Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ramazan Tamer

İktidar ve Memurlar oligarşisi

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült

Tarih boyunca kimisine göre halkın temsilcisi kimisine göre de devleti halkın içinde temsil edenler olagelmiştir.

Devletin katında halkı temsil edenlerle, halkın katında devleti temsil edenler arasında hep bir bağ ama hep bir mücadele de eksik olmamıştır.

Devletin katında halkı temsil ettiği düşünülenler; kendilerince, kendileriyle birlikte halkı da sınıf atlatacağı zannıyla esmiş gürlemişler ama halkın katında devleti temsil eden bürokrasi veya memur oligarşisi kimsenin bir şeyi temsil etmediğini dayatarak öğretirler.

Temsilcilikse bunu sadece her anlamda kendileriyle ilgili bir konum olduğunu ifade ederek diğerlerinin de kendilerine göre konuşlanmışlık halleriyle olaylara yaklaşmalarını zaman zaman yaptıkları darbelerle veya çıkardıkları kanunlarla hissettirmeye çalışmışlardır.
Çevre ve merkezin değişmeyen aktörleri kendilerince hep düşman belledikleriyle tersleşmeyi hayatta kalabilme mücadelesinde belirleyici unsur olarak kavramışlar veya toplumu yönlendirici algı için böylece kavratmaya çalışmışlardır.

Halkın genelini sosyolojik olarak “yığın” nitelemesiyle etkAisiz eleman olarak görebilen taraflar aralarında siyaset denilen bir dil oluşturmakla, çoğunluğun anlamadığını ama kalan az bir kısım insanın da anlaşma zeminlerini iktidara ortak olma veya iktidardan pay alma şeklinde belirlediği için konular anlaşa anlaşa (!) çözülmeye başlanmıştır.

Halkın çevrede oluşu bir etki halesi oluşturduğu ve yaygınlaşması kolay olduğu için bu gücü kontrol altında tutmanın pek çok yolu aranmış, tek parti dönemlerinde olduğu gibi susturulan veya karnından konuşmasına izin verilen yığınlar (!),uzun dönemler kendi inançlarından veya köklerinden uzak tutulmakla bitirileceği düşünülen bir davanın temsilcileri olarak algılanmışlardır.

Merkezde olduğunu kendilerince tarif edenler; devletin yüksek menfaatleri sloganıyla kendilerinden başka kimsenin menfaatlerini düşünmeyerek, aslında çok kötü bir göz boyama ile halkla ve aklıselim düşünenlerle dalga geçercesine bir tavır içinde, açık oy gizili tasnif yollarıyla bir müddet daha zulümkâr tahakkümlerini sürdürmüşlerdir.

Zaman içinde çevrenin boğucu çoğunlukla iktidara aday olması; darbelerle veya motel entrikalarıyla engellenmeye çalışılsa da, ölüm nasıl er geç bedeni bulursa, zalimlerde iktidardan uzak kalacakları kendilerince hazan mevsimi diye tarif edecekleri vakitlerde ölüme gidercesine muhalefette kalmaya mahkûm olmuşlardır.

Türkiye gibi uzun yıllar iktidara gelme imkânı kalmamış muhalefetin; sanki iktidara gelmemek için elinden geleni yaparak halkla ters düşmesi, sadece iktidara gelecek olanların işini kolaylaştırmakla kalmamıştır. Onların iktidara gelse hazırladığı veya teklif edeceği hiçbir proje de kalmadığı için tek yapılması gerekenin kimi zaman belden aşağı bazı yollarla iktidarı ve onu destekleyen halkın zor duruma düşmesine sebep olacak bütün gayretleri göstermiştir.

Merkezin; atom çekirdeği gibi sadece merkezi sağlammış gibi göstermesinde, bürokrasi siyaset ayağı iş görmekle yetinmemiş, zaman içinde bürokrasi ve devlet içinde farklı kadrolaşma modelleri bulmaya başlamıştır. Merkezdekilerin gizli iktidarlarını elden çıkarmamak adına kimi zaman muhafazakâr, sağcı veya dini argümanları kullanan bazı topluluklarla ilişki içinde iş götürmeye çalışması, kendilerince “toplum da artık bizim yanımızda çünkü kurguladığımız sistem içinde halkın aristokrat olan ve sınıf atlamaya çalışan bazı kesimleriyle de işbirliğini sürdürüyoruz” imajı verilmeye çalışıldığını çok iyi görmek mümkündür artık.

Merkezdeki memur hiyerarşisi içinde devam edegelen işleyişin aslında çok elden bırakılmak istenmeyişi; okudukları okul, kazandıkları sınav ve bazı görünmeyen etkenlerin de devreye girmesiyle elde ettikleri halkın üzerindeki statüleri ellerinden çıkarmak istemeyişleridir. Bir yandan halkın çocuklarını farklı yöntemlerle iktidara veya erke sahip kılarken; diğer yandan halkı bilen ve halktan hıncını alabilecek tüm yollarla zulmeden bir memur oligarşisini bu toplumda karşımıza çıkarmıştır ve ne yazık ki hala çıkarmaya devam etmektedir.
Halkın desteğiyle iktidara gelmiş bir siyasi iktidarın halkın hizmetkârı olmak diye tarif edilecek bir sloganla iktidara gelmesi ve kalmasının güzelliği yanında hala vazgeçmeyen, bürokratik ve soğuk devlet yüzüyle halkı karşılamaya kalkışması, maalesef hala kırılamayan asabiyetlerin göstergesi olmaya devam etmektedir.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a ulaşmanın bir daire amirine veya valiye ulaşmaktan daha kolay olması; ülkenin en başının halka hizmet için kapısını sonuna kadar açtığı devleti maalesef hala yerelde açılamayan kapıların kölesi haline getirmeye çalışanları görmemizi engelleyememiştir.

Benim gibi sıradan bir vatandaşın; siyasi bir kimliği de bulunmadığı için valiye veya bir daire amirine ulaşmakta güçlük çekmesi söz konusuysa gerisini artık sizi düşünün.

Bu gidişle Sayın Cumhurbaşkanı'nın işi ve görüşmeleri eksilmeyecek, tam tersine artacaktır.

Muhatap arayan halk; kendine muhatap bulmak için en üste ulaşmaya çaba sarf ederek sadece aşağıda kendilerince işgal ettiği makamlarda iş yapmayan yöneticilerin fazlalığı gündemde kalmaya devam edecektir.

Bekri Mustafa gibi adamların cemaatlere imamlık yaptığı dünyada; ahirete göçenlerin durumu kavramaları nasıl güç olacaksa, sadece bazı mahfillere yakınlıklarından dolayı şu veya bu yönetici koltuklarını işgal edenlerin, etraflarına tafra yapmalarını hiç kimse yöneticilik olarak algılamayacaktır vesselam.

Komplekslerinden randevu taleplerini geri çeviren bürokrat ve yöneticilerin; halka hizmetkâr olmayı kendine şiar edinmiş bir liderin peşinden gittiklerini iddia etmeleri ne kadar samimi olur hele siz bir kere daha düşünün.

İsmi zikredilene uygun işler yapmayanların; sadece isimleri tüm konuşmalarında tekrar tekrar söylemekle ulaşacakları kıyakçılık ve ayakçılıktan öte meslek ve makam olmayacaktır.

Üstad Necip FAZIL der ki;
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım!
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana

  YORUM YAP / YORUM OKU
MUSTAFA ÇAKAR   01.07.2016 12:08:26
ABİ ELİNE SAĞLIK GÜZEL BİRYAZI ANLAYANA GÖRE MALESEF TOPLUMDA KIRALDAN DAHA COK KIRALCILAR TÜREDİ HAYIRLISI BAKALIM.
RAMAZAN TAMER DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS