Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ekin Gün

AK Parti – MHP Koalisyonu

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült

Son günlerin trendi bu koalisyon. O nedenle sonda söyleyeceğimi baştan söylemek isterim ki bu koalisyon seçeneğine karşıyım. Bu yazımda da bu koalisyon seçeneğine nefesim yettiğince neden karşı olduğumu açıklamaya çalışacağım.

Öncelikle bu koalisyonu yorumlamak için AK Parti ile MHP'nin analizini yapmaya gerek var. Seçimden birinci olarak çıkan parti AK Parti olduğuna göre ilk analiz hakkını da bu partiye verelim.

AK Parti analizini yaparken son zamanlarda yapılan değerlendirmelerin mikro düzeyde olduğunu ama asıl meselenin ise makro düzeyde olduğunu düşünenlerdenim. Makro düzeyde bir analiz yapacak olursak ise AK Parti'nin 2002 yılında tek başına iktidara gelmesine bakmak gerekiyor.

AK Parti 2002 yılında daha birinci senesi yeni dolmuş bir parti olarak tek başına iktidara geldi. Genel Başkan Erdoğan'ın bir şiir yüzünden yaşamış olduğu mağduriyet, 2001 Ekonomik Krizi ve 28 Şubat Süreci AK Parti'yi iktidara taşıyan en önemli sebeplerdi. Halk koalisyon hükümetinden sıkılmış, Türkiye'de siyasal anlamda uzun senelerdir bir iktidar istikrarı sağlanamamış ve Türkiye hem ekonomik hem de sosyal açıdan bir buhran içerisindeydi. AK Parti yeni bir partiydi, Erdoğan ise yeni bir yüzdü. AK Parti'nin yeni bir parti olmasının yanında parti kadrosunun Eski Refah Partisi kadrolarından kurulması ama bu kadronun da kurulurken özeleştirisini vererek AK Parti'yi kurması partiyi bir sene içinde seçimlere girmeye ve seçimlerden de birinci parti olmaya iten bir durum oluşturdu. Çünkü AK Parti denenmemiş, topluma sosyal ve ekonomik istikrarsızlığı yaratan partiler denenmişti ve sonucunda da ağır bir enkaz ortada bırakılmıştı.

AK Parti bu enkazı devralarak göreve başladı. Öncelikle daha iktidarının 15. gününde OHAL'i kaldırması ve Ekonomik Krizi sonlandırmak adına reformların hayata ivedilikle geçirilmesi bunun yanında da söylemlerin 90'lı yılların söyleminden daha farklı ve yenilikçi olması AK Parti'yi 2004 Yerel Seçimleri'nde de birinci yaptı. AK Parti'yi belki de diğer partilerden ayıran en önemli özellik kendini yenileyerek yeni bir parti kurması, her daim reform yapması, halkla birlikte dinamik dönüşümü sağlayarak hep ileriyi düşünmesi, tüm bunları enkaz halinde olan bir ülkede yapması ve tüm bunları yaparken de arkadan gelen muhalefetle icraat olarak arayı açması bir anda AK Parti'yi rakipsiz bıraktı ve onu diğer partilerden farklı kıldı.

Sonrasında yaşanan süreç ise tanıdık. AK Parti'yi reformsal icraatlarla yıkmayı başaramayan egemen güçler ezilenlerin, mağdurların iktidara taşıdığı AK Parti'yi sosyal ve dolayısıyla yaşam tarzlarını bahane ederek yıkmaya çalıştı. Yaşanan muhtıralar, parti kapatma davaları, paralel yapı operasyonları AK Parti'yi hem dışarıdan hem de dışarının içerideki şubeleriyle ekarte etmeye ve dolayısıyla halkın iradesine kastederek hükümeti cebir ve şiddetle indirmeye kadar gitti. Ve sonunda da AK Parti 13 sene boyunca oyunu %40'ın altına düşürmeyen ve büyük oranda da rakibi olmayan bir parti haline geldi.

MHP tarafına geçtiğimiz de ise durum pek de iç açıcı değil. Öncelikle koalisyon hükümetinden tahribatla çıkan MHP ülkeyi ekonomik krizle birlikte enkaza sürükleyen hükümet kadrosu içerisinde yer aldı. Milliyetçiliği söylem tarzında ve ırkçılığa doğru kayan bir metotla hayata geçirmeye çalışan MHP söylem bakımından 90'lı yılların söylemini günümüze dek kullandı ve hala da bu söylem tarzından vazgeçmiş değil. Eski Türkiye'nin sloganlarıyla ve kanlı geçen 90'lı yılların yönetimsel tarzıyla ülkeyi idare etmeyi vaat eden MHP'nin bundan bir adım öne gittiğini söylemek biraz abesle iştigal olur. Onun için MHP açısından günümüze gelene kadar değişen bir şey yok. Hatta MHP'yi CHP'den ayıran bir faktör de göze çarpmıyor.

Yapılan son seçimlerde AK Parti'nin %41 alması onu tek başına iktidar yapmaya yetmedi ve sonuçta önümüzde koalisyon seçeneklerini konuşulur hale getirdi. Bu koalisyon seçeneklerinin önümüzde en fazla konuşulanı ise AK Parti ile MHP koalisyonu. Evet belki AK Parti tek başına iktidar olmaya yetecek milletvekili sandalye sayısını dolduramasa da hala en yakın rakibine %15 gibi bir fark atacak kadar birincilik noktasında rakipsiz. Ve bu rakipsizlik gelecekte adı AK Parti olur ya da olmaz AK Parti'nin alternatifinin de AK Parti içinden çıkacağını gösteriyor. MHP'nin ise oylarını %2 oranında artırması ise tamamen HDP'nin Batı'da görünür olması ve Çözüm Süreci'nin gelmiş olduğu noktada kof milliyetçilik hassasiyetlerinin artış göstermesiyle alakalı.

Bugün AK Parti 90'lı yıllarda kanla çözülmek istenen Kürt Sorunu'nu öncelikle tartışılır hale getirdi, daha sonra da bu sorunun çözümsel şartlarını belirleyerek reform hareketlerine geçti. Bu reform hareketleri AK Parti'yi belki tek başına iktidardan indirmeyi getirse de AK Parti Türkiye'de 3 senedir insanların ölmemesini sağlayan, Kürtlerin de bu topraklar üzerinde Türklerle birlikte eşit olarak yaşamasının adımlarını atan ve devlet olarak Çözüm Süreci kapsamında PKK Lideri Öcalan'la barış için alenen görüşme yapan bir parti konumunda.

Bugün MHP'nin oylarının artırması “Çözüm Süreci ihanet projesidir” demesi dışında başka bir şey değil. Çünkü MHP'nin seçimlere 2011 yılındaki aynı vaatlerle girmesi ve bu noktada da milliyetçilik hassasiyetlerini mümkün olduğunca dezenformasyonla istismar etmesi sonucu ortaya çıkan tablo bu. Lakin başka bir açıdan bakıldığında da Çözüm Süreci bu ülkede yıllardır süren savaşı bitiren ve bu ülkede en az Türkler kadar yaşaması en doğal hakkı olan Kürtleri tanımamıza ve Kürtlere temas etmemize sebep olan bir gelişme. Kısacası hayati bir öneme sahip ve bu sürecin temeli de insanları öldürmeyi değil yaşatmayı amaçlıyor.

AK Parti'nin bugün MHP ile koalisyon yapması öncelikle Çözüm Süreci'nde yaklaşık 6 seneden beri gelinen noktada başa dönmemizi sağlar ki böyle bir süreçten başa dönmek savaşın tekrar başlaması manasına gelir, bu da pek akıl alır bir olay olmaz. Bununla birlikte AK Parti'nin 13 senede kazanımlarının tamamen yok edilmesi de üstüne tuz biber olur, bu da başka bir açıdan 2000'li yılların silinmesi ve 90'lı yıllara dönmemize “hoş geldin” mesajını taşır.

Ayrıca AK Parti şuan Meclis'te bulunan diğer partilere göre söylemi çok farklı olan ve reformlarda açıkçası kendine rakip bulamayan ve muhalefeti olmayan bir parti. Yeni Türkiye dediğimiz bu vizyon ve bu vizyonun söylemlerinin Eski Türkiye'de kalmış bir parti olan MHP ile benzeşmesi de mümkün olamaz. Hala Çözüm Süreci gibi çok önemli bir sorunu ilkel bir model olan savaşla çözmeyi amaçlayan bir partiyle son seçimde kaybedilen Kürt oylarını geri kazanmak ve Kürtlerin bu ülkede aynı Türkler gibi yaşamasını sağlamak hiçbir açıdan mümkün olmaz. Bu da zaten AK Parti'nin bugüne kadar gelmiş olduğu ve hatta büyük bedeller ödeyerek gelmiş olduğu noktadan başa dönmesine oradan da ilk seçimde dip olmasına giden bir yolun parçası olmasına doğru gider.

Tüm bunları bir kenara koymadan üstüne de ifade etmek gerekir ki Türkiye'de yaşanan bu kazanımların ve bununla birlikte artık her sorunun demokratik bir biçimde tartışılarak çözülmesinin zeminini hazırlayan Erdoğan'ın bu ülkenin doğal bir lideri olduğunu da söylemeliyiz. MHP'nin seçim meydanlarında programına taban tabana zıt olan HDP'ye ilişkin tek bir söz söylememesi ama en az HDP'nin Erdoğan'a söylemiş olduğu sözleri MHP'nin tekrar etmesi seçilmiş bir Cumhurbaşkanı'nın da meşruiyetini sorgulamaya doğru gider. Bu da kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü Cumhurbaşkanı seçilmiş bir kişidir ve bu makamın seçilmesinden ötürü meşruiyetinin tartışılması halkın iradesine kasıt anlamı taşımaktan başka bir işe yaramaz.

Ki Bahçeli'nin meydanlarda Erdoğan'a etmiş olduğu küfür ve hakaretlerle birlikte, son günlerde Meclis Başkanlığı için Erdoğan'ı hedef alan konuşmaları bu koalisyonun kurulmasını da anlamsız bir hale getiriyor. Çünkü AK Parti'nin üretmiş olduğu sosyoloji yenilikçi ve daima dinamizmi isteyen bir sosyoloji olması ve bu sosyolojinin Erdoğan'a güvenmesi Bahçeli'nin ise ne bu sosyolojiyi ne de Erdoğan'ın makamının halkın makamı olduğunu anlamamasını beraberinde getiriyor.

Ayrıca bugün AK Parti dışındaki geriye kalan üç partinin Pensilvanya'dan yönetildiğine dair de iddialar ortada dolaşırken halkın iradesine kasteden paralel yapıyla iş tutan bir partinin darbelere karşı artık tüm dünyada nam salmış AK Parti'yle koalisyonunu güçleştiriyor. Çünkü AK Parti tabanının darbelere karşı kesin bir karşı tavır alması ve demokrasiyi özümsemesi bugünün MHP'siyle aynı noktada olmadığının da göstergesi. Ki HDP yerine başka bir parti olsa MHP diğer partilerle koalisyonu kurar ve halkın seçtiği Erdoğan'ı da yargılamaya giden yolun önünü açmaktan başka bir şey de yapmazdı. Lakin HDP ile koalisyon yapmamasının tek sebebi de herhalde diğer seçimde baraj altı kalma korkusundan başka bir şey olmasa gerek. Kimse ilkesel açıdan yapmadığını düşünmesin. İlkesel açıdan koalisyon yapmayan bir partinin en azından seçim meydanlarında Çözüm Süreci'nin ihanet olduğunu söylemesi kadar HDP'yi de aynı tonda eleştirmesi gerekirdi ki bu da olmadı.

Böyle bir koalisyon seçeneği zaten koalisyonlardan bıkmış bir halkın AK Parti'den soğumasından başka bir işe yaramaz. Koalisyonlardan ağzı yanmış bu halk AK Parti'yi nasıl tek başına iktidara getirmişse bu koalisyon yapılırsa da AK Parti'ye ilk seçimde daha ciddi bir uyarı da bulunmasını da bilir.

Evet herkesin de ifade ettiği gibi Türkiye hükümetsiz kalmamalıdır. Ama hükümetsiz kalmaması için de en kötü koalisyon seçeneği de bana çok doğru bir tutum olarak gelmiyor. Çünkü koalisyon sonucunda olacak şeyler halkı doğrudan etkileyeceği için uyuşma olmadan koalisyon kurulması halka hükümetsiz kalmamadan daha kötü tahribatlar verebilir. AK Parti'nin 13 sene boyunca kendisini her daim birinci parti yapan ve son seçimde de tek başına iktidar olma şansı vermeyen bu halkın uyarısını iyi anlayıp analiz edip bunları hayata ivedilikle dökmesinden başka bir şansı yoktur.

Koalisyon için diğer partilere giderken AK Parti halkın güvendiği ilkelerini koruyarak ve toplumsal dönüşüm dinamizmini aşağı çekmeden daha yukarıya çekecek reformsal hareketlerin altını çizerek koalisyon görüşmeleri yapmalıdır ve bu ilkesel şartlar doğrultusunda koalisyon seçenekleri karşı tarafta sonuç bulmazsa da Erdoğan'ın ifade ettiği gibi erken seçim değil tekrar seçim olmasında da fayda vardır.

Ve bence gidişatta bu yöndedir. Tabi her şeye rağmen gerisini de zaman gösterecektir…

  YORUM YAP / YORUM OKU
EKİN GÜN DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS