İran İslam Devrimi üzerinden 33 sene geçti, ayakta. İlk gün olduğu gibi bugün de küresel sistemin ve ABD'nin hedef tahtasında.
Önümüzdeki ABD seçimlerinde Cumhuriyetçilerin yürüteceği kampanyanın ana temasının "İslam ve İran düşmanlığı"na dayanacağı anlaşılıyor. "Şeytanlaştırılmış İran" yeni operasyonların gerekçesi. İran yanında "İslami terör" teması da diri tutulabilir. Eski Pensilvanya Senatörü Rick Santorum, "Biz terörle değil 'radikal İslam'la savaşıyoruz" diyor. Pekiyi, "radikal İslam'ın temsilcisi şeytanlaştırılmış İran" teması kimin işine yarar? Cevabı belli: İran'ın!
Batı, düşmanlığını arttırdıkça İran güçleniyor. İki faktör var ki, İran'ın küresel sistemin hegemonik güçleri tarafından düşman ilan edilmesine yetiyor: Biri 1979 İslam devrimiyle Amerika'nın bölgedeki "jandarma" rolünü reddetmesi, diğeri "İslamî rejim"le yönetilmesi. Bu, zaman içinde Amerika'nın ve genelde Batı'nın bölgedeki kaba politikalarının getirdiği ağır maliyet sonucunda İran'ı bölgenin, ezilen Müslüman dünyanın, Arap sokaklarının hamisi konumuna çıkardı. İran'ı güçlendiren biraz da Batı'nın duyarsızlığı, ABD'nin bölgede takip ettiği kaba, incitici, tahrip edici politikadır. Bu, Türkiye gibi iyi niyetli ülkelerin de elini kolunu bağlıyor. Hangi tarihsel, ekonomik ve coğrafi avantajlara sahip olursa olsun, hiçbir ülke "ABD'nin müttefiki ve İsrail'in koruyucusu" sıfatıyla bölgede liderlik rolü oynayamaz. Filistin davasına duyarlı iseniz işgale, yerleşimcilere karşı çıkmanız; mültecilerin geri dönüşünü savunmanız; Kudüs ve Mescid-i Aksa'ya sahip çıkmanız beklenir. Bu ise sizi bittabi İsrail'le karşı karşıya getirir. ABD ise İsrail'in koşulsuz, şartsız arkasında. Demokrasi istiyorsanız Batı'nın desteklediği otokrat rejimlerle, emirlerle dostluğunuz ebedi olamaz: sefalete karşıysanız sadece bir zümreyi zenginleştiren, küresel sermayenin keyfine göre düzenlenen liberal politikaları uygulayamazsınız. Eninde sonunda kitleler patlar, incinmiş gurur isyan eder ve adalet talebi bir ateş denizine döner. Burada mezhebin etkisi, sizin Sünni, Şii, Vehhabi, laik olmanızın önemi yok. Söyleminde samimi olsun olmasın, İran'ı Batı'yla karşı karşıya getiren altı başlık söz konusu:
1) İran, 1979'dan beri ABD'ye karşı cepheden tavır alıyor.
2) İran, nükleer programla, bölgede İsrail'in tekelini kırmak istiyor. İsrail'in elinde 200'ün üstünde -kimine göre 400- atom bombası mevcut, kimse sorgulamıyor. İran da nükleer güce sahip olursa 'dehşet dengesi' kurulacaktır.
3) İran küresel ekonomik sisteme entegre olmayı reddedip farklı bir mecra açmaya çalışıyor.
4) Modern zamanlarda da "İslamî sosyo-politik bir rejim"in mümkün olabileceğini göstermeye çalışıyor.
5) Kültürel olarak Batılı değerleri tümüyle reddetmese de, tümüyle de benimsemiyor, selektif [seçici] davranıyor. Geleneksel ve İslami değerleri öne çıkarıyor, bu perspektiften sürekli Batılılara "İslam sizin değerlerinizle uyum halindedir" türünden taahhütlerde bulunma kaygısı taşımıyor.
6) İran, ABD ve İsrail'e karşı direniş gösteren ülkelerin ve örgütlerin arkasında durup onlara destek veriyor. Suriye politikasını tayin eden asıl faktör, Hizbullah ve Hamas'a verdiği desteğin anlamı budur.
Batı açısından İran bir tehdittir, İran'ı durdurmanın iki yolundan biri rejim değişikliği yapıp başa liberalleri ve Batı yanlısı kadroları getirmek; diğeri Irak gibi işgal etmek veya askerî güç kullanıp teslim olmasını sağlamak.
İran, İran-Irak savaşında ağır insan zayiatı verdi, maddi kayba uğradı, ama yenilmedi. Dünyanın 18. ekonomik gücüne sahip, silah teknolojisinde hayli ileri. İran üzerine Saddam'ı saldırtan Batılılar, 2003'te Irak'ı işgal etti, Saddam'ı idam ettiler. Körfez savaşları, Irak'ın işgali, Hizbullah'ın 2006 askerî başarısı ve çözümsüz kalan Filistin sorunu İran'ı bölgede güçlendiriyor. 200 milyona baliğ olan Şii nüfus siyasi bilinç kazandı; İran, Irak, Suriye ve Lübnan'da kuvvetli bir Şii hat oluştu. Ancak İran'ın prestijinin Şiilerle sınırlı olduğunu düşünmek yanıltıcı olur; Batı ve İsrail karşısında sürekli gururu incinen Arap sokakları da İran'a derin bir sempati duyuyor.