Hür Haber - Türkiye Haberleri

Hür Haber - Türkiye Haberleri

Hür Haber sitesinde son haberler , Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, siyaset, magazin ve spor dünyasından analiz ve özel gazete metinlerine ulaşabilirsiniz

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
Hür Haber - Türkiye Haberleri ANASAYFAGÜNDEMSPORDÜNYAÖZEL HABERTEKNOLOJİSOSYAL MEDYAEKONOMİEĞİTİMOYUNMAGAZİN

Abbas Pirimoğlu

İslamcılık ve dindarlık-3-

İslam'ın manevi/metafizik varlık tarzı, dinin Allah indindeki varlık halidir. Şu husus unutulmamalıdır ki vahiy Peygambere gelinceye kadar tarih-dışıdır. Ne zaman ki Efendimize Cebrail tarafından inzal oldu ve Efendimiz vahyi etrafına tebliğ etmeye başladı, artık olay “anlama” hadisesidir. Hadise, yani zaman ve mekân ile sınırlı beşeri bir çaba. Günümüze kadar sarkan ve devam ederek gelen hadiseler zinciri. İşte tarih-içi oluşan bu zincire “gelenek” adı verilir.

İslam'ın yazılı hali Vahyin inzalinden günümüze kadar gelen anlama çabalarının kâğıda dökülmüş varlık tarzıdır. Fiili varlık tarzı ise İslam'ın zaman ve mekân içerisinde müesseseleşmiş halidir. Burada Müslümanların tarih içerisinde oluşturduğu kültür ve medeniyet birikimi söz konusu olmaktadır. Yeri gelmişken belirtmekte sanırım yararı var, yine Müslümanların zenginliği dâhilinde bulunan Mutezile'nin iddia ettiği gibi Kur'an bir çırpıda akıl ile anlaşılıp ihata edilecek, tüketilebilecek bir kitap değildir. Değildir çünkü evvelemirde mutezilenin iddia ettiği gibi olmuş olsaydı, anlama zemini biter ve ortak akıl ile iş hallolunur, hadiseler zinciri kesilirdi. Çünkü onlar bu iddiaları ile tarih-dışı, işte orada duran, nesnel ortak bir aklın mevcut olduğu iddiasındadırlar. Oysa akıl tarih-dışı değil tarih-içi bir cevherdir. Belki bir “imkân” olarak ortak ve değişmezdir; lakin bu imkân, tıpkı bir bilgisayara atılan format gibi oluşur ve bu oluşması ile birlikte varoluş gereğini yerine getirebilir. Ham haliyle değil. Ayrıca bu oluşma da sabit kalmayıp tarih içerisinde devam eder. Bu bakımdan İslam akıl dini olmaktan ziyade akıl oluşturan bir dindir.

İslam'ın zihni varlık tarzı, Müslüman'ın mevcut zamana göre dini yeniden anlama çabasıdır. Beşeri bir cehd ile “yazılı” ve “fiili” İslam yeniden değerlendirilir. Günün problemlerine göre dinin bazı umdelerine vurgu yapılır. Mesela sömürü ve adaletsizliğin olduğu yerlerde/zamanlarda İslam'da ki sosyal adalet vurgusu öne çıkarılır. Ama bu asla bir sosyalizm demek değildir. Yahut ulusçuluk gibi zararlı akımlar oluşmuşsa İslam'ın din kardeşliği/ümmet emri insanlara hatırlatılır. Müstebit ve zalimler insanları tahakkümü altına almışsa İslam'da ki özgürlük kavramı insanlığa deklare edilir. Lakin bu kesinlikle bir liberal özgürlük değildir. Çünkü İslam tarafından oluşturulan akıl da özgürlük kendisi için bir değer değildir. Özgürlük ancak bir şey için özgürlüktür. Ayrıca sorumluluktan soyutlanmış bir özgürlük anlayışı insanlığın başına gelmiş en büyük felaketlerin müsebbibidir.

İslam'ın zihni varlık tarzının diğer bir fonksiyonu da, zihniyetin oluşturulması meselesidir. Zihniyet oluşur, sahip olunmaz. Daha doğrusu toplum tarafından verilse yani sahip olunsa bile her düşünme faaliyeti ile birlikte kendisini tekrarlar ve yeniden oluşur. Oluşan zihniyete “bilinç” adı verilmektedir. Burada son derece enteresan komplike bir durum vardır. Bizler bilincimiz sayesinde ferdi veya toplumsal olarak “varoluş” sahibi olmayız. Aksine varoluşumuz neticesinde “bilinç” ediniriz. İşte bu bağlamda İslam'ın yazılı ve fiili varoluş tarzları -ki onlar bizlere tevarüs eden ve bize Müslüman kimliğini kazandıran zenginliklerimizdir- zihniyetimizin temel parametrelerini oluşturan etkenlerdir. Bu nedenle geleneğe karşı amansız bir düşmanlık tohumu saçanlar şuurlu olarak günümüz Müslümanlarını bilinçten yoksun kılarak Batılı ideolojiler karşısında savunmasız kalmamızı amaçlamaktadırlar. Toplumsal varoluşumuzun kaynakları kesilince bilincimizde değişmeye başlayacaktır. Kur'an'dan başka bir kaynak tanımayanlar, sünneti ve geleneği devre dışı bırakmak isteyenler haddizatında Batı'nın değerlerinin Kur'an vasıtasıyla benimsenmesini istemektedirler. Batı tarafından oluşturulmuş bir akılla Kur'an vasıtasıyla sosyalizm, kapitalizm hatta laiklik bile şapkadan rahatlıkla çıkarılabilecektir.

İslam'ın zihinsel varlık tarzı, geleneğin içselleştirilesi halidir. İçselleşen değerler ve kurumlar zamana göre yeniden yoğrularak dışsallaştırılacaktır. Dışsallaşma ile toplum kendisini yine kendisi olarak yeniden kuracak ve yeniden yorumlayacaktır. Zamansal ve mekânsal olarak ve yine kendisi olarak!

Şifahi İslam, toplumun kendisini zaman ve mekan boyutlarında yeniden ve kendisi olarak kurmasında insanlar arasında dolaşan bir söylem olarak fonksiyonel bir rol oynayacaktır. Bunun yanında Müslümanların insanlığın karşısına geçip hakkın dile getirilmesi yoluyla “kral çıplak” demenin imkânını bahşedecektir. Mümince yani tahkir etmek için değil hakikati bildirmek için. Tabiî ki kibirlenenlere karşı haddini bildirmek hali müstesna.

İslam'ın sembolik varlık tarzı özellikle günümüzde çok önemlidir. Burhanettin Tatar'ın izahına göre eskiden Yunan'da anlaşma yapan taraflar bir nişan veya göstergenin parçalarını saklar ve karşılaştıklarında onları yan yana getirirlermiş. Böylece anlamlı bir bütünü meydana getirirlermiş. Demek ki sembol diğer taraflarla bir araya gelindiği zaman anlamlı bir bütünün ortaya çıkması halidir.

İslam coğrafyasındaki bütün kavimler, toplumlar, mezhepler, fırkalar, tarikatlar ancak İslam'ın sembol bütünü halinde bir anlam kazanırlar. Onlar yabancı yakalarla-Batı gibi- bir araya gelince anlamlı bütün oluşturduklarını sanıyorlarsa İslam'ın sembolik varlık tarzını reddetmiş olurlar. Yahut dini ulusal bir kültürel varlık haline indirgemiş olurlar.

Burada aksaklık süregelen ne kavimlerin varlığı, ne mezheplerin mevcudiyeti yahut da ne de tarikatların devam etmiş olmasıdır. Sorun bunların yok edilmesi yoluyla halledilebilecek mesele değildir. Aksaklık bütün bunların dinin yerine geçirilmesi yahut dinin sembolik tarzının ihmal edilmiş olmasıdır.

Şunu demenin lüzumsuz olduğu kanaatindeyim İslam ile ilgili bu varlık tarzları birbirinden ayrı ve kopuk varlık alanları olmayıp biri diğerini mevcut kılan varlık tarzlarıdır. Yahut anlamak için kategorize etmek amacıyla ayrı ayrı ele alınmış bir bütünün ayrı ayrı veçheleridir.

Bu bağlamda gelenek üzerinde biraz durup neliği üzerinde üzerin de düşünmenin önemli olacağı kanaatindeyim.

  YORUM YAP / YORUM OKU
ABBAS PİRİMOĞLU DİĞER YAZILARI
Yazarlar Foto Galeri Video Galeri Günün Haberleri

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.




Gündem Spor Dünya Özel Haber Teknoloji Sosyal Medya Ekonomi Eğitim Oyun Magazin Yaşam 3.Sayfa Astroloji Sağlık Medya Analiz Kadın Ramazan Kültür Sanat Ajans Dizi Sinema English