Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO
" "

Ziya Polat

Aydın olmak ya da olmamak, İşte bütün mesele bu!

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült

Bir seçim dönemi daha sona erdi.
Oylar verildi, sandıklar açıldı, sayımlar yapıldı, itirazlar edildi, kazananlar sevindi, kazanamayanlar muhasebeye çekti kendisini.
Ancak bugün işleyeceğim konu, bu değil.
Zaten herkes gerilmiş durumda. Dolayısıyla daha da köpürtmenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum.
Eli kalem tutan, okuyan, araştıran bir yurttaş olarak şikâyetçiyim!
Neden mi?
Ziyadesiyle şu toprakların ekmeğini-suyunu tüketip de zarar veren, buram buram proje kokan, asla ve kat'a milli çıkarların yanında yer almayan, öze yabancılaşmış; Nazım'ın dediği gibi halkını satan o korkak tiplerden şikâyetçiyim!
Ve içi kararmış olanlardan şikâyetçiyim; “aydın” sıfatı taşıyıp da karanlığa boğulmuşlardan!
12 Ekim 2005
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, İsviçre gazetesine demeç verdi.
Dedi ki;
“'Kimse söylemiyor, bari ben söyleyeyim; Türkiye'de 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü”.
Tabii bu mesnetsiz sözlere karşı Türk milleti, haklı olarak ayağa kalktı, kıyameti kopardı.
Tarihçiler, gazeteciler “iftira atma, belgele” dediler, belgeleyemedi.
İddiaları havada kaldı.
Tepkiler çığ gibi artınca çareyi, CNN Türk'e çıkmakta buldu Orhan Bey.
Sözlerine açıklık getirmeye çalıştı;
“Zürih'ten gelen biriyle mülakat yaptım. Çok gergin geçen bir mülakattı o. İşin sorumluluğunu üzerimden almak istemiyordum. Adam beni kültürel bir aşağılama içine girdi. Bakın '90 yıl önce şöyle oldu' dedim. Çok hâkim olmadığım halde konuları çabuk çabuk geçiştirmek için hızlı cevapladım. Bu tabunun yıkılması için konuşulması gerektiğine inandığım için konuştum. Bu konuda cesaret edip birçok kişi konuştu. Benim üzüldüğüm yan sadece ben söylemişim gibi davranılması. Benim üzerimden büyütülmesinin tarihi sebepleri var. Ben soykırım, şu kadar Ermeni öldürüldü, biz öldürdük, demedim. Bu beni karalama kampanyasına dönüştü. İş sonunda çığırından çıktı. Kaymakamlar kitap yaktı, davalar açıldı falan. Ben Türkiye'yi ve Türkleri kesinlikle bu sözlerle aşağılamak istemedim”.
E tamam da, gerginlik ortamı da olsa, karşı taraf aşağılamaya da çalışsa ve Orhan Bey de, halis niyetli olsa diyelim; röportörün bu iğneli tavırlarının karşısına mertçe dikilmek yerine, bir de desteklercesine, “1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü” demenin nesi mantıklı ve nesi vicdaniydi?
Orhan Pamuk, bu çirkin ifadeleri kullanmaktansa, tıpkı Erbakan gibi, bir Türk aydınına yaraşır biçimde, “Hadi oradan! Biz tarihin en şerefli milletiyiz, sizin gibi soykırımcı değiliz! Gaz odalarında insan yakmadık, Afrika'da Kongoluların kolunu biz kesmedik, Cezayir'de, Ruanda'da 1 Milyon insanı biz katletmedik ” diyemez miydi?
Nedir, şu Batı'ya öykünebilmek adına kendine çelme girişimleri be?
El insaf yahu!
1 Aralık 2008
Çok tuhaf bir deklarasyon yayınlandı o gün.
Ekseriyetle öğretim üyesi ve gazetecilerden oluşan bir grup, kendi ifadeleriyle "1915'te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felâket" adı altında bir platform kurdu.
Platformun yayınladığı “Ermeni kardeşlerimizden özür diliyorum” deklarasyonu, özellikle siyasi cenahta ve kamuoyunda büyük tepkiye neden oldu.
Prof. Dr. Ahmet İnsel, Prof. Dr. Baskın Oran, Dr. Cengiz Aktar ve gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu'nun öncülüğünü üstlendiği bu platforma göre “Ermenilerin başına gelenlerin yıllardır konuşulmamış olması” hususu, deklarasyona imza atan kitleyi kişisel olarak derinden etkilemişti.
Daha da vahim olanı bu deklarasyon, yayınlandığı ilk 24 saat içinde 5000 kişi tarafından imzalanmıştı.
Durduk yere, nereden esmişti bu “özür diliyorum” rüzgarı şimdi?
Yani bayram değil seyran değildi, enişte bizi niye öpmüştü?
Tabii ki meselenin masumane olduğu düşünülemezdi.
Özür dileme ayaklarıyla yavaş yavaş, sözde soykırım iddialarını Türkiye Cumhuriyetine kabul ettirmenin peşinde oldukları, gün gibi ortadaydı.
Evvel ki yıllarda yayımlanan bir iki yazımda, detaylıca anlatmıştım gerçi, Ermenilerin 3-T kuralını; “Tanıtım, Tazminat ve Toprak”...
Diplomatik yolla başaramadıkları “sözde soykırımı tanıtma” faaliyetlerini, akademik yolla gerçekleştirmeye çalıştılar ama yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.
Çünkü Van ve Hocalı katliamlarının kanı hâlâ Ermenistan'ın üzerindeydi.
Kaldı ki, hiçbir Ermeni akademisyenin “Türklerden ve Azeriler 'den özür diliyoruz” gibisinden bırakın deklarasyon yayınlamasını, bir sohbette dahi bunlardan bahsetmesi, görülmüş bir durum değildi.
10 Şubat 2013
Pelin Batu, Murad Bardakçı Hocanın sunduğu “Tarihin Arka Odası” isimli programda, Fatih Sultan Mehmet Han'ın “eşcinsel” olduğunu ima etti.
Bu çirkin iftira, başta, aynı programda bulunan konuklar ve daha sonra da akademik çevreden büyük tepki topladı.
Pelin Batu, özür dilemek zorunda kaldı.
Amaç, elbette Fatih'in cinsel kimliğini tartışmak değildi.
Amaç birilerinin, tarihimizden hınç alma girişimiydi.
Hınç almak isteyenler kimler miydi?
Elbette, Osmanlı ordusu 1453'te İstanbul'a girerken, surların arka tarafında bulunan Bizanslıların manevi torunlarıydı!
29 Mayıs 2015
31 Mart seçimlerinin olduğu gece, “az iş değil; AKP sadece Esenyurt'u, İstanbul'u değil, İslam'ı kaybetti bu gece. Geçmiş olsun Kudüs, Mekke!” tweet'i atan Can Dündar….
Hatırlayınız, Cumhuriyet gazetesinde, "İşte Erdoğan'ın yok dediği silahlar" başlıklı bir haber yayınlanmıştı. Habere göre, Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait TIR'larla Suriye'deki cihatçı gruplara silah sevk edildiği, kanıt olarak da savcılık dosyasından alındığı iddia edilen görüntüler servis edilmişti. Bu haberden kısa süre sonra, genel yayın yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül'e yakalama kararı çıkarıldı ve tutuklandılar.
Şak!
Sivil toplum kuruluşları, bazı gazeteciler ve güdümlü örgütler ayağa kalktılar.
“Onlar gazeteci! Derhal serbest bırakılsınlar” dediler. Kamuoyu oluşturmaya çalıştılar.
92 günlük tutukluluk halleri, 26 Şubat 2016'da son bulunca Can Dündar ve Erdem Gül, soluğu derhal Almanya'da aldılar. Çok ilginçti, hemen her ortalığı karıştıran, soluğu Almanya'da alıyordu.
Hadi, Can Dündar'ın Almanya'ya firar etmesi çok marjinal bir durum değildi, e peki, altı üstü “gazeteci” olan bu kişinin, Almanya Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ağırlanması da neyin nesiydi?
Ve el pençe divan, o süklüm püklüm tavırları…
Ne hikmetse Türkiye'de aslan kesilenler, Avrupa'da süt dökmüş kediye dönüyordu.
Hele o Erdem Gül ki…
Geçen hafta, CHP'nin bir törenine “Adalar Belediye Başkan Adayı” sıfatıyla katılmasına rağmen İstiklal Marşı okunduğu sırada, dudaklarını dahi kıpırdatmadı.
Eleştiriler artınca yanıtı, en az davranışı kadar enteresan oldu;
"İstiklal Marşı okunurken, törenin bütün duygusal atmosferi içinde sessizce eşlik ettim".
27 Şubat 2017
Alman menşeili Die Welt medyasının muhabiri Deniz Yücel, tutuklandı.
Gerekçe; örgüt propagandası yapmak ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik…
Meselenin köküne inersek; 2014'te Gezi'ye atfen bir kitap yayınladı Deniz Yücel.
Adı neydi? “Taksim İst Überll” yani “Her Yer Taksim”.
Hıh! İşte bu kitap, o'nun tutuklanmasına giden yolun ilk kilometre taşı oldu.
İçeriğinin, Gezi provokasyonunu över nitelikte kurgulanması, halkı, mevcut hükümete karşı kin ve nefrete sürüklemeye çalışması, gerçekten de yenir yutulur cinsten değildi.
Ardından, dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak'a ait e-posta hesabının kırılması ve mesajların, Deniz Yücel tarafından haber yapılması, bardağı taşıran son damla oldu. “Terör örgütüne üye olmak, kişisel verileri kötüye kullanmak ve terör propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.
Şimdi buraya dikkat!
Deniz Yücel'in ifade verdiği sırada yakınları, Almanya İstanbul Başkonsolosu Georg Birgelen, CHP'li Sezgin Tanrıkulu, Mahmut Tanal ve Barış Yarkadaş da adliyede hazır kıta bekledi.
Hadi yakınlarını anladık, Alman Başkonsolosunu da anladık, sonuçta Deniz Yücel bir Alman vatandaşıydı ama ya CHP'li vekiller?
İlginç!
Deniz Yücel'in tutuklu kaldığı bir yıl içerisinde, çok farklı olaylar yaşandı.
Almanya Deniz Yücel'in, Türkiye de Can Dündar'ın iadesini talep etti. Ancak Dündar'ın Türkiye'ye iade edilmemesi, zaten gergin olan Türk-Alman ilişkilerini iyice gerdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, haklı olarak Almanya'dan makul bir izahat bekledi. Merkel, kem kümden başka bir şey diyemedi.
Daha da ilginci şuydu ki; Almanya ile Türkiye arasında ciddi diplomatik krizlere neden olan bir Alman değil, kendilerini “gazeteci” olarak tanımlayan iki Türk'tü.
3 Eylül 2018
Elif Şafak, İngiliz gazetesi The Guardian'a yazdı.
Dedi ki;
“Türkiye kendini uzaklaştırsa da; Batı, halkın direnişine yardımcı olmalı”.
Türkçesi?
"Tıpkı, eskiden olduğu gibi halka fikirsel ayrılık tohumları ekin, düşmanlık aşılayın, birbirine kırdırın sonra ‘güvenlik sorunu var' ayağına Türkiye'nin içişlerine müdahale edin, askeri çözümler arayın. Olmadı ekonomik krizler yaratın. Ne bileyim, yapın iste bir şeyler!"
Kaldı ki bu, Elif Şafak'ın ilk vukuatı değildi.
Yine hatırlayınız, 2006 yılında yayınladığı ”Baba ve Piç” isimli kitabında Ermeni meselesine değinmiş, içeriğinde “Türklüğe hakaret” suçu işlediği kanaatine varılmış, 301.Madde gereği hakkında dava açılmış, o zamanlar da, tıpkı Can Dündar olayında olduğu gibi sivil toplum kuruluşları, çeşitli gazeteciler ve güdümlü örgütler ayaklanmış, yargılamanın adil olmadığını, fikir hürriyetine aykırı olduğunu dillendirerek davanın iptalini istemişlerdi.
Konu böyle uzar gider.
Sonuç olarak değerli okurlar, burada bahsini ettiğim kişiler ve benzer minvaldeki nice yazar, düşünür, gazeteci ve sivil toplum kuruluşlarının, ülke namına pek de hayırlı iş yaptıklarını düşünmüyorum. Kalın sağlıcakla.

  YORUM YAP / YORUM OKU
ZİYA POLAT DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS