Önce bir şu algıyı temellendirmek gerekiyor:
Toplum dinamiklerinin; ''tutuklamaların, kime veya kimlere yapıldığına, hangi generalin sabah evinin arandığına şaşırmak ve hayretlenmek'' gibi bir yaklaşım tarzı kalmadı..
Kenan Evren'de mahkemelik oldu, ifadesi alındı, iddianamesi bitti ve iki mübebet istemiyle yargılanacak.. İlker Başbuğ'da, muvazzaf Balanlı'da tutuklandı, geçti, gitti ve gümbürtüsü de çok geçmeden unutuldu.
Kendi içinde, ''belki toplumsal beklentilerin sürahisinden taşan, cüretkar adımlardı'' ama nihayetinde ''bir generale dokunmanın, (Dokunan Yanma dı ? ) eski bir Genelkurmay Başkanı'nını tutuklamanın'' o kadar da ekstrem bir şey olmadığına yavaş yavaş, usulca kabullendirildildik.
Problem artık aşamalandırıldı, ''bu dersin imtihanlarından çıkacak olan kazık soruları'' aştı !..
Kafalara takılan , tutukladığımız generalin, ''örgüt kurarak ve yöneterek darbe yapmak'' ile suçladığımız Genelkurmay Başkan'ının'' uygar, çağdaş hukuk ilkeleriyle yargılanıp yargılanmayacağıdır.
Nihayetinde, dönüp arkaya baktığımızda yüzümüzü ekşittiğimiz, hatırlamak istemediğimiz ''bir çok demokrasi dışı, hukuk dışı olayların isimleri, öyle yada böyle mahkeme dosyalarında geçiyor, o olayların faiilerinin öyle yada böyle haklarında iddianameler hazırlatıyor, bir takım tutuklamalar yapılıyor, ''o isimlerin evine, karlı bir Şubat sabahı baskın yapılsa '' büyük ölçüde, parmağını ısıracakların azınlıkta olduğu gözüküyor..
Bu saatten sonra önemli olan, o insanların ''demokratik hukuk devletinin temellendirdiği ölçüde'' yargılanabilip, yargılamayacağıdır ?..
Eğer adaletin tecellisi için ''onların nasıl yargılandıklarından çok onların tutuklanmış olmaları'' işlenirse, ''yüzleşiyoruz işte mazimizle'' diyerek atılan tüm havai fişekler, bir güç gösterisinden ibaret kalacaktır.
27 NİSAN E- MUHTIRASINA SORUŞTURMA
Belki de bu kafa bulanıklığından ötürü olsa gerek, ''27 Mayıs E-Muhtırasına'' açılan soruşturmayı, eski Genelkurmay Başkan'ı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a uzanmak istenen yargı elini ''şişirip şişirip balonlamamak'' gerekiyor.
Balonladınız mı, ''gelsen ne olur, gelmezsen ne olur''a hizmet eder, nefesiniz..
27 Nisan E-Muhtırasına açılan soruşturmayı havalara uçurmamamın sebebi, salt bu değil tabiki.
Malum bir kesimin dillendirdiği üzere, bende de''Erdoğan faktörü'' daha ağır basıyor..
Eğer Erdoğan ''basın özgürlüğüyle, gazetecilerle, düşünce özgürlükleriyle barışmamaya, küs kalmaya inat etmeseydi'', gözlerinin içine baka baka, gazetecilere ''katil, tecavüzcü'' gibi boğazdan geçmeyecek büyük laflar ve yanlış otoriter yorumlar getirmeseydi, (vesaireleri sayarak kafanızı şişirmeyeyim...)belki bugün farklı tepkiler verebilirdim, verilebilirdi !..
''DİNDAR NESİL'' POLEMİĞİNE DAİR SORULAR..
''Dindar bir nesil yetiştirme'' idealinde olan bir siyasi oluşum iktidardaysa, herhalde bu oluşumun kafasında ''bir toplumsal projesi'' vardır..Bu proje, ''mahalle baskısı'' denen olguya açık kapı bırakır mı ?..
''Demokrasinin içersinde dindar bir nesil yetiştirirken'', dindar olmayan nesillerle mücadele edilmesinin ''demokratik bir meşruiyeti'' var mıdır ?..Verilen bu mücadele ne kadar iyi niyetli olursa olsun; jakobenist, dayatmacı bir yöntemi kullanmamaya ne kadar direnebilir ? Kullanırsa, ataistlere saygı duyulmasını gerektirmezse, o rejimin adı ne olur ?..
Başbakan ''hiç bir şeye inanmamanın da bir inanç olduğu'' kabulüne nasıl bakıyor acaba, çok merak ediyorum ?..
Her gelen iktidar kendi arzu ettiği, tabanına mütenasip neslini yetiştirirse, her iktidar değişikliğinde nesiller arası çatışmalar doğmaz mı ?
Diyelim ki, Ana Muhalefet partisi ataist bir nesil yetiştirme gayreti içersinde..Bu gayret ''Başbakan'ın yargılayacağı'' bir alan mıdır, yoksa halkın sandıkta yargılayacağı bir alan mıdır ?..