Hür Haber - Türkiye Haberleri

Hür Haber - Türkiye Haberleri

Hür Haber sitesinde son haberler , Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, siyaset, magazin ve spor dünyasından analiz ve özel gazete metinlerine ulaşabilirsiniz

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
Hür Haber - Türkiye Haberleri ANASAYFAGÜNDEMSPORDÜNYAÖZEL HABERTEKNOLOJİSOSYAL MEDYAEKONOMİEĞİTİMOYUNMAGAZİN

Dünyamız gün geçtikçe daha mı düzenli bir hale geliyor? Onca buluş ve yenilik hayatların daha kolay idame ettirilmesi için var madem, nasıl olur da karmaşa gitgide artar? Soruyu başka türlü sorayım; Mesela en basitinden bir asansörü ele alalım, icat edilme nedeni öylesi bir eksikliğin hissedilmesiydi.Hayatımızı kolaylaştırdığı da aşikar. Bunun anlamı, asansörün keşfinden önce hayatımız biraz daha basitti ve böylelikle de düzenimiz daha mı azdı? Böyle mi anlamalıyız bunu? Basitlik düzensizlik ama karmaşa düzen demek anlamına mı gelir? İnanın bana bu sorulara yanıt aramıyorum. Zaten arasam ne olacak, ben kim oluyorum da bilimin yıllarca cevap aradığı bir sorunsala kısa bir yazıda açıklık getireyim. Ancak hür irademi kullanarak biraz kafa yormak istiyorum.

En son istediğim şey sıkıcı ve basit bir yazı yazmak. Bu yüzden tutup da sizlere '' Düzen ve Düzensizlik '' ile ilgili ahkam kesersem bunu kendime yakıştıramam. Fakat şunu bilmenizi istiyorum ki, ilk satır beni sadece amacıma götürmekte yardımcı olacak ve amacım da dünyanın kurtuluşu ile ilgili vaaz vermek değil. Daha açık olayım, Karar gazetesi yazarı Hakan Albayrak'ın bugünkü yazısıyla ilişkilendireceğim üstteki yazdıklarımı. Onun yazısını okuyanlarınız, bu alakayı merak etmişlerdir elbette ve bu benim için iyi bir şey. Ukalalık sayılsa da, dünyaya at gözlüğüyle bakmadığım anlamını çıkarırım bundan ve sizin de öyle düşünmeniz için elimden geleni yapacağımdan emin olun. Ama biraz daha sıkıcı olmama katlanın lütfen, bakarsınız bana hak verirsiniz.

Gündemde olduğu için örnek veriyorum, bugün Arakanlı Müslümanlara yiyebilecekleri ekmek yetiştirseydiniz kim bilir nasıl da mutlu olurdu değil mi? Üstelik o ekmeğin sıcak ve taze olmasına dahi gerek yok. Kısmen daha iyi şartlarda yaşayan bir Afrikalıya sunabileceğiniz basit birkaç mobilyanın, onun hayatında nasıl bir değişikliğe neden olacağını şimdiden hayal edebiliyor musunuz? Bugün bizlerin 5 yaşındaki çocuğun eline tutuşturduğumuz tabletler, üçüncü dünya ülkelerinden birinde nasıl da coşkuyla karşılanırdı. Lütfen yazdıklarımı okurken bir yandan da hayal gücünüzü kullanarak bu örnekleri çoğaltın. Çoğaltın ki, dünyanın adaletsizliği daha da açığa çıksın. Sonra sadece sezgilerinize güvenerek şu sorulara cevap verin; Almanya'da yaşayan birinin eline ekmek tutuştursaydınız, bu onu mutlu etmeye yeter miydi? Birkaç basit mobilya, fast food budalası bir Amerikalıyı memnun etmek için kafi olur muydu? İkinci dünya savaşının hemen ardından bu ikisiyle bir Almanı pekala mutlu edebilirdiniz. Ya da iç savaşın eşiğindeyken bir Amerikan vatandaşını. Şimdilerde gelişmiş ülke insanlarını memnun etmenin ne kadar zor olduğunu kavramanıza yardımcı olmuştur umarım bu örnekler. Ve de büyük ulusların, bu memnuniyetsizliği minimum düzeyde sabit tutmak için bazı entrikalar çevirmeleri gerektiğini söylememe gerek yoktur herhalde. Daha düzenli ulusların düzeni için, dünyanın geri kalanının düzensizliğine ihtiyaç duyulur yani. Zira ademoğlunun çoğu, sahip olduklarına sahip olmayan insanlara şahit olmadığı sürece homurdanma erdemsizliğiyle donatılmıştır. Şahit olmak ama o kadar da yakından değil. Sanırım Batının mültecilere yaklaşımının gaddarlığını da bu şekilde açıklamış oluruz. Az önce bahsini ettiğim erdemsizlik aynı zamanda Batının idare geleneğidir. '' Hiç mi yardımda bulunmuyor Batı? '' diye soranlarınız için de hazır bir cevabım var; Tabi ki iyilik yaptığı zamanlar da oluyor. Fakat bu iyilik kendini zora sokacak şekilde olmuyor. Dolayısıyla da adına iyilik denemez. Farklı bir kavrama ihtiyacımız var ve ben buna '' Koşullu iyilik '' adını vereceğim müsaadenizle. Evindeki ıvır zıvırdan kurtulmak için onları dağıtan birinin yaptığını '' Saf iyilik '' olarak nitelendiriyorsanız durum değişir tabi. Durun size bilimsel bir örnek vereyim; Hayatımız için oldukça önemli olan demir, aslında evren için nükleer çöpten başka bir şey değildir. Evren ısı değişikliklerine ihtiyaç duyduğu için hidrojen yakar ve ortaya çıkan atıl madde bizleri mutlu eder. Onunla bina inşa eder, hayatımızı kolaylaştıracak birçok şeyde ondan yararlanırız. Evren bizlere estetikten yoksun gökdelenler dikelim diye demir sunmamıştır yani. Umarım şimdiye kadar ne demek istediğimi iyi izah edebilmişimdir. Geldik izah etmediklerime...

Hakan Albayrak diyor ki yazısında; '' Düşmanımızı azaltacağız dedik, daha da arttı. Faizlerin yüksek olmasını sebebini Babacan'da gördüler, faizler hala düşmedi. Erdoğan kibirli olmak bize yakışmaz diyor ama ona buna haddini bil de diyor vs. vs. '' Sağduyuyla yazılmadığı izlenimi verecek kadar alelacele ve basit yazılmış bir yazı. Entelektüel birikimim bana insanları fikirlerinden dolayı değil, derin düşünemedikleri için eleştirmemi öğütlüyor. Bunun için verebileceğim en iyi örnek de Albayrak'ın bugünkü yazısı olurdu galiba. Ben bir ülke yönetsem ve dostumun artmasının yegane şartı kişiliksiz bir yönetim sergilememe bağlı olsaydı, buna şiddetle itiraz ederdim herhalde. Öte yandan neden '' Dost '' denince akla sadece hakim Batı ülkeleri gelsin ki? Bizim gelişimimizin onları olumsuz etkilemediği veyahut çıkarına olduğu birçok ülkeyle dost değil miyiz? Batıda 100 yıl savaşları yapılırken, 30 yıl savaşları, 1. Dünya, 2. Dünya savaşları devam ederken, bir İngiliz de çıkıp '' Dostumuzun sayısını artırmak için menfaatlerimizi öteleyelim '' demiş midir acaba? Peki ya bir Fransız, ülkesini işgal edip topraklarında kukla hükümetler kuran bir ulusun, geriden gelip kendisini geçmesinden memnun kalmış mıdır? Bir Fransız'ın bir Alman'a olan kininin azalması için, ya Almanya'nın berbat halde olması ya da onunla uğraşmakla kendisinin de zarar görmesi lazımdı.Olan biten bu. Ülke dostluğu denilen şey bu kadar kaypak işte.Eminim bunu Hakan Bey de biliyordur. Babacan meselesine gelirse; Suriye krizinin bu kadar çirkinleşmediği, başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin şuursuzca saldırmadığı dönemde Bakanlık yapan birini, bu kadar sorun sırtındayken uğraş veren biriyle kıyaslamak için fazla acele etmiş bence. Geldik sona... Albayrak'ın son eleştirisine yani... Sayın Albayrak, bırak da bu ülkenin Cumhurbaşkanı, her gün kendisine hakareti teşvik eden, öldürülmesi imasında bulunan, mücadele ettiği ne kadar terör örgütü varsa kollayan insanlara '' Haddini bil '' diyebilsin. Benim kibir terazim farklı çalışıyor. Garip gurebanın sofrasına oturan bir lidere kolay kolay kibirli demem. Belki sen dersin ama ben demem. Hele de dünyada başka örneği yokken...

Bana özür diletecek kadar uzun olan bu yazının son sözüne gelirsek; istediğiniz kadar Erdoğan'dan nefret edin ama unutmamanız gereken bir şey var ki, o da, Batının Erdoğan'ı sevmesi için kişiliğinde en ufak bir değişikliğe gitmesi değil, ülkesini eskiden olduğu gibi hedefsiz yönetmesi yeterli. Eskisi gibi kendilerine muhtaçlık hissetmeyen, üstüne bir de darbe önleyebilen birini neden sevsinler ki? Tüm bu kaosun sebebi, en büyük yeteneği seçimle iş başına gelebilmek olan biri mi sahiden? Hakan Alyrak'ın, şekerle çocuk kandıran ebeveyn gibi kolaya kaçmasının sebebi o mu?

  YORUM YAP / YORUM OKU
AYDIN CAN ÇİÇEK DİĞER YAZILARI
Yazarlar Foto Galeri Video Galeri Günün Haberleri

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.




Gündem Spor Dünya Özel Haber Teknoloji Sosyal Medya Ekonomi Eğitim Oyun Magazin Yaşam 3.Sayfa Astroloji Sağlık Medya Analiz Kadın Ramazan Kültür Sanat Ajans Dizi Sinema English