktür ve bölgesel – uluslararası güç dengeleri.


Dünyada bilinen çatışmalar genel olarak bu süreçler üzerinde gelişmiş ve devam etmiştir. Doğal olarak çatışmayı yürüten bu 3 ana ocağın sönmesiyle çatışma süreçleri doğal olarak sona ermiştir.

Türkiye gibi bu süreçleri yaşayanların tarihlerine baktığımızda oldukça ilginç bir tablo görüyoruz. Kürt meselesi denince hemen mukayese amacıyla dile getirilen IRA, ETA ve Güney Afrika modellerin tamamının sorunla yüzleşmeleri ilginç bir gelişmeye tekabül eder.

Baktığınızda Türkiye de dahil olmak üzere bölgesel çatışmalara yönelik çözüm arayışları 1990’lardan sonra başladı. Peki neden 1990’lar?

Çünkü 1990’lar dünyayı esir alan soğuk savaş sürecinin bittiği yıllardır. Soğuk savaş, sorunların vekalet savaşları ve şiddetle ifade edildiği bir küresel çatışmalılık süreciydi. Savaşın asıl tarafları belli bölgelerde düşük yoğunluklu savaş yürüterek birbirlerini yıpratırken karşılıklı çatışmalar, oluşturulan mevziler ve geniş toplumsal katmanların kendisini ifade edememesi kitleleri şiddet sarmalına sürükledi. Şiddetin varlığı mağdurların kendi problemlerini ifade etmelerinden ziyade kimliklerinin şiddetle anılmasına neden oldu. Emperyalist güçlerin, sol çevrelerin ve diğer ezilmiş kesimlerin iktidarı aşağı yukarı bu süreçte belirginleşmiştir.

Ancak Soğuk Savaş sonrası şiddet üzerinden yürüyen o büyük psikolojik operasyonlar artık sistemin sahipleri açısından bir tehlike haline geldi. ‘Düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışı’ artık statik geçerliliğini kaybetti. Dolayısıyla yeni arayışlar, sorunlara yönelik yeni bakışları da doğurdu. IRA için, sorunun gerçek muhatabı olan İşçi Partisi’nin iktidara gelmesi ve soruna farklı bir perspektifle bakması örgütü uzun yıllar yaşatan, nefes almasını sağlayan Katolik dünyasının desteğini kesmesine sebep oldu. Eğer İşçi Partisi sorunla yüzleşmek yerine inkar politikalarını sürdürseydi IRA’yı sürekli yeniden üreten şartlar ve lojistik destek asla bitmeyecekti.

Hakeza ETA için de aynı hikayeden bahsedebiliriz. Eğer ETA’yı tümüyle yaşatan Fransa desteği kesilmeseydi ETA bugünkü gibi marjinal bir yapılanma haline gelmeyecekti.

Güney Afrika’da Mandela’nın iktidara gelmesi de bahsettiğimiz türden çözüm süreçlerinin belki de en ilginciydi. Eğer Soğuk Savaş bitmeseydi asla Mandela iktidar olamayacaktı. Çünkü Güney Afrika’daki ırkçılık artık taşınamaz durumdaydı ancak dünyanın ırkçılıktan yana ilkesel bir rahatsızlığı yoktu.

Türkiye’de yaşanan hemen hemen aynısıydı. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle Kürt meselesinde en sert güvenlikçi politikaları uygulayan, olağanüstü hal politikasıyla bölgede ciddi bir baskı ortamı oluşturan, özel harekatı silahlandırarak gayrinizami harp yöntemleriyle mücadele yolunu seçen ve köy koruculuğu gibi bir sistemi kurgulayan Özal, bu yöntemlerin sorunu yeniden ürettiğini fark edince yeni çareler aramaya başladı. Ancak bahsettiğim 3 bileşen aynı sorunu yeniden üretmeye devam etti.

Şehir örgütlenmesi olarak yola çıkan PKK, binlerce kişilik kadroya ulaşmış olmasına rağmen 1980 darbesinde ağır bir yenilgiye uğradı. Hemen hemen tüm kadroları şehirlerden cezaevlerine taşındı. 1984’e kadar tekrar harekete geçebilecek bir kabiliyete erişemedi. Türkiye’de örgütlenerek eyleme kalkışabilecek bir pozisyonu yoktu ve Suriye’de örgütlendi. Temel insan kaynağını buradan sağladı ve kır gerillası taktiğiyle ilk eylemini gerçekleştirdi. Evet, sorun vardı ancak Suriye’nin desteği olmasaydı PKK 1984 yılında kır gerillası eylemlerini başlatamaz ve bu kadar büyüyemezdi. İran’ın bölgedeki duruşu, Türkiye’ye karşı geliştirdiği çıkar temelli siyaset olmasaydı da aynı şekilde PKK böyle büyüyemezdi.

PKK’nın varlığını bu kadar uzun süre koruması, sorunun varlığı ve kendisini yeniden üretmesinden ötürü değil esasen dışarıda nefes alabilecek alan bulmasıyla ilgiliydi. Çünkü sürekli bir lojistik desteğe sahipti ancak bu lojistik desteğin sağlanması için kendisini yeniden üretmesi elzemdi. Devletin Kürt meselesini yok sayması, sorunu şiddet sarmalında boğmaya çalışması elbette PKK’yı her askeri yenilgiden sonra yeniden üretti. Uzun yıllar davam eden bu süreç artık kesildi ve karşımızda hem sorunu tarif eden hem de çözüm süreciyle yüzleşme hazır olan yeni bir devlet aklı var.

Birinci aşamayı çözüm sürecinde gösterilen iradeyle aldık. İkinci aşama; sorunun sürekli yeniden kendini üretmesi meselesini de şiddet sarmalından çıkarak aşılmış gibi görünüyor. En azından bu çözüm iradesi ikinci aşamayı tamamen ortadan kaldırmaya hazır. Esas olan üçüncü ayak ise dün tümüyle şiddet üretmeye müsaitken bugün tam tersine şiddeti durdurmaya tarafları mecbur ediyor. Suriye’de yaşanan iç savaş sorunsuz bir güç birikimine izin vermiyor. IŞİD’den ötürü bir taraf olma mecburiyetiniz Türkiye’yi şimdiye kadar bölgedeki doğal konumunun dışına itti. İran’ın her şeyiyle bölgedeki çatışmanın içinde olması İran’la ilişkilerinin eskisi gibi yürümesini zorlaştırıyor. Kobani’de ne Suriye ne de İran Kürtlerin yardımına gelemedi. Dolayısıyla PKK’yı var eden antiemperyalist şablon tümüyle çöktü.

Emperyalistlerin yardımıyla bir başka bir mücadele daha var şimdi. Kürtlerin gücünün uluslar arası meşruiyet içinde kalması ve Türkiye’nin tavrı artık Kürtleri de aynı meşru daireye çekilmek zorunda bırakıyor. Tüm bunlardan ötürü artık Türkiye’de bir silahlı mücadelenin zemini kalmadı.

Bu da şu demektir;

Barış hemen gerçekleşecektir.

@dunya20101

İLHAMİ IŞIK DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS