Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Cevdet Akbay

Talat Halman’ın vefatının hatırlattıkları

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült
17 Aralık darbe girişiminin ve bu darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının yıl dönümünde Talat Halman’ın vefatından bahsetmek tuhaf kaçıyor aslında ama nasılsa birçok insan konu hakkında yazacak ve konuşacak; işi ehline bırakıyorum. Şu kadarını eklemekle yetineyim: 17 Aralık darbe girişimi başarılı olsaydı, tıpkı 28 Subat’ta olduğu gibi, iktidar halktan alınıp Derin Devlet’e tesilm edilecekti. Paralel Cunta mı? O da, 28 Şubat cuntası gibi kullanılmış kirli mendil gibi bir kenara atılacaktı. Tetikçi çünkü. Allah memleketimizi ve milletimizi büyük bir fitneden ve felaketten korumuş. Neyse ki, Paralel Cunta, geç de olsa, hesaba çekiliyor... Şimdi asıl konuya geçeyim.

Talat Halman, 83 senelik dünya hayatına veda edip, nurdan bahçelerin ve nardan çukurların olduğu Ahiret Alemi’ne gitmiş. Mahkeme-i Kübra’daki çetin hesaptan sonra gideceği mesken belli olacak. Mahkeme-i Kubra’da onunla yüzleşeceklerden biri de ben olacağım. 1990’ların ortasında ABD’de bursiyer olarak okuyan, aralarında benim de bulunduğum yüzlerce bursiyeri fişleyip Washington Konsolosluğu aracılığıyla Türkiye’deki MGK, TSK, MİT, YÖK gibi bilumum üç ve çok harfli kurumlara şikayet edip burslarını kestiren, Selanik’li hemşehrisi Hüdai Yavalar’ın başkanlığını yaptığı Amerika Atatürk Dernegi’nin Yönetim Kurulu üyesiydi.

O zamanlar, sözkonusu kökten laik fanatik dernekle irtibatlı MİTHAT ismiyle internette yazılar yazan bir ekip vardı (Paralel Yapı’nın dezenformasyon ekibi Fuat Avni ekibi gibi). Ekip, İslam’a, Hz. Peygamber’e ve İslami olan her değere saldırıyor, İlhan Arsel, Turan Dursun’un yanında bol bol Talat Halman’ın İslam’a sataşan/saldıran yazılarını paylaşıyordu.

O dönem ABD’de doktora yapan, birinci Ergenekon operasyonunda tutuklanıp hapse atılan zihin kontrol uzmanı Ümit Sayın o ekibin içindeydi. Derneğin internetteki sözcülüğünü yapıyordu. Daha sonra araştırınca, Ümit Sayin’ın, Barbarella, Zardoz gibi birçok takma isimle yazı yazdığını öğrendim. 18 Mart 1996 tarihinde Zardoz ismiyle benim şahsi elektronik posta adresime uzunca bir tehdit mesajı gönderdi. Sözkonusu elektronik mektuptan bir bölüm:

“Atatürk’ün kurmuş olduğu TC’yi sizin gibi bir avuç satılmış ve beyni yıkanmış Arap uşağına, fanatik ve yobaz salağa bırakacağımızı mı sandınız? Artık sertleşmenin ve sizin silahınızı size karşı kullanmanın zamanı geldi. Size karşı kayıtsız şartsız örgütlenmenin ve savaşmanın zamanı geldi… Daha bizi bilmiyorsunuz ve tanımıyorsunuz. Etkilerimizi yakında göreceksiniz…”

Ümit Sayın, iki gün sonra, 20 Mart 1996’da bu sefer Barbaerlla ismiyle internette yazdığı yazısında tehditlerin dozunu daha da artırdı: “Cevdet Akbay ve yandaşları birer vatan hainidir. Cevdet Akbay denen Şeriatçı yaratık bir vatan haini ve PKK işbirlikçisidir. PKK’den ve TC’yi bölmek isteyen güçlerden finansal destek görmektedir. Cevdet Akbay ve işbirlikçileri Türkiye’yi Arap ve Şeriat kölesi yapmak isteyen bir örgüte mensuptur. İnternette sürekli Şeriat propagandası ve bölücü yayın yapmaktadırlar.”

Sayın’ın dengesi, beni hem Şeriatçı hem de PKK’cı yapacak kadar bozuktu. On küsur sene sonra Ergenekon’dan tutukluyken aklı dengesini de bozduğu için tahliye edildi!

Yazının “Ne yapmalı” başlığı altında da şu teklifleri sıralamıştı Sayın: “1) Tüm vatansever, demokratik düşüncedeki, laik Türkler bu vatan hainlerini internetten silmek için bu kişilere saldırmalıdır; 2) Bu kişilerin bursları derhal kesilmeli ve bu kişiler Türkiye'ye dönmelidirler; 3) Bu kişiler Türkiye’ye dönünce mutlaka Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde yargılanmalı, hapis cezasına çarptırılmalı ve devlet memuriyetine girmeleri kesinlikle yasaklanmalıdır…”

Kemal Gürüz YÖK Başkanı olunca süz verdikleri gibi 1996’da bursumu kestirdiler! “Kemal Gürüz, dengesi bozuk birisinin sözüyle mi bursunuzu kesti?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet. Ümit Sayın, görevini yapıyordu. Ergenekon İddianamesi’nin ek klasörlerindeki bilgilere bakıldığında, Ümit Sayın’ın, 28 Şubat’ın Genelkurmay karargahındaki ekiple, yani dönemin kudretli generalleriyle irtibat halinde olduğunu görüyoruz. Gürüz’ün, Çevik Bir’in direktifiyle hareket ettiğini de biliyoruz.

1996’da Celal Bayar Üniversitesi Senatosu, tahminimce Gürüz’ün direktifiyle toplanıp “not ortalaması 3.4 olan başarısız sayılır, görevi sonlandırılır” kararı aldı. ABD’deki en kaliteli üniversitelerde bu baraj 3.0’dır oysa. Hukuken kararlar geriye yürütülmez ama 1993’te görevlendirildiğim halde bu kararla beni “başarısız” ilan edip bursumu kestiler. Tabi, bir de benim için münasip gürdükleri “internet üzerinden irticai faaliyet… Atatürk ilke ve inkilaplari aleyhinde propaganda…” suçu vardı! İki ayrı yazıyla, iki ayrı “suç”tan bursumu kestiler. Normalde hak ihlali için bir gerekçe yeter ama işi garantiye almak için iki gerekçeye ihtiyaç duymuşlar.

Bütün bunları, yani bursiyerlerin mağdur edilişini 6-7 sene önce Talat Halman’a e-mail ile sordum. Bir cevap alamadım. Hesap Mahkeme-i Kübra’ya kaldı.

Eylül 1996’da Türkiye’ye dönüp mahkemeye başvurdum. Aralık 1996’da Manisa İdare Mahkemesi tarafından haklı bulundum; yürütme durdurma kararı çıktı. Kemal Gürüz yönetimindeki YÖK ve Tuna Taner kontrolündeki Celal Bayar Üniversitesi karara uymadı. Mayıs’ta karar çıktı; ona da uymadılar. Susturmak için disiplin soruşturması başlattılar. O da lehime sonuçlandı. Disiplin soruşturması aleyhte sonuçlanan Osman Kandara gibi arkadaşlarıma devlet görevinden ömürboyu men cezası verdiler!

Ben Türkiye’de haksızlıklara karşı hukuki mücadele verirken, Ümit Sayın, bu sefer gerçek ismiyle, 16 Ekim 1996’da su mesajı atmış, sonradan haberdar oldum: “SCT’den biraz ayrılmıştık! Bir baktık ki internetin gül suyu kokan, nadide yazarı, Cevdet Akbay yazmaz olmuş. Durumdan haberi olan var mı?” Türkiye’de bana yapılan haksızlıkları gidermek için boğuştuğumu biliyordu muhakkak; dalgasını geçiyordu aklınca.

Tabi bununla bir de geride kalan bursiyerlere mesaj veriyordu: “Cevdet Akbay’ın bursunu kestirdik, icabında sizinkini de kestiririz!” Ümit Sayın, “etkilerimizi yakında goreceksiniz” derken, tahminimce 28 Şubat kalkışmasını ima ediyordu. Onun da elemanı olduğu MİTHAT ekibi, Ocak 1995’te internette başladığı görevini 27 Ekim 1996’da bitirdi. Ardından da menhus/uğursuz/lanetli 28 Şubat süreci başladı zaten.

28 Şubat’ın en boğucu döneminde gasbedilen hakkımı geri almaya çalışıyordum. Esen 28 Şubat fırtınasında benimkisi sivri sinek vızıltısı mertebesinde kalıyordu. Kemal Gürüz, zamanın Celal Bayar Üniversitesi rektörü Tuna Taner’e gönderdiği resmi yazıda “gözetim altında bulundurun, yeterli delil elde ettiğinizde idari ve adlı soruşturmayı başlatın” emrini vermişti. Bu ifadeler, bizlerin Talat Halman’ın da parçası olduğu kökten laik dernek tarafından delilsiz mağdur edildigimizi gösteriyordu.

Kemal Gürüz, verdiği emirle “çağırması benden, üreteceğiniz delillerle işten atıp DMG’lerde yargılamak sizden” diyordu adeta. Herşey, Ümit Sayın’a söylettikleri gibi planlanmıştı (burslar kesilecek… Türkiye’ye çağrılacak… İşten atılacak… DGM’lerde yargılanacak…). Ama, Sezai Karakoç’un güzel ifadesiyle “Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır / Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır.” Mahkeme kararlarına uymamak anayasal suç olduğu halde kararlara meydan okuyan modern eşkıyaların olduğu bir ortamda hukuki mücadelenin gereksizliğini anladığım için mecburen Celal Bayar’daki asistanlık işimi bırakıp doktoramı bitirmek üzere Ağustos 1997’de geri ABD’ye döndüm.

1990’larin ikinci yarısından (1993’te başladığını söyleyenler de var) 2002’ye kadar süren 28 Şubat Süreci, 1950’li yıllarda ABD’ye hüküm süren McCarthy Donemi’ni andırıyordu. Talat Sait Halman’ın, ABD’nin bu karanlık dönemde ABD’de olduğunu, onun hakkında bilgi sahibi olunca öğrendim. Halman'ın Amerika'da olduğu yıllar, birçok insanın (sinema sanatçıları, Einstein dahil bilim insanlarının) “komünistlik”le suçlandığı, kurulan komisyonlarda yargılandığı, mağdur edildiği yıllar... Talat Halman, televizyonların baştan sona verdiği komisyonları “çok önemli bir savaşı izler gibi, şampiyonluk maçını izler gibi” seyrettiklerini anlatır. Altmış-yetmiş yıl önce cereyan eden Amerikan McCarthyism’inin başrolünde Cumhuriyetçi Parti’ye mensup Wisconsin Eyaleti senatörü Joseph McCarthy vardı. 1996’da gene ABD’de cereyan eden Türk McCarthyizm’in başrolünde ise Talat Halman’in da Yönetim Kurulu Üyesi olduğu fanatik Amerika Atatürk Derneği vardı.

Şampiyonluk maçı gibi seyrettiği komisyonlarda Talat Halman hangi tarafı tutuyordu; komünist avcısı zalim McCarthy’yi mi, yoksa mağdur edilen binlerce mazlumu mu? Bilemiyorum. Ama1996’da McCarthy rolünü oynayan Amerika Atatürk Dernegi’nin önde gelen aktörlerinden biri olduğunu biliyorum. 1950’lerde insanlar komünist olarak mimlenip hayatları karartılıyordu; 1996’de ise aynı yöntem kullanılıyordu ama bu sefer “komünist” yerine “şeriatçı” damgası vuruluyordu. Oyun aynı, zihniyet aynı, zulüm aynı ama damganın rengi ve aktörleri farklıydı.

Yakın dostu İlhan Arsel gibi sessizce Ahiret Alemi’ne göçen Talat Halman’ın bana hatırlattıkları bunlar.

Milli Gazete’nin Talat Halman’ın Vefatından Anladığı

Halman’in vefatı Milli Gazete’ye, Süleyman Arif Emre’nin 28 Şubat 2007’de kaleme aldığı “28 Şubat'ın ilk sinyali ve Talat Halman'ın makalesi” başlıklı makalesini hatırlatmış. Erdoğan ve AK Parti’ye vurmak için geçenlerde paylaştı (1). Emre, sözkonusu yazısında, Talat Halman’ın 30 Nisan 1997’de kaleme aldığı “RP'yi bölmek” başlıklı yazısına değiniyor (2) ve yazıdan şöyle bir sonuç çıkartıyor: “Halman Millî Görüş DELİNSİN, BÖLÜNSÜN, PARÇALANSİN diyor. Kendisine yenilikçi diyen bir kısım Fazilet Partililer ise bir medyum tarafından uyutulmuş ya da bir komutandan emir almış gibi, hemen tıpış tıpış birer ikişer AKP cephesine iltihak ediyorlar.”

Ardından darbeyi indiriyor: “Demek oluyor ki, Siyonist cephe, Millî Görüş ile başa çıkamayınca taktiklerin en etkilisi olan ‘Kaleyi içten fethetme yoluna’ müracaat etmiş ve bizim bir, iki arkadaşımızı gözüne kestirmiş, diğerleri de bilerek veya bilmeyerek bu tuzağa düşmüşlerdir.” Emre’nin “bir-iki arkadaşımız” dediği, Erdoğan, Gül, Arınç ve onlarla hareket edenler… Bu insanları Milli Görüş’ten kopartıp AK Parti’yi kurduran, Siyonist cephe, ona göre!

1999’daki genel seçimlerde yüzde 15.40 oy oranıyla 3ncu parti olan Fazilet Partisi’nin oy oranı, Saadet Partisi olarak girdiği 2002’de yüzde 2.49’a; 2007’de yüzde 2.34’e; ve 2011’de yüzde 1.27’e düştü. Bu başarısızlığın sebebini de Siyonist cepheye bağlıyorlardı herhalde. Oysa, Milli Görüş’ü parçalayan Siyonist cephe olmadığı gibi partinin oylarını her seçimde düşüren de Siyonist cephe degil… Halktan ve gerçeklerden kopukluktur bu başarısızlığın sebebi.

Süleyman Emre, Talat Halman’in yazısı için “28 Şubat'ın ilk sinyali” diyor, oysa yazı 28 Şubat’tan iki ay sonra yazılmış. Ayrıca, Halman sözkonusu yazısında “RP parçalansın, içinden yeni bir parti filizlenip iktidar olsun” demiyor; aksine “Refah'tan üç parti doğarsa bundan sonraki seçimlerde hiçbiri barajı asamayabilir. Ya da, yepyeni bir din partisi kurulursa, RP ve yeni parti, belki küçümen partiler olurlar TBMM'de” temennisinde bulunuyor. Temenniyle de yetinmiyor, “Milletçe okuyalım, üfleyelim de birleşik din cephesi delinsin, bölünsün, parçalansın” diyerek dindar bir partinin hiçbir zaman ikidar olmaması için milleti duaya davet ediyor!

Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra aynı hedefe farklı bir araçla (AK Parti’yle) daha bir kararlılıkla yoluna devam eden yeni kadro 2002’de iktidar olunca “Refah bölünürse, barajı aşamaz” diyen Halman’ın en az Emre kadar üzüldüğünü tahmin ediyorum. Halman, RP’nin bölünmesi için okuyup üfledi mi, bilemiyorum ama, okuyup üflediyse şayet, AK Parti’nin daha sonraki zaferine şahit oldukça okuyup ufledigine bin pişman olmuştur!

Paralel Yapı’nın Talat Halman’ın Vefatından Anladığı


Halman’in vefatını fırsat bilip AK Parti’ye tokat vuran sadece Milli Gazete cephesi değil; Paralel Cephe de fırsatı kaçırmadı. Prof. Osman Özsoy, Rota Haber’de yazdığı “Erdoğan’ın HİZMET düşmanlığının nedeni (4)” başlıklı makalesinde “Erbakan'a bunu yapan Gülen'e ne yapmaz?” mesajı veriyor (3).

Ozsoy’un yazısındaki dezenformasyona değinmeden önce, ilham kaynağı Talat Halman’in, yukarıda zikrettigimiz ve dindarlara kin kustuğu yazısında “Fethullah Hocacılar RP'yi tutmadı” ifadesiyle F. Gülen’i ve Gülencileri adeta övdüğünü, herkese örnek gösterdiğini hatırlamakta fayda var.

Özsoy, Halman’in yazısıyla birlikte Güneri Civaoglu’nun 24 Eylül 1998 tarihli yazısından alıntı yapıyor (4). Hatırlattığı Civaoglu’nun yazısının ana konusu “Fazilet parçalansın, Erdoğan güçlendirilsin” değil. Yazının en başındaki birkaç cümle niyeti özetliyor: “Recep Tayyip Erdoğan, ‘seçilme hakkını’ yitirdi. Yargıtay'ın kararını tartışmayacağız. Yargıya saygı, hukuk devletinin esasıdır. Adalete, siyaset karıştırmaktan kaçınmalıyız.” Özetle, Cıvaoğlu, Erdoğan’ın yargı eliyle siyasetten bertaraf edilmesine çaktırmadan seviniyor. Civaoglu’nun tarzıdır bu.

Nitekim, çalıştığı gruba ait Hürriyet gazetesi, aynı gün “Tayyip'in bitişi” haberini yapmıştı (5) Haberdeki su satırlar, Civaoglu’nun yazısında sinsice vermeye çalıştığı mesajı daha mertçe veriyor: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 10 aylık mahkumiyet kararı Yargıtay tarafından onaylandı. Erdoğan'ın siyasi yaşamı, bu kararla bitmiş oldu. FP'nin liderleği için adı sık geçen Erdoğan artık muhtar bile seçilemeyecek...”

Özsoy, Talat Halman’ın yazısında “Milli Görüş bölünmeli, Erdoğan ve ekibi yeni parti kurmalı” dediğini iddia ediyor. Halman’ın, biraz önce zikrettiğim yazısında öyle bir ifade yok. Özsoy ya yazıyı tam okumamış ve dolayısıyla anlamamış, ya da bilerek çarpıtıyor. Abdullah Gül’ün Halman’ı Cankaya’ya daveti hakkında kullandığı “bu sürece destek ve İLHAM kaynağı olanlara ilk fırsatta Köşk’te YEMEK İSMARLAYAN” ifadesi, Özsoy’un Halman’ın yazısını kasıtlı olarak çarpıttığını gösteriyor. Erdoğan ve dava arkadaşlarına leke çalmak için yalan ve iftira dahil herşeyi mubah gören bir zihniyetle karşı karşıyayız.

28 Şubat 1997’deki süreçte Erbakan’i deviren, “kayip trilyon” davasıyla itibarına darbe vuranlar ile 17 Aralık 2013 sürecinde Erdoğan’ı devirmeye çalışan ve “yolsuzluk ve rüşvet” davasıyla itibarına darbe vurmaya çalışanlar aynı odağın, yani Derin Devlet’in, güdümündedirler.

28 Şubat sürecinde Erdoğan’ın siyasi hayatını bitirmek için sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, bürokrasi, medya dahil bütün araçları kullanan Derin Devlet, 17 Aralık darbe girişimiyle Paralel Yapi’yi devreye soktu. 17 Aralık başarılı olsaydı, Paralel Cunta Erdoğan’ı siyasetten silmekle yetinmeyecek, hapishanelerde curutecekti. Allah fırsat vermedi.

Özsoy, Erdoğan’a vurmak için Halman’ın yazısın çarpıtıyor, Milli Gazete, Güneri Cıvaoğlu ve Ertuğrul Özkök’ü referans gösteriyor. Özkök ve Cıvaoğlu, 28 Şubat sürecinde Erdoğan’ı devirmek için oluşturulan yıkım ekibinin en hararetli elemanlarıydılar. Özsoy’un hocası F. Gülen, saldırı altındaki Erbakan Hoca’ya destek vermek yerine “Beceremedin, bırak” diyerek yıkım ekibine destek vermişti. Saadet Partisi mensupları, dün Erbakan Hoca’yı yüz üstü bırakan, hatta yıkılması için 28 Şubat cuntasına destek çıkan F. Gülen’in gazete manşetlerinden ve TV kanallarından inmiyorlar bugün.

Soralım: 28 Subat’ta Erbakan Hoca’nin hükümetini yıkan ekipte yer alan F. Gülen ve ekibiyle kol kola olan şimdiki Saadet Partisi mi Milli Görüş’ü temsil ediyor, yoksa dün Erbakan’in hükümetini yıkan yıkım ekibinden bugün hesap soran AK Parti mi? Oy oranı yüzde 1’lerde olan Saadet Partisi’nin Milli Görüş’ü temsil ettiğini iddia etmek, Milli Görüş’e haksızlık, hatta hakaret olmaz mı?

Talat Halman’ın vefatı bizlere neler hatırlattı, görüyorsunuz.

1) www.milligazete.com.tr/koseyazisi/28_Subat39in_ilk_sinyali_ve
_Talat_Halman39in_makalesi/10976#.VIjl-0tLmrQ

2) www.milliyet.com.tr/1997/04/30/yazar/halman.html

3) haberler.rotahaber.com/erbakana-bunu-yapan-gulene-ne-yapmaz_504158.html

4) www.milliyet.com.tr/1998/09/24/yazar/civaoglu.html

5) dosyalar.hurriyet.com.tr/hur/turk/98/09/24/gundem/12gun.htm
CEVDET AKBAY DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS