Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Cevdet Akbay

Paralel Yapı’nın İhaneti ve İkinci İstiklal Savaşı

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült
“Her şey elden gidiyor. Tuhaf bir durum var. Bakalım ne olacak? Şimdi yalnız iki tane şey var. Eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar doğabilir yani. Çünkü normal yollardan bunları mümkün değil yani.”

İfadeler İlhan Selcuk’a ait (7 Şubat 2008). Bu sözleri sarfettikten beş hafta sonra AK Parti aleyhinde kapatma davası açıldı. Memleketi karıştırma faaliyetleri o sözleri sarfettiği günlerde de tam hız devam ediyordu.

Son birkaç senede, özellikle son birkaç ayda, 2008’de Ergenekon Cetesi’nin yaptığına benzer entrikaların Paralel Yapı tarafından tezgahlandığına şahit oluyoruz. Kullandığı yöntemlere bakılırsa, Paralel Yapı’nın Ergenekon Çetesi’ne nazaran daha ahlâksızca oynadığı rahatlıkla görülebilir.

17 Aralık Darbe girişimiyle, İlhan Selçuk’un sıraladığı herşey hedeflenmişti. AK Parti harekete geçip Paralel Yapı’nın adalet mekanizması üzerindeki ağırlığını zayıflatmasaydı, AK Parti aleyhinde kapatma davası açılacaktı hiç şüphesiz.

Gezi Kalkışması’ndan beri memleketi karıştırmak istiyorlar. Ne yaptılarsa, halkı hükümetin aleyhine çeviremediler. Operasyonel olduğu her yönüyle belli olan “yolsuzluk operasyonu”yla Erdoğan’ın itibarını zedeleyerek halkın gözünden düşürmeye, AK Parti’nin oylarını düşürmeye çalışıyorlar bir müddettir.

“Hırsızlık var” diyorlar ama bir tane soyulan kişinin ismini veremiyorlar; “yolsuzluk var” diyorlar ama yolunan birisini gösteremiyorlar. “Soyulan ve yolunan devlettir” diyorlar ama, bu kadar soyulan ve yolunan devletin bunca yatırımı nasıl yaptığını izah edemiyorlar!

Büyük bir baraj düşününüz. Suyla dolu; içme suyu ihtiyacını karşıladığı gibi, toprağı sulayıp mahsul yetiştiriyor, elektirik üretiyor; kısacası memleket ahalisine binbir fayda sağlıyor. Dış mihraklar ve içimizdeki uzantılar bundan rahatsız oluyor. Suyu çekerek barajı kurutmaya çalışıyorlar. Onlar su çektikçe yerine yenisi ilave ediliyor. Emellerine ulaşamıyorlar. Baraja su takviyesi yapanları bulmaya çalışıyorlar… Başarısız oluyorlar. Onları bulmak için “bizden” bildiklerimizi devreye sokuyorlar. 17 Aralık Sureci’ni bu baraj örneğine uyarlayabiliriz.

Yani, aslında meselenin hırsızlık ve yolsuzluk olmadığını, bu hükümetin hırsızlık ve yolsuzluk yapmayacağını Paralel Yapı da biliyor ama emir eriler; rezil ve yok olmak pahasına, Lokal ve Global Derin Devletler’in “ne olursa olsun hükümet yıkılacak, Erdoğan gidecek!” emrini yerine getirmeye çalışıyorlar.

Yakınlarda bisimit.com sitesinde “Ses kayıtları gerçek ama…” başlıklı bir yazı çıktı (http://arsivlemesemolmazdi.blogspot.com/2014/03/ses-kaytlar-gercek-ama.html). ilginç bilgiler içeriyor. Bir kaçını paylaşıp, bugün “yolsuzluk var” diyenlerin asıl karın ağrılarına geleceğim.

“Ak Parti iktidar olduktan sonra Türkiye’ye yapılan yatırımların 5%’inin bile halktan alınan vergilerle yapılamayacağını düşünen bir tane Allah’ın kulu oldu mu? (İngiltere, Amerika, İsrail haricinde). Ey Türk Milleti, hiç düşündün mü söylesene? Bu ülke petrol satmaz, bu ülke doğalgaz satmaz, bu ülke maden satmaz, bu ülke altın çıkarmaz, bu ülke araba üretmez, bu ülke elektronik telefon v.b bir araç üretmez, bu ülke elmas çıkarmaz, bu ülke’nin turizmden başka hiç bir dış geliri yoktur. Bu ülkenin hatta ithalat-ihracat dengesi bile bozuktur. Kıymeti üzerinden hesap yapıldığında bu ülkeye giren mal, çıkan maldan çok daha fazladır. Yani ciddi bir cari açık vardır.”

“Buna rağmen, petrol satan Suudi Arabistan’dan, doğalgaz satan Rusya ve Azerbaycan’dan, silah satan Amerika, İngiltere ve İsrail’den, Araba satan Avrupa ülkelerinden, elektronik satan Güney Kore, Japonya’dan, ucuz iş gücü satan Çin’den daha fazla yatırımı nasıl oluyor da Türkiye yapıyor? Krizler bütün ülkeleri sarsarken Türkiye nasıl oluyor da sarsılmıyor? Yatırımlar durmuyor? Sağlık, bilim, eğitim, askeri alanda gelişmeler yavaşlaması gerekirken aksine hızlanıyor? Sosyal devlet olma yolunda Türkiye neden dünyada en hızlı devlet? Ne satıyor, nerden geliyor bu para?”

Yazar, meseleyi anlatabilmek için pes peşe sıraladığı bu sorulardan sonra “Peki nereden buldu bu parayı Türkiye?” can alıcı sorusunun cevabını veriyor:

“11 Eylül sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ve Uluslararası kuruluşlar bir çok arap iş adamını El-Kaide’ye yardım ve yataklık yapmakla suçladı. Bu iş adamları 2’ye ayrılıyordu. Birinci grup Amerika ve İngiltere’nin sözünden çıkmayan ve bu tehditlerden korkarak yelkenleri indiren ve bu 2 ülkeye teslim olup haklarındaki bütün suçlamaları düşüren arap şeyhleri…”

“2. grup ise suçlamaları kabul etmeyerek davalarla tek tek mücadele edip masumiyetini kanıtlayan samimi arap iş adamları. İşte bu iş adamlarından bir tanesi de Yasin El Kadı (adamı bana anlattırmayın araştırın) idi. Daha sonra 2. gruptaki bu iş adamları New York ve Londra borsasındaki bütün paralarını çekerek nakit olarak uçaklarla Türkiye’ye taşıdılar.”

“Bu paraların çoğu kayıt dışı olarak $ halinde depolarda tutuldu. Bu paraların bir kısmı ile son 10 yıldır Türkiye’de yatırımlar yapıldı. Arap iş adamlarının bu paraları Türkiye’ye taşıma sebebi Amerika ve İngiltereye olan nefretlerinin artması ve İslam dünyasında Türkiye dışında ayakta kalan başka ülkenin kalmamış olmasıydı. Son kalenin Türkiye olduğunu onlar da farketmişlerdi. Samimi olan 2. gruptaki Yasin El Kadı gibi iş adamları kayıt dışı olan bu paraları Erdoğan’a teslim etmişlerdi. Erdoğan, yakın çevresini kullanarak bu paraları kullanana dek muhafaza etmek zorundaydı.”

“Nitekim Merkez Bankası’nda bile casuslar kol geziyor, Türkiye’deki dolar miktarını öğrenmeye çalışıyorlardı. Hatırlarsanız Merkez Bankası’ndan bir kaç kişinin işine casusluk suçlaması ile son verilmişti. Bu suçlamalar bu casusların içerdeki para miktarını öğrenerek ABD’ye bildirmesinden müteşekkil idi. Bu yüzden paralar Merkez Bankasında bile güvende olamazdı. Erdoğan Reza Zerrab’ı kullanarak paranın bir kısmını İran ile olan ticarette eritiyor, bir kısmını Türkiye’deki yatırımlarda nakit olarak kullanıyor, kalan kısmı da yakınları ile beraber muhafaza ediyordu.”

“Bu paralar devletin parası değildi. Devletin kasası açık vermiyor, aksine gelen para giden paradan daha az olduğu için sürekli fazla veriyordu. Bu fazlalığı kimse sorgulamıyordu. Bu ülkenin geliri bu ülkenin giderini karşılamıyorken, nasıl oluyor da Ülke batmıyordu? Bu soruyu bizden başka bütün ülkeler soruyordu aslında. Gezi olaylarında dolar 2 TL’yi görmeyecek diyen merkez bankası her gün piyasaya 1 milyar dolar sürüyor, bu da ABD ve İngiltere’yi çıldırtıyordu. Hangi paraydı bu piyasaya sürülen para? Merkez Bankasında dolar limitinin tükenmiş olması gerekiyordu. Doların en az 5 TL ‘ye fırlamış olması gerekiyordu. Ama olmuyordu işte. Arka planda merkez bankasına birileri kamyonla dolar taşıyor, merkez bankası da bu dolarları piyasaya sürerek ekonomiyi dengede tutmaya çalışıyordu.”

Akla şöyle bir soru gelebilir: “Madem hakikat budur, Başbakan neden çıkıp gerçekleri söylemiyor?” Cevabını da yazar şöyle veriyor: “Gerçekleri Başbakan işgal ettiği makam itibarı ile dile getiremez. Ak Parti de öyle. Ama ben BİSİMİT olarak bunu ilk dile getiren kişi oluyorum. Bu beni kahin yapmıyor. Bu gerçeği bir İngiliz, Bir Alman, Bir Amerikalı, Bir Yahudi bilir ama bir Türk bilemez mi?”

Devam ediyor “Bizi aşağılayan hain köpeklere cevabını verin. Bu para devletin geliri değil, aksine devlete Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi itibarı ile kattığı ek gelirdir. Recep Tayyip Erdoğan’ın itibarı bu ülkeye bu parayı getirmiştir. Bu paralar bu güne dek milletin çıkarları için kullanılmıştır ve bundan sonra da bu çıkarlar doğrultusunda kullanılacaktır.”

Yazı devam ediyor ama maksat hasıl olduğu için burada kesiyorum. Merak eden verdiğim adrese gidip okusun. Turkiye’yi son kale olarak gören dünyadaki, hatta Turkiye’deki birçok zenginin, parasını aynı yollarla Erdogan’a emanet ettiğine inanırım. Milyarlarca dolar parayı piyasadan çekip ekonomiyi çökerterek Erdogan’i devirmeye, Turkiye’nin sahlanmasini engellemeye çalışanlar olduğu gibi, bunun tersini yapanlar da var.

Mesela son 10 sene zarfında “Merkez Bankası: Son bir ayda 8 milyar dolar çıktı”, “Türkiye'den altı ayda 9.7 milyar dolar çıktı”, “Türkiye'den 10 günde 1.5 milyar dolar çıktı”, “Türkiye’den bir haftada 10 milyar dolar sıcak para çıktı”, “Son dönemde Türkiye’den de 45 milyar dolar para çıkışı oldu”, “Türkiye'den yurtdışına 10 yılda 37 milyar dolar kaçırıldı” ve benzeri birçok habere rastlamışızdır. Bunların bir kısmı sıradan giriş çıkışlar; önemli bir kısmı ise çökertme amaçlıdır.

“16 Mayıs-9 Haziran 2006 tarihleri arasında 25 milyar doları aşkın paranın Türkiye dışına transfer edilmesiyle, Washington'dan emir alan İstanbul'un derin baronları ekonomik provokasyon icra etmişler ancak amaçlarına ulaşamamışlardı. Körfez kaynaklı aynı miktardaki 'sıcak para' piyasalara girmiş, ekonomiyi kurtarmıştı!”

“O tarihte gizlice İstanbul'a gelen ve Çengelköy Kordon Restoran'daki gizli toplantıda (5 Haziran 2006) içerideki işadamlarına Türkiye dışına 'daha fazla para transferi yapmaları gerektiğini' söyleyen, dikte eden mi? Dönemin Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz'den başkası değildi!”

Tamer Korkmaz’in “Baronların 'Çökertme' Oyunu!” başlıklı yazısından aktardığım bu son ifadeler (http://yenisafak.com.tr/yazarlar/TamerKorkmaz/baronlarin-cokertme-oyunu/38251), ekonomik operasyonla AK Parti’yi çökertmeye çalışan mihragi öğreniyoruz: Neocon Çetesi. Yazıda ismi geçen Wolfowitz, Koç’lar başta olmak üzere Mustafa Süzer ve benzeri Turkiye’deki baronların yakın dostu. Koç’larin bir diğer dostu da, kendisine ananas hediye edecek, rafineri teslim edecek kadar yakın olan Fethullah Gülen ve Paralel Yapı’sı.

İlişkiler ağına bakıldığında şunu anlıyoruz: Neocon Çetesi ve içteki uzantıları, sıcak para girişini sağlayarak kendilerinin çökertme operasyonunu bertaraf edenleri tespit etmekte zorlanınca, devreye, sistem içine sızmış bulunan Paralel Yapı’yı soktular. 17 Aralık’taki darbe girişiminin bir hedefi de, Neocon Cetesi’nin çökertme oyununu etkisizleştiren milyarlarca dolar sıcak parayı bulmak, ardından bu paraların kaynağını kurutmakti büyük ihtimalle. Hatta denebilir ki, durdurulan TIR’lar sözkonusu parayı bulmak için durduruldu. Belki Halkbank’a yapılan operasyon da bununla ilgiliydi. Bütün bunlar zamanla anlaşılacak muhakkak.

Paralel Yapı’nın başarısı, Neocon Çetesi’nin başarısı sayılacak. Dolayısıyla, Türkiye’nin Paralel Yapı’nın eline geçmesi demek, direk Neocon Çetesi’nin kontrolüne girmesi demektir. Bu da, son 10 küsür senedeki bütün kazanımların berheva edilmesi, özgürleşen Türkiye’nin tekrar İsrail’in güdümüne sokulması demektir. Paralel Yapi’ya ait medyaya bakılırsa, Erdoğan ve hükümete karşı mücadelesini İsrail’in çıkarları için yaptığı anlaşılıyor; Emre Uslu ağzıyla itiraf bile ettiler. Başbakan Erdoğan “Bu süreç yeni İstiklal Savaşı mücadelesidir” derken bunu kasdediyor.

Dünya ve memleket müslümanlarından Erdoğan ve hükümete emanet edilen ve memleketin çöküşünü engelleyen bugünkü yardımları “yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet” olarak lanse ederek dış mihrakların maşalığını yapan bugünkü ihanet şebekeleri, Kurtuluş Savaşı sürecinde yaşamış olsalardı büyük ihtimalle İngilizler’in safında yer alırlardı.

Kurtuluş Savaşı sürecinde de yurt dışından çok yardımlar alındı. Mesela, Sovyet Rusya'dan 11 milyon altın Ruble ile 100.000 lira değerindeki külçe altın yardımı sağlandı. Bu para, Sovyet Rusya’da yaşayan Müslüman halktan toplanmıştı.
Sovyetler, silah olarak da dört tümeni donatmaya yeterli 37.812 tüfek, 324 makineli tüfek, 66 top ve bunların cephanesini verdiler. Fransa da, işgal ettiği yerlerden çekilirken 10.089 adet tüfek, 1505 sandık cephane ve 10 adet uçağı bıraktı.

En büyük yardım ise Hindistan (bugünkü Pakistan, Bangladeş ve Hindistan) memleketinde yaşayan müslümanlardan geldi. İstiklal Savaşı boyunca, Hint Hilafet Komitesi aracılığıyla on beş kez yardım parası gönderdiler. Hint Hilafet Komitesi’nden Mustafa Kemal adına gönderilen para Maliye Bakanlığı’nın kayıtlarına ve hazineye girmemiş, Mustafa Kemal’in emrinde durmuş ve Osmanlı Bankası kasasında muhafaza edilmiş. Paralel Yapı ve bu günkü CHP o zaman yaşasaydı, büyük ihtimalle Mustafa Kemal’i de “yolsuz, hırsız, rüşvetçi” ilan ederlerdi!

30 Ağustos 1922’de gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi için toplam 5 milyon lira harcanmış, harcanan bu paranın yaklaşık üçte biri Hindistanlı müslümanların gönderdiği yardım paralarından karşılanmıştı. İstiklal Savaşı sonrası kalan para, bugün CHP’nin ortak olduğu Türkiye İş Bankası’nın ana sermayesini oluşturmuştur. 1920’lerde gelen yardımlardan bugün bile yararlanan CHP’nin, şimdi memlekete giren paradan rahatsız olması düşündürücü.

(İstiklal Savaşı’ndaki yardım konusu için Alptekin Müderrisoğlu’nun “Kurtuluş Savaşı’ nın mali kaynakları” başlıklı çalışması, Yavuz Bahadıroğlu, ve Tarık Yalçın’ın bulgularından yararlanıldı).
CEVDET AKBAY DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS