Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de 20 Ocak 1990 günü gerçekleşen katliamı, Marmara İletişim Fakültesi'nde master öğrencisi olan Mahire Ehmedova yazdı:
"Azerbaycan’ın özgürlük mücadelesi benim çocukluğuma denk geldi. Küçükken kan, savaş ve ölüm kavramıyla tanıştım. Önce Ermenistan’la Azerbaycan sınırında 2 Azerbaycanlı öldürüldü, kan döküldü dediler, insan kanının akıtılabilmesi gerçeği ile tanıştım.
Ailem Bakü’de yaşasa da her yaz tatil için gittiğimiz, akrabalarımızın çoğunun yaşadığı Ermenistan sınırları içerisindeki köyümüze gidemeyeceğimizi ve savaşın başladığını söylediler, savaşla tanıştım. Daha sonra dedemin Ermeniler tarafından öldürüldüğü söylendi, ölüm olgusuyla tanıştım, kendisiyle beraber getirdiği boşluğun sızısını yaşadım, soğukluğunu hissettim. …
1990 senesinin 20 Ocak sabahında uykudan uyandığımda yer gök ağlıyordu, ben katliam kavramıyla tanıştım. O gece Azerbaycan’da yapılan katliamdan sonra ölüm haberlerine ne tür tepki vereceğimi şaşırmıştım, çocuktum daha. Yine de ölüm haberlerine, bundan dolayı içine düştüğüm boşluğa alışmıştım sanırım, sanki böyle olması gerekiyordu. Rus “ağabeylerimizin” gönderdiği Kızıl Ordu tarafından özgürlüğü için meydanlara çıkan halkımız katledildi. Bir gecede yüzlerce insanın hayatına son verildi ve ben katliamın ne olduğunu kitaplardan ve sinemadan değil, yaşayarak öğrendim. O zaman çocuk aklımla o geceki faciadan daha beter vahşet olamaz diye düşünmüştüm.
Ama yanılmışım, hem de çok. 20 Ocak olaylarından daha beteri, daha dehşetlisi tam iki sene sonra 26 Şubat 1992 yılında Hocalı’da yaşandı. Bir anlık insanlığın öldüğünü düşündüm. Öfkeliydim. Bir şey yapamadığım için öfkeliydim. Sadece katliam görüntülerini televizyondan seyretmekle yetindiğim için öfkeliydim. Ermenistan’da ermeniler tarafından katledilen 90 yaşındaki dedemin intikamını alamadığım için de, 20 Ocak’ta sokaklarda katledilen insanlar için de öfkeliydim…
Ama Hocalı başka bir şeydi. Vahşet desem hafif kalır, insanlık dışı desem en yırtıcı hayvanlar bile bunu yapmazdı, katliam desem, katletmenin bile yolu yorganı vardır. Neydi bu? İsim veremiyordum. Soykırım dedikleri bu olsa gerek. Çoluk çocuk, yaşlı, genç, kadın, erkek demeden öldürülmüş, bununla da yetinmeyip cansız bedenleri ile alay edilmiş, sağ veya yaralı olarak yakaladıklarına akıl ve mantık dışı işkenceler edilmişti. Akli dengesi yerinde olan normal insanın yapamayacağı türden işkenceler yapılmıştı. O gece Hocalılarla beraber insanlık da ölmüştü…
Çingiz Mustafayev’in gözyaşlarını tutamadan kaydettiği video görüntüler televizyonda yayınlanırken sunucu: “Lütfen çocukları televizyonların önünden uzaklaştırın” diye uyarıyordu. Yayınlanan görüntüler izlenebilir olanlardı, izlenmesi zor olan görüntülerin vahametini tahmin etmek bile istemiyordum. Çünkü o görüntülerden sonra günlerce rüyalarımda kâbus gördüm. Yıllar geçse de internette yayınlanan görüntüleri izlemek hala cesaret ister. Her seferinde bu görüntüleri yarıya kadar izleyebiliyorum ancak.
İnsanlığın öldüğü o gece 613 vatandaşımız katledildi. Yapılan otopside insanların çoğunun özel işkencelerle öldürüldüğü ortaya çıktı. Şöyle ki, 20 kişinin başı kesilmiş, 151 kişinin kurşundan, 11 kişinin ise sopalar veya sert cisimlerle dövülerek öldürüldüğü anlaşıldı. Ayrıca ölenlerden 3-nün donarak, 33-nün ise özel işkencelerle, örneğin, kafa derilerinin soyularak, kadınların göğüslerinin, burun ve kulaklarının, erkeklerinse cinsel organlarının kesilerek, gözleri ve tırnakları çıkarılarak öldürüldüğü tespit edilmiştir.
Anne karnındaki bebeklere bile acımamışlardı. Ayrıca 31 cesette hem kurşun yarası, hem de işkence izlerine rastlanmıştır. 13 cesedin yakılarak öldürüldüğü, 10-un ise üzerinden ağır zırhlıların geçmesi sonucu hayatını kaybettiği anlaşılmıştır. Hocalı’lı esirlerden geri dönenlerin bazıları intihar etmiş, bazıları ise ciddi psikolojik sorunlar yaşamaktadırlar.
Şehitlerden 83’ü çocuktu. Yaşasalardı kim bilir bugün hangi makamda olacaklardı. Kim bilir ne hayalleri vardı. Silah sesleri ile uyandıkları o karlı kış gecesinde nasıl korkmuşlardı kim bilir. Belki bazıları uyku sersemliği ile daha ne olduğunu anlamadan kurşuna hedef olmuştu. Bugün Bakü’nün Şehitliği’nde iki kardeşin mezarı var. Üzerinde Hocalı şehitleri yazıyor. Çünkü kimlikleri tespit edilemedi. İsimleri belli değil. Biri yaklaşık 5, diğeri 3 veya 4 yaşlarındaymış. Kimlikleri tespit edilemediğine göre kimseleri kalmamış demektir. Yoksa bir arayan soran olurdu.
Ben bu gerçeklerle büyüdüm, okulu bitirdim, üniversite okudum, anne oldum, hayallerimi gerçekleştirdim. Ama insanlığın öldüğü o gece hayalleri yarım kalan çocukları unutmadım. Onlar ölmediler. Onların her biri benim gibi çocukların içinde öfkeye dönüşüp bizimle beraber büyüdüler ve bugün onlara ve ailelerine karşı yapılan vahşetin cezasız kalmamasını talep ediyorlar dünyadan. Hocalıda yaşanan bir soykırımdı! Bu bir gerçek! Dünya, bu gerçeği gör ve duy artık! Gör ve duy ki, bir daha Hocalı tekrarlanmasın!"
Mahire Ehmedova
Marmara İletişim Fakültesi