Günün haberleri   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle  Üye Ol    Şifremi Unuttum
 
 17 Mayıs 2012 Perşembe
DOLAR
1,7880
EURO
2,3110
IMKB
58,520
ALTIN
91,0353
Hava Durumu
ISTANBUL 
25 / 18
 
 
 
 
'TÜSİAD'da silah komisyoncuları var'
 TÜSİAD da silah komisyoncuları var
 
Ekonomist Süleyman Yaşar’ın yeni çıkan Derin Ekonomi adlı kitabı, küresel krizle birlikte son birkaç yılda Türkiye’de yaşanan ekonomik gelişmelerle ilgili önemli tahliller ve tespitler içeriyor
 
7 Eylül 2010 - 17:11

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ekonomist Süleyman Yaşar, yeni çıkan “Derin Ekonomi - Cumhuriyetin Finansal Şifreleri” adlı kitabını Taraf Gazetesi'ne anlattı.

Yazılarında da sık sık dile getirdiği üzere, Yaşar, kitabında kriz lobisi adını verdiği bir kesim işadamının krizde Türkiye’de büyük gürültü çıkartarak, medyayı da kullanarak hükümeti IMF ile anlaşma yapmaya zorladığını ve anlaşma olmaması halinde Türkiye’nin batacağını söylediklerini anlatıyor. Yaşar, geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan ile TÜSİAD arasında yine polemik konusu olan İstanbul ve Anadolu sermayesi ayrımına yönelik değerlendirmeler de yapıyor.

İşte Süleyman Yaşar'ın Taraf Gazetesi'ne verdiği önemli röportaj

Vesayet rejiminin devamını istiyorlar

Kriz lobisi diye tabir ettiğiniz ve ağırlıklı İstanbul sermayesinin oluşturduğu işadamı grubunun kriz dönemindeki talep ve tavırlarını bu kitapta ele aldınız. Kimdir bu kriz lobisi ve ne istiyorlardı?

2008’in sonlarına doğru ABD’de Lehman Brothers’ın batması Türkiye’de kriz lobisini ortaya çıkardı. Türkiye’de olmayan krizi, sanki burada olmuş gibi yansıttılar. Mutlaka IMF’den 35 milyar dolar almamız lazım dediler. Türkiye, kriz lobisinin sözüne uyup bu 35 milyar doları alsaydı, ekonomi yine küçülecekti, üstelik bir de devletin üzerine 35 milyar dolarlık borç yükü binecekti. Statükocu sermayenin niyeti kamu üzerinden bu kaynakları kullanıp borcu halkın üzerine yıkmaktı. Ama daha sonraki süreçte açıklanan şirket kârları, bize mali krizin etkisinin olmadığını gösterdi. Kriz lobisi dış borçlarını çok rahat ödedi, işçi çıkarmalar bir tuzaktı ve sosyal kaos yaratmaya yönelikti. 35 milyar doları hükümet alsın diyenler de gidip rahatlıkla dış piyasalardan bu paraları alabilirdi. Bugün bu işçi çıkarmaların ekonomik temeli olmadığını görüyoruz. Bunlar, IMF vesayeti ile bütçe vesayetini hükümetin elinden almak, siyasi vesayeti de askere ve yargıya bırakma niyetindeydi. Darbe planlarında ekonomik kaos çıkartma tezi dile getirilmişti. Bu da, kriz lobisinin kimlerle işbirliği içinde olduğunu gösteriyor. Hem krizi Türkiye’de çıkmış gibi gösterip, AKP’yi iktidardan uzaklaştırmak hem de kamu kaynaklarını kendilerine aktarmak istiyorlardı. Merkez Bankası Başkanı atamasında bile bu durum ortaya çıktı.

İstanbul sermayesinin yeni Anayasa değişikliklerine hayır demesi de, vesayet rejiminin devamını sağlamak. Bütçe rantlarını IMF vesayeti ile kendilerine yönetiyorlardı. Örneğin, Başbakan Erdoğan “Türk Ticaret Kanunu’nu niye desteklemediniz” diye sordu TÜSİAD’a ses çıkarmadılar. Referandum aşamasında TÜSİAD’ın tarafsız kalması üstü kapalı hayır anlamına gelir.

Başbakan Erdoğan, bir konuşmasında “Anadolu sermayesini daha samimi buluyorum” deyince, TÜSİAD hemen buna cevap verdi. Anadolu sermayesi ile TÜSİAD arasındaki en belirgin farklar nedir sizce?

Anadolu sermayesi rantlardan faydalanan bir sermaye grubu değil. Bu krizde kendi ayakları üzerinde durma ve kendi özsermayesi ile üretim ve ihracat yapma başarısı gösterdi. Ne devletten borç aldılar ne de IMF’den borç almak istediler, yeter ki devlet bize gölge etmesin, yargı önümüzü kesmesin dediler. İstanbul sermayesi ise mevcut durumunu korumak için vesayetin devam etmesini, rantların kendisine aktarılmasını talep ediyor. Anadolu’dan çeşitli sektörlerden şirketler ilk 500 şirket arasına girmeye başladı, Anadolu’nun sermaye gücü ve yeni zenginleri, İstanbul burjuvazisine tam anlamıyla alternatif oldu. TÜSİAD ise değişimi kabullenip yeni zenginleri içine alacağına onları dışladı. Son dönemde bunun yanlış bir tavır olduğunu anladılar ve yeni yeni Anadolu’dan işadamlarını yönetime almaya başladılar. Abdülkadir Konukoğlu, “10 yıl önce beni TÜSİAD’a almadılar, şimdi de ben gitmiyorum” diyor. TÜSİAD, “İş etiğine bakarak üye alıyoruz” diyor. Bu tez yanlış. Anadolu’dan bazı işadamlarını yanlarına aldılar ama bu sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor.


Yeni Anadolu zenginleri kimler?
Anadolu sermayesinin rekabetçiliği ve dışarı açılma durumu onları tehdit ediyor. Bizim şirketleri satın alırlar mı, servetlerimize göz dikerler mi diye endişeleniyorlar. Yeni zenginlerin başörtülü kızlarının okumasını, yeni zenginlerin jeeplere binmesini hazmedemiyorlar. Bu ayrım ortadan kalkmadı, uzun bir müddet de kalkacağını sanmıyorum. İstanbul sermayesi, devletin onlara sermaye vermesiyle, ürettikleri mallarını satın almasıyla büyüdü, Anadolu sermayesi ise alın teriyle büyüyor.

Hegamonik yapılarını kaybedecekleri için İstanbul sermayesinde bir korku var. Anadolu’daki değişimi de, bu gücü kaybedecekleri için istemiyorlar. Yoksa hiçbir işadamı demokratikleşmeye karşı çıkamaz. Vergi borcu olan işadamının yurtdışına çıkabilmesi, yargı kararlarının yatırımları engellememesi, fişlenmenin ortadan kalkması gibi maddeleri desteklemeleri gerekirken, bunların değişmesini istemiyorlar. Vergi sorunu olan bir işadamı önce gidip Genelkurmay Başkanı ile görüşüyor ondan sonra ilgili kuruma gidiyor. Bu en güzel örnek.


TÜSİAD’da bürokrasi hiyerarşisi var
TÜSİAD’daki tüm bu olumsuzlukları neye bağlıyorsunuz, gelişmelere ayak uyduramıyor mu? Krizi nasıl karşılamalıydı?

TÜSİAD’da bir hiyerarşi var servetin büyüklüğüne göre. Diğerleri ona biat etmek zorunda, ona tabiler. Asker ve bürokrat hiyerarşisi orada da var. TÜSİAD’ın bu hale gelmesi, üst yönetimin çıkar ve kaygılarından kaynaklanıyor. Silah komisyonculuğu yapanlar var TÜSİAD başkanlığı yapmış kişiler arasında. Onlar, Güneydoğu’daki savaşın bitmesini ister mi? TÜSİAD, kriz döneminde Merkez Bankası’nın sıcak para çekmeye yönelik yüksek faiz politikasını destekledi, büyük tutarda cari açığın oluşmasına katkıda bulundu. Oysa TÜSİAD, Merkez Bankası’nı yüksek faiz politikasından vazgeçirebilirdi. Türkiye, uyguladığı istikrar programının sağlamlaştırdığı bir ekonomiyle krizi karşıladığı için dış şoklara dayanıklı bir bünyeye sahip oldu. Ekonomide tek kırılganlık kendini cari açıkta gösterdi. Yüksek cari açık, dövizle borçlanan özel şirketlerden kaynaklandı. Bazı şirketler bize bir şey olmaz diyerek risk analizi yapmadan borçlandı. Sorumsuzca davranan şirketler, hükümetten kurtarma planı istedi. Amaçları, yükselen kur farklarını ve ödemek istemedikleri borçlarını devlete ödetmekti. Gerekçeleri de şuydu: Biz batarsak, çok kişi işsiz kalır. Hükümete ve kamuoyuna baskı yapıp, IMF’den alınan kredinin kendilerine verilmesini istiyorlardı. TÜSİAD’ın Anayasa referandumuna tarafsız kalması, statükocu, tutucu tavrı halkın gözünde TÜSİAD’ı yıprattı. Kendisini yenilemesi lazım.

AB sürecine tam destek veren TÜSİAD, bu duruşuyla bu konuda da çelişmiş mi oldu?

TÜSİAD, Türkiye’nin sivilleşmesi için ulusalcı ve milliyetçi çevrelerden gelen tüm eleştirileri göğüsleyerek cesur demokratikleşme raporları hazırlattı. Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girmesi için tam destek verdi, hükümetin AB sürecinde ilerlemesi için hep baskı yaptı. Ama Anayasa değişikliğine karşı takındıkları tutum, AB’yi de istemedikleri anlamına geliyor. AB’yi yargı, asker, MHP, CHP istemiyor. Oysa, AB’nin İlerleme Raporları’nda bu Anayasa değişikliklerinin yapılması isteniyor.

Hükümete ‘git borç al’ demek zafiyettir Kitapta IMF anlaşmaları ahlaki zafiyet yaratıyor demişsiniz, ne demek bu?

1961’den bu yana IMF ile 19 tane stand-by anlaşması yapılmış. Hem kamu hem de özel sektör parayı kuralsız bir şekilde kullanıyor. IMF’den kredi alınsaydı ve bu para kriz lobisine dağıtılsaydı, kurtarılan şirketler yine parayı israf eder ve ileride kurtarılmak üzere yine karşımıza çıkardı. IMF anlaşması yapılsaydı, durumumuz ahlaki yönden de kötüleşecekti. Çünkü, IMF yardımı, Türkiye’yi yönetenler üzerinde ahlaki zafiyet yaratıyor. Nasıl olsa IMF var denerek, ekonomi yönetimine gereken özen gösterilmiyor, şirketler riskleri dikkate almadan borçlanıyor. Zaten hükümete git borç al demek de, bir ahlaki zafiyetin sonucu. Disiplinsiz çalışmaya zorluyor. IMF anlaşması yapılmadı ve Türkiye batmadı, borçlar da rahatça ödeniyor. Borçların bir kısmı back-to-back krediler, özel sektör kredileri off shore ülkelerden almış. Geçmişte alınan borçlar içi boşaltılan bankalara dağıtıldı, bu borçları vatandaş vergileriyle ödemeye devam ediyor. IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn bile Türkiye’nin IMF yardımına ihtiyacı olmadığını bizzat kendisi Türklere anlatmak zorunda kaldı. Kahn, Türkiye’nin IMF’ye ihtiyacı olmadığını söyleyerek, TÜSİAD’ın felaket senaryolarını da geçersiz kıldı.

Askercilerle IMF’cilerin zihniyeti aynı Geçmişten bu yana bu süreçler hep böyle mi yaşandı, bu kriz lobisi hep var mıydı?

Kriz lobisi Türkiye’de hep vardı, şirketleri hep batık ama kendileri hep zengin. Bunlar siyasi istikrarın elini kolunu bağlayacaktı, bütçe kaynakları da bunlara aktarılacaktı. Askerciler ve IMF’ciler aynı şeyi söylüyor, seçimle gelen iktidarları iki grup da istemiyor. Asker, seçimle gelen Türkiye’yi yönetemez diyor, IMF’ciler de seçimle gelen ekonomiyi yönetemez diyor. Bu, statükocuların işidir. IMF hiçbir programında silaha bu kadar para harcamayın demiyor, hep emekliden, sağlıktan, eğitimden kesin diyor. IMF ile anlaşma yapılsın diyenlerin içinde rant kollayıcıların yanı sıra Ergenekon zihniyeti ile uyuşan bazı çevreler de var. Bu Ergenekoncu zihniyet, hükümetin bütçeyi yönetmesini engelleyerek yaşanacak bir krizde tökezlemesini istiyordu. Türkiye’de yüksek oranda halkoyu ile gelen iktidara gelen partiler, askerleri ve zenginleri korkutur. IMF tartışmaları, rejim tartışmalarıyla birlikte yapıldı, IMF bir koz olarak sahaya sürüldü.

TOBB olup bitenlerin neresinde duruyor?

TOBB, tüm bu kriz döneminde kötü bir sınav verdi. Kredi Garanti Fonu’nun devreye sokmakta çok geç kaldı. Kamu harcamasında şikayet ediyordu ama üyelerine kredi garantisi vermek için Hazine’nin 1 milyar lirasını almaktan çekinmiyordu. TOBB, bireysel girişimcinin karşısında kamu gücünü arkasına almış, başkanının resmi plakalı araçla dolaştığı bir KİT’e dönüşüyor. Üye aidatları, günlük evrak işlemleri, gümrük kapılarını modernize edip işletmesiyle ortaya çıkan bu ekonomik büyüklük beraberinde siyasi bir güce dönüşüyor. Bir sivil toplum kuruluşundan çok siyasi amaçlı bir hareket gibi davranıyor. Ellerindeki ekonomik imkanlarla seçilmiş hükümetlerle siyasi bir parti gibi mücadeleye giriyor. Bu üye aidatları nereye gidiyor? Bu güç denetlenmeyince, kontrolsüz bir güç oluyor. TOBB, krizde hükümete hiç yardımcı olmadı, üyelerine karşı sorumluluklarını da yerine getirmedi. TOBB’un kurduğu TEPAV adlı vakıf, yaptığı açıklamalarda hep olumsuz mesajlar verdi, görüşleri ekonominin batacağı yönündeydi. Başbakan’ın “Her TOBB üyesi bir işçi alsın” sözünü de tehdit unsuru olarak kullandılar. Şirketler çok yüksek karlar açıklıyor, nedeni ne olursa olsun TOBB’un tutumuyla bu tutarsız... (Taraf)

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 1   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz.
Misafir
08 Eylül 2010 Çarşamba 11:28
Berteraf edebilmek için önce medya tarafından TÜSİAD ın gözden düşürülmesi gereklidir. Sayın ekonomist, başbakan sinyal verene kadar nerde idin? Neden suçu bildiğin halde sakladın?
Katılıyorum  Katılmıyorum  
Puan verilmemiş
  Bu kategorideki diğer haberler


'Bono'dan iyi başbakan olur'

Beşinci Bölgedeki Kadın

Gece Yarısı Öpücüğü
»  Yalnızlık Şarkısı
»  Aşkı Erteleme
»  Blair: Yatakta hayvan gibiydim
»  Fuar alanında korsan kitap
»  Diğer Şeyler Üzerine
»  12 Eylül
»  Gece Yarısı Öpücüğü
»  Ofis Faresinin Piyano Hikayesi
»  Benim Adım... Charles Chaplin
»  Cadı Ölüsü
»  Yalnızlık Şarkısı
»  Şanghay Kızları
»  Korsan 'Haliç’te Yaşayan Simonlar' çıktı!
»  Öyle derin ki gözlerin, her şeyi unuttum içlerinde
»  Orhan Pamuk hızlı başladı
»  İşte dünyanın en çok kazanan yazarları
»  İşte çok kazananlar
»  Orhan Pamuk'dan bir değil, iki kitapla geliyor…
»  "Bill seks konusunda 18'lik delikanlı gibi"
»  Hafta sonu ne okuyalım
»  Gözyaşı Serinliğinde
 
Alper Görmüş'ten darbecilere mesaj var
Nokta'da yayınladığı darbe günlüklerinin çok daha geniş halini yayınladığı İmaj ve Hakikat kitabı piyasaya çıkan Alper Görmüş Hür Soru Hür Cevap'ta...

04.05.2012  1535 okunma
Anneler hiç bu kadar 'tatlı' hediye görmedi!
Bu hafta Queen's Mutfak Firması'nın kurucularından Aylin Tümer'i ziyaret ettik.

11.05.2012  3 yorum  834 okunma
      Servan ALTIKANAT
      Siyaset
      Mustafa Lütfi KIYICI
      Siyaset
      Hale Özgür KIYICI
      Siyaset
      Necef UĞURLU
      Yaşam
      Z.Füsun KÜMET
      Eğitim
      M. Fatih Gediman
      Siyaset
      Azra Nurten Cevizci
      Siyaset
Koç 21 Mart - 20 Nisan
KOÇ: Yöneticilerinizle, babanızla, eşinizle ilişkinizde hala dikkatli olmalı ve yıkıcı davranışlar yerine değişmeyi, ...
 
  
  Liseli iki kuzen 16 gündür kayıp
Okul gezisine katılacaklarını söyleyerek evden ayrılan amca çocuğu ...
  Kayıp aile toprağa gömülmüş
GAZİANTEP'te geçen 3 Mart'ta kaybolan 45 yaşındaki Emine Düzkaya, ...
Sizce Aziz Yıldırım suçlu mu?
 
RSS

Add to Google
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz. Tasarım & Programlama