Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür HABER - Türkiye'nin Online Haber Platformu

Hür Haber, Türkiye ve dünyadan önemli olan Son dakika, Güncel, Teknoloji, Magazin ve Siyaset haberlerini okuyabilirsiniz.

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
ANASAYFAGÜNDEMSİYASETSPOREKONOMİ SEYAHAT TEKNOLOJİ YAZARLAR FOTO VİDEO

Ekin Gün

AK Parti - HDP Koalisyonunu Konuş(a)mamak…

Facebook Twitter Linkedin WhatsApp Tumblr Yazdır Büyüt Küçült


Koalisyon formülleriyle ilgili belki de her şey konuşuldu. Yan yana gelmez denilen partiler bile seçim öncesindeki beraberliklerini iş ciddiye bindikten sonra her ne kadar ileriye taşıyamamış olsa da en azından fikir olarak kamuoyunda bunun bile konuşulması sağlandı. Lakin tek bir şey konuşulmadı; o da AK Parti ve HDP koalisyonu.
O taraftan bakıldığında bunun konuşulmamasını haklı sebeplere bağlamak işten bile değil. Dayanak noktasını silaha bağlamış bir örgütün siyasi uzantısı olarak seçimlerde barajı geçmesi ve hala dağ örgütünden talimatlarla siyasi çizgisini belirlemesi bile başlı başlına böyle bir koalisyonun olmasına engel. 2002'den bu yana Türkiye'de konuşulamaz konular konuşulur hale gelindiği gibi devlet Öcalan'la görüşme yaptığını alenen açıkladı. O açıdan böyle bir koalisyonun konuşulmaması da dogmatik bir şey olmamalı ve aksine demokratikleşme diyorsak bu da konuşulmalı.

Peki neden böyle bir koalisyon ihtimali gündeme gelmiyor, konuşulmuyor? Bunu sorgulamak gerekiyor sanırım ilk başta. Bunun sorgulamasını yapmak kişisel olarak böyle bir koalisyonu istediğim anlamına çıkmasın, bende kişisel olarak böyle bir koalisyondan yana değilim ama işte hepimizi dahi baştan böyle bir koalisyona karşı çıkmamızı sağlayan o ruh halini de korkmadan, korksak dahi üstüne giderek aşmamız gerektiğine inanıyorum. O nedenle böyle bir koalisyonun ne yazık ki bu şartlarda sağlanması mümkün olmasa da mümkün olduramayan gerçekleri saptamak geleceği garanti altına almak açısından önemli.

Türkiye'de devam eden bir Çözüm Süreci var. 2002 yılında AK Parti'nin iktidara gelmesiyle Kürtlerin tek talebi olan OHAL 15 gün içinde kaldırıldıktan sonra bugün gelinen noktada Kürt partisi barajı geçebiliyor, Kürtçe seçim propagandası yapılabiliyor, hatta HDP'ye emanet oyların sahibi insanların hassas noktası Atatürk'ün dahi fotoğrafı olmayan Kürtçe okul karneleri dağıtılabiliyor, Kürt Enstitüleri, Kürt devlet/özel TV kanalları ve Kürtçe savunma yapma gibi imkana da kavuşuyor Kürtler. Tüm bunların üstüne 3 senedir 30 sene boyunca ölmeye devam eden ölümlerin de olmaması işin başka bir yüzü. Tabi bu demokratikleşme adımlarıyla normalleşmeye çıkılan ve bunlarla övünülebilecek günler de zaman geçtikçe geride kalıyor. Evet tüm bunları AK Parti iktidarı yaptı. Öyle ya da böyle HDP'nin ve dolayısıyla HDP'ye oy veren Kürtlerin kabul etmesi gereken gerçek bu. Kabul eden Kürtlerin varlığı da azımsanacak bir sayı değil ama artık Türkiye öyle bir noktaya geldi ki yapılan reformların büyük olunmasına bakılmadan bu reformların devamlılığının aynı tempoda sağlanması gerekiyor.

AK Parti'nin Türkiye'de oluşturmuş olduğu sosyolojik taban daima dinamik bir halde ve AK Parti'nin de 13 sene boyunca tek parti iktidarını sürdürmesi de bu toplumsal dinamikliği en iyi taşıyan parti olmasında yatıyor. Bugün Güneydoğu'da AK Parti'nin ciddi oy kaybının sebebi belki de AK Parti'nin reform hareketlerinin ağır kalması, yanlış aday tercihleri, söylenen sözler olabilir. Bunun analizini AK Parti kadroları çok daha iyi yapacaktır. Bu noktada unutulmaması gereken gerçek ise halkın takdiri ne olduysa bunun kayıtsız şartsız kabul edilip halkın neden oy vermediklerine yönelik ciddi araştırmalar yapmak olmalı.

Kürtlerle Türklerin birlikte iş yapmaları ve dayanışmaları 1300'lerde Çaldıran Savaşı'na dayanıyor. Yavuz Sultan Selim zamanında Şah İsmail'e karşı birlikte savaşan Kürtlerin ve Türklerin uygulamada ilk birlikte oldukları en önemli tarih bu. 1071'deki Malazgirt Savaşı'nda da dayanışma gösteren ve Anadolu'nun kapılarını birlikte açan Türklerle Kürtler cumhuriyetin getirmiş olduğu asimilasyon politikalarıyla ve cumhuriyetin Osmanlı mirasını yıkıp yeni bir anlayış getirmesiyle yüzyıllardır süren birlik ve beraberliklerini askıya alıp birbirlerine düşman olan iki halk olmuşlardı.

2002'ye kadar süren düşmanlık ve ayrışma toplumsal tahribat yaratsa da bu tahribatlar 13 sene boyunca büyük oranda düzeldi ve Kürtler cumhuriyetten bu yana ilk kez diyalog halinde oldukları bir devlet ve iktidarla karşılaştılar. Bu iktidar son seçimde Çözüm Süreci'nin kurbanı olmasına ve siyasi riskini göze alarak reformlar yapmasına karşın Kürtlerin bu ülkede eşit yurttaş statüsünde yaşaması adına büyük çaba gösterdi ve bugün Kürt partisi cumhuriyet tarihinde ilk defa barajı geçen bir parti oldu ve Meclis'e 80 milletvekili gibi rekor bir sayıyla girmeyi başardı.

Bu büyük kazanımın sonucu Kürtler tarihlerinde ilk defa iktidar ortağı olma şansını da kaçırıyor ve konuşulmayan şeylerin artık konuşulur hale gelen bir Türkiye'de Kürtlerin ve dolayısıyla HDP'nin iktidar ortağı olma şansının konuşul(a)maması HDP'nin seçim stratejisinde ve hala dağdan yönetilen bir parti olmasında saklı.
Birbirimizi kandırmaya gerek yok. Türkiye tarihinde ilk defa konuşulmamaya yüz tutmuş meseleler bugün sorgulanıp reformların yapılmasına zemin hazırlıyorsa, Kürt realitesini en fazla inkar edenler dahi bu seçimde her ne sebepten olursa olsun HDP'ye oy vermişse, Türklerle Kürtler Şah Fırat Operasyonu'nda yüzyıllardan sonra Öcalan'ın da ifade ettiği gibi “Eşme Ruhu” olarak birbiriyle dayanışma gösterdiyse, neredeyse 1000 yıldır süregelen beraberlik dinamizmi en azından toplumsal düzeyde sağlanmaya başlanıyorsa bugün bu koalisyonun konuşulmamasının altında yatan sebep HDP'nin politikalarıdır.

Nedeni ise basit. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerin yaşamış olduğu acılar, kültürlerinin devlet politikasıyla asimile edilmeye çalışılması, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan korkunç işkenceler ve senelerdir kamuoyunda sık sık bahsedilen zulümleri yapan karanlıkla ve o karanlığın getirmiş olduğu Kemalizm refleksiyle bugün HDP'nin elele barajı geçmesi Kürtlerin temsiliyetini değil, o refleksin temsiliyetini sağlamaktan başka bir şey değil.
Ahmet Kaya'nın sürgünde ölmesine zemin hazırlayan “Türkiye Türklerindir” medyasıyla, Nişantaşı'nın, Bebek'in artık popüler bir ikonu haline dönüşen Selahattin Demirtaş'ın Kılıçdaroğlu'nu aratmayan söylemleriyle, Türkiyelileşme'yi Kemalistlere açılmak olan zanneden parti kadrolarıyla, KCK Soruşturmaları adı altında elleri kelepçeleyen o paralel mensuplarla iş tutmalarıyla Kürtlerden oy alan HDP'nin bugün o Kürtleri yok etmeye çalışan zihniyetin lokomotifi haline gelmesine ramak kalmıştır.

Artık Kemalist mahallerde oturan Kemalist - Modernist yaşlı insanların oğlu gibi sevdiği lider Selahattin Demirtaş oluyorsa kimse kusura bakmasın bu bir Türkiyelileşmekten ziyade bir tuhaflık belirtir. Bugün Etiler'in, Bağdat Caddesi'nin bir ikonu haline gelen HDP'nin kendisini yok etmeye çalışanlarla iş tutmasını kabul edilebilir saysak bile bu artık iş tutmaktan ziyade HDP politikalarının bu reflekse teslim olmasından başka bir şey değildir.

HDP'nin Türkiyelileşmesini eleştirirken MHP'nin de bu topraklarda Türk'ten başka hiçbir unsuru kabul etmemesi MHP'nin de ne kadar Türkiyeli bir parti olduğunu da tartışmalı konuma getirse de zaten yapay ve ırkçılığa kayan Türkçülükten Türklerin dayanışma şansının olması doğanın kanuna aykırı olduğu gibi Türklerin dayanışma konusunda Kürtlerden başka bu topraklarda köklü bir grupla dayanışma şansının olmaması da önümüzdeki apaçık gerçek.

Her şey bu kadarla da kafi değil tabi. Asıl mesele MHP ve CHP'nin AK Parti'ye karşı nefret tutumuna rağmen koalisyon görüşmelerinde adının geçmesi ve HDP'nin geçmemesinin başka bir nüansı da HDP'nin silahlı bir uzantısının olması. Mart ayında Öcalan'ın yaptığı çağrıdan hemen sonra PKK silahları bıraksaydı ve bunu tüm samimiyetiyle gerçekleştirseydi bugün Çözüm Süreci'ne ikna edilen toplumun hiç değilse HDP ile koalisyona ikna edilmesi için ortada elle tutulur somut bir sebebi olurdu.

Böyle bir şansı kaybeden HDP'nin bugün fakir ama gururlu muhalefet kompleksini yaşaması, %60'lık kendisini on yıllardır yok etmeye çalışan bir blok içinde anılması ise bu tarihi ittifak şansının kullanılmaması anlamına gelecek. Tarih gelecekte ise bu şansın neden değerlendirilemediğine ilişkin görüşlerini yazacak.

Türkiye adına, Türkler ve Kürtler adına yüzyıllardır bu topraklarda kültürel ve sosyal olarak dayanışmanın getirdiği mirasın meyvesi bu iktidar ortaklığıyla taçlandırılması olabilirdi. Ama bugün artık böyle bir şansın konuşulabilir olmaması bile kaybedilmiş bir tarihi an olarak tarih sayfalarındaki yerini alacak.

Dindarların ve Kürtlerin Türkiye'deki toplumsal değişim dinamiğinin itekleyici güç olmaları, tarihsel olarak ezilmelerinden ve acı çekmelerinden birbirleriyle olan o doğal dayanışma ruhunu bugün ortaklaşa oturup konuşamamak dahi belki bizim bişeyler anlamamız için yeterli.

Bugün bu şans kaybedilmiş olsa da yüzyıllardan beri gelen o doğal kaynaşma ve birleşme ruhu gelecek tarihler de elbette birbirine kavuşacak. Her ne kadar kaybedilen zaman boşa gitmiş olacaksa da…

 

  YORUM YAP / YORUM OKU
EKİN GÜN DİĞER YAZILARI
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS