Günün haberleri   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle  Üye Ol    Şifremi Unuttum
 
 24 Mayıs 2012 Perşembe
DOLAR
1,7880
EURO
2,3110
IMKB
58,520
ALTIN
91,0353
Hava Durumu
ISTANBUL 
25 / 18
 
 
 
 
Hale Özgür KIYICI   
1990 ‘lı yıllara geri mi dönüyoruz?
31 Ocak 2012 Salı  

Petrol-İş Batman Şube Başkanı Ahmet Teymurtaş İstanbul’a her geldiğinde kendini “entelektüel” sanan bar müdavimlerinin ülke hakkında ahkâm kesen konuşmalarını dinledikçe “ah abla şunları bir bizim oralara davet etsek de görseler, merak ediyorum acaba kaç kişi gelir?” dediğinde, düşüncelerimi bir türlü seslendirememiştim.
Gün geldi, kolluk güçlerinin, sıfır noktasındaki köylerin boşaltılıp, nüfusun merkeze doğru çekilmesini sağlamak amacıyla köylülerin yaşamını nasıl zorlaştırıldığına tanık olmak üzere bir çağrı yapıldı.
Bu çağrıya gözlemci olarak katılacağını teyit edenlerin sayısı 100 kişiyi aşmıştı. Gideceğimiz gün yaklaştıkça mazeret beyanları artmıştı. Kimisinin yeni dizisi, filmi, kimisinin gazeteden ayrılmaması gerektiğini bildiren mazeretleri, kimisinin üniversitedeki hocalığı derken son anda ipe un sermelerle bu kişilerin ne kadar “aydın” olduğunu o zamanlar yaşayarak görmüştük.
Nihayetinde Atatürk Havalimanı’na gelenlerin sayısı 11 idi. Uçağımız Diyarbakır Havalimanı’na indiğinde Petrol-İş Sendikası’nın araçları bizi bekliyordu. Hava kararmadan Batman’a ulaşmamız gerektiğini söylediklerinde Yazar Zihni Anadol; “ Hale kızım bizi buralarda kim vurduya getirmezler inşallah” derken daha önce yaşananları anımsatıyordu.
İlli Han Otel’de odalarımıza yerleşip, akşam yemeği için salona indiğimizde bizim sayımızdan fazla güvenlik gücü vardı. Bizlere bakışlarında “buralarda başınıza neler gelebileceğini biliyor musunuz?” ifadelerini okuyarak ve Orhan İyiler’in yaptığı siyasi esprilere gülerek geçen zaman sonunda sağ-salim odalarımıza yatmaya çekilmiştik. Oda arkadaşım Şükran Soner idi. Cumhuriyet Gazetesi yönetiminde Okay Gönensin’lerin olduğu dönemdi.
Sendikanın araçları ile sıfır noktasından geriye çekilecek köylerde Kürt halkına yapılan eziyete tanık olmaya gidiyorduk. Doğanın kıraçlığına inat, Kürt kızlarının giysilerindeki renk cümbüşü baharı müjdeliyordu.
Güvenlik güçleri anonslarında bize “ırmak” kod adı takmıştı. Nerelerde olduğumuzu bu kod adı ile birbirlerine haber veriyordu. Her ilçe bile sınır kapısı gibiydi… O kapılara geldiğimizde isimlerimiz her seferinde kayıt altına alınıyordu. Arabalardan dışarı çıkıp teker-teker sayılıyorduk. Her arama noktasına geldiğimizde bizleri bekleyen Kürt aydınları da vardı. Bunlar genellikle avukat idi. Avukat Mesut Bey’in ikram ettiği kuyu kebabı ise herkesi nasıl da sevindirmişti. Zira yemek yiyecek bir yer bile bulamıyorduk. Uludere’ye kadar en az 10 aramadan geçmiştik.
Uludere’ye girdiğimizde bizleri rambolar karşılamıştı. Üzerlerindeki mühimmat ise hepimizin dikkatini çekmişti. Hepsi tornadan çıkmış gibi kurt başlıklı yüzükleri ile bir örnektiler. Bizimle halkın konuşması belli ki yasaklanmıştı. Bir kahveye gidip oturduğumuzda yanımıza gelip konuşan herkesi gözaltına aldıklarını daha sonra söylemişlerdi. Ben devletim diyenler buralarda her türlü zulmü uygulamakla meşguldü. Cumhuriyet Gazetesi bu tanıklığı her gün haberleştiriyordu. Bu çıkan haberler de Okay Gönensin’in sayesinde idi.
Sınır köylerine kadar gidemedik, nedeni ise her yerin mayın tarlasına dönüştürülmesi idi. Fakat o sınır köylerinde yaşayanlar ile konuşma fırsatı bulabildik. Yaşamlarını hayvancılıkla sağlayan bu insanlar köylerinden sürgün edilmişti.
O köy ağalarının ve 12 Eylül’ün bürokratlarının şimdilerde “demokratik açılımlar” larda yer aldığını gördükçe nerelere gittiğimizi tahmin edebiliyorum. Onlar olsa- olsa bizleri otoriter rejime doğru sürükler. Bu kanaatim AKP için de BDP için de geçerli.
Yolda gazetecileri taşıyan araç kaza geçirmiş, konvoyda bulunan bizler ise milli karakola misafir edilmiştik. Bizlere çay, peynir ve ekmek ikramında bulunan yeni mezun bir astsubay toplam 15–20 asker mevcuttu o karakolda. Bizimle yola koyulan yeni mezun bir avukat kızımız (ki yanlış anımsamıyorsam bir sivil toplum örgütünün Diyarbakır yöneticilerinden idi) İstanbul’dan gelen herkese direktifler yağdırıyordu. Münasip bir lisan ile kendisinin bizler üzerinde inisiyatifi olamayacağını hatırlatmıştık. Bu genç arkadaşımız bizim bu tavrımızı anlamış olacak ki gruptan ayrılıp Diyarbakır’a doğru yol almıştı. Bize rehberlik edeceğini sandığımız kişiler, yola çıkmamızdan itibaren belli yasaklar koymaya cesaret edebileceklerini düşünmüştü herhalde…
 
Nerden bilsin ki bu genç arkadaşlar bizlerin emir - komuta zincirine anında reaksiyon göstereceğimizi?
Aradan 20 yıl geçti. İletişim sayesinde şimdi oralarda neler olduğunu sansür de uygulansa öğrenebiliyoruz. Yaşanmış acılardan ders çıkaramadığımız ise ortada… Çocuğunun kemiğini bulmak için yola çıkmış anaların yürek acılarına nasıl ortak oluruz diye düşünmeye başlasak artık… Ve tabii bu acılar üzerinden siyasi rant sağlamak üzere yola koyulanların önünü nasıl kesebileceğimizi de…
 
Hale Özgür Kıyıcı
hmkiyici@hotmail.com

Bu yazı 467 defa okunmuştur. Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 1   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz.
Misafir
31 Ocak 2012 Salı 12:53
Ellerine, yüreğine sağlık Hale ablacığım. Çok özlü özetlemişsiniz bugünkü durumu. Bir yanda mağdur ve mazlum insanlar. Bir yanda bu mağduriyetlerin üzerinden kendilerine yol açan insanlar. Ha devlet, ha siyasiler, ha siviller ne farkeder ki. Üstelik mağdurların üzerindeki sivil otoritesi daha da kötü. Çünkü tamamen kontrolsüz. Yazdıklarınızı iyice sindirerek okudum da şöyle bir düşündüm. Mağdur edenlerin bir kısmı, mağdur edilenlerin yanıbaşında görünmek istiyorlar şimdiler de. Galiba gözümüzü çok iyi açmamız lazım. Her uzanan eli tutmadan önce biraz sorgulamamız gerekir diye düşünmek paranoyamı olur acaba? Tabloya iyice bakarsak olmaz gibi görünüyor. Yeniden ellerinize sağlık diyorum, yazılarınızın devamını diliyorum. Sevgiler
Katılıyorum  Katılmıyorum  
%100

 Yazarın Diğer Yazıları
 
Behzat Gerçeker: Tenis benim için bir yaşam tarzı
Bu hafta tüm Türkiye'nin keyifle dinlediği ENBE Orkestrası'nın Şef'i Behzat Gerçeker ile birlikteydik.

23.05.2012  54 okunma
Alper Görmüş'ten darbecilere mesaj var
Nokta'da yayınladığı darbe günlüklerinin çok daha geniş halini yayınladığı İmaj ve Hakikat kitabı piyasaya çıkan Alper Görmüş Hür Soru Hür Cevap'ta...

04.05.2012  1637 okunma
      Necef UĞURLU
      Medya
      Servan ALTIKANAT
      Siyaset
      Z.Füsun KÜMET
      Spor
      Mustafa Lütfi KIYICI
      Siyaset
      Hale Özgür KIYICI
      Siyaset
      M. Fatih Gediman
      Siyaset
      Azra Nurten Cevizci
      Siyaset
Koç 21 Mart - 20 Nisan
KOÇ: Yöneticilerinizle, babanızla, eşinizle ilişkinizde hala dikkatli olmalı ve yıkıcı davranışlar yerine değişmeyi, ...
 
  
  Liseli iki kuzen 16 gündür kayıp
Okul gezisine katılacaklarını söyleyerek evden ayrılan amca çocuğu ...
  Kayıp aile toprağa gömülmüş
GAZİANTEP'te geçen 3 Mart'ta kaybolan 45 yaşındaki Emine Düzkaya, ...
Sizce Aziz Yıldırım suçlu mu?
 
RSS

Add to Google
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz. Tasarım & Programlama