Gündem dolayısıyla geciktirdiğimiz "dindar nesiller" konusuna devam ediyoruz.
Bir devletin dindar nesiller yetiştirme misyonunu üstlenmesi, genel olarak kabul görmedi. Ana hatlarıyla söz konusu misyonun sivil topluma ait olduğu fikri savunuldu. Bu doğrudur. Fakat devlet şu veya bu din adına nesil yetiştirme misyonunu bir kenara bırakırken, şu veya bu felsefî görüşten, siyasî ideolojiden, sosyo-kültürel sistem fikrinden arındırılması beklenir. Zira insanların belli referanslara göre düşünmesi, inanması ve yaşamasına "din" deniyorsa, insanların "laik, seküler veya profan referanslar"a göre düşünmesi, inanması ve yaşaması da "laik veya seküler din"dir. İslam bakış açısından hak din Kur'an vahyi ile tarif ve tebliğ edilmiştir, ama İslamiyet'ten başka "dinler" de vardır. Kitap ehlinin dinleri (Yahudilik-Hıristiyanlık), Sabilik (gök cisimlerini yüceltip onlara kutsallık atfedenler), ateşe tapıcılık (Mecusilik), Asya dinleri vs. Putlara tapanlar, paganlar, bilinmez ruhların peşine takıanlar, hatta Tanrı'nın varlığını reddeden ateistler de birer dine mensupturlar.
Bu manada salt aklî, bilimsel verileri, reel ekonomik süreçleri, yaşama tarzlarını temel alanlar da "İslam-dışı dinler"dir. Mesela komünizm, felsefî ve tarihî materyalizmle bir varlık, tarih, toplum ve insan tasavvuruna dayanır; sosyalizm, daha alt kademede toplumsal boyutu ağırlıkta olan kapsayıcı bir sistemdir; kapitalizm sınırsız sermaye biriktirmeyi, bireysel ve sınıfsal kazancı ve buna bağlı toplumsal örgütlenmeyi temel alan sistemin adıdır; liberalizm 'birey'i hareket noktası seçen felsefî, iktisadî ve siyasî bir düzendir. İslam bakış açısından referansları kutsal, metafizik veya aşkın/müteal olsun olmasın; manevî değerlerle, mebde' ve meadla ilgilensin ilgilenmesin, insana ve topluma belli bir düşünme, inanma ve yaşama tarzı öneren her zihnî disiplin, sosyo-kültürel sistem, iktisadî-politik düzenleme ve entegre yaşama tarzı genel 'din' tanımı içinde yer alır.
Eğer İslam bakış açısından bu doğru bir tanımlama ise, bu durumda devletin idarî, sosyal, ekonomik ve kültürel politikaları tespit ederken komünist, kapitalist, sosyalist veya liberal düşünceyi temel alıp düzenlemeler yapması onun dinini ima eder.
Şu soruya cevap arayalım: Söz konusu sistemlere dayalı devletin görüş ve ideoloji belirleyip hukuk, eğitim, sosyal hayat ve kültürel politikaları belirlemesi 'demokratik' ya da 'makul ve anlaşılabilir' bulunuyor da, neden 'semavi bir din'i veya bir toplumda ne kadar din varsa onların mensuplarına kendi dinlerine göre nesillerini yetiştirme imkânının tanınması mümkün olmasın?
Zannedilir ki, sadece Türkiye'de adına 'Kemalizm' denen resmî ideoloji vardır ve ilk günden bu yana ana parametreleri "ilke ve inkılaplar" tarafından belirlenmiş nesiller yetiştirmek üzere devlet hukuktan eğitime kadar toplumsal hayatın her alanına müdahale etmektedir. Bu doğrudur, ama bu müdahale Mustafa Kemal'in kafasından çıkmış değildir, Türkiye'ye de özgü değildir; genelde Aydınlanma felsefesinin, özelde Fransız Cumhuriyeti'nin amir projesidir.
Hangi coğrafî bölgede kurulmuş olursa olsun, cumhuriyet bizatihi yeni bir insan, yeni bir toplum 'yaratma iddiası ve davası'dır. Cumhuriyet, tarihsel iddiaları itibarıyla ve ilk çıkışında din-dışıdır, kendi tarihî bağlamında Hıristiyanlık ve genelde semavî dinlere karşıdır; bilimi, pozitivizmi ve neredeyse yegâne misyonu metafizik konularından uzak tutulup semavî dinleri kritik etmekle yükümlü tutulan akla dayanır. Cumhuriyet, söz konusu projeyi sosyal bilimler aracılığıyla "yeni bir toplum"; hukuk ve eğitim (okul) marifetiyle bir "ulus var etme"yi hedefler. Cumhuriyet'in temel iddialarına ve öngörülerine göre "yurttaş, toplum ve ulus var etme" makul ve 'demokratik' de, neden başka bir referans çerçevesine göre hayat tarzı ve insan nesli yetiştirmek mümkün olmasın?
Eğer nesilleri eğitme işi "toplum"a bırakılacaksa, modern devlet de yukarıda sayılan iddialarından ve etkinliklerinden vazgeçip bu alanları topluma bıraksın. Biz zaten bunu istiyoruz.