30 Ağustos 2014 Cumartesi | Günün Haberleri | Giriş Sayfa Yap | Künye | Reklam
Kılıçdaroğlu'na 'altıokları anlat' tepkisi
Cumhurbaşkanı Erdoğan Yemen türküsünü söyledi
DDKD'nin önemli ismi Ömer Çetin vefat etti
Fenerbahçe'den Volkan açıklaması
Mersin İdman Yurdu-Beşiktaş canlı anlatım
Aydın Doğan 30 Ağustos resepsiyonuna katıldı
Genelkurmay Başkanı Özel'den ilginç açıklamalar!
Demet Akalın Köşk'teki resepsiyona katıldı
Yasemin Allen: Kendimi seksi bulmuyorum
Hürhaber Logo
SİYASET     SPOR     DÜNYA     MEDYA     EKONOMİ     OYUN     SOSYAL MEDYA     MAGAZİN     SAĞLIK     TEKNOLOJİ     SEÇİM     TÜMÜ

Cevdet Akbay: Barış hedefte! Ecevit bile bundan gitti

Cevdet Akbay röportajı son bölümü

20.02.2014 00:21



HÜR HABER / HABER MERKEZİ
M. FATİH GEDİMAN

Prof. Dr. Cevdet Akbay ile yaptığımız ve ilk iki bölümü büyük yankı uyandıran röportajın üçüncü ve son bölümünde operasyonlara Hükümetin bakışı, operasyonlarla ilgili öne çıkan gazetecileri ve görevlerini konuştuk.

SORU: Erdoğan’ın istiklal mücadelesi çıkışına nasıl bakıyorsunuz?

İSTİKLAL MÜCADELESİ OLDUĞU CEMAAT KAZANSAYDI GÖRÜLÜRDÜ

Başbakan Erdoğan’ın “istiklal mücadelesi” olarak görmesi meselenin ciddiyetini gösteriyor aslında. Demek Başbakan, Cemaat üzerinden uluslararası mihrakların Türkiye’nin istiklaline el attığına inanıyor. Demek, Türkiye’nin istiklali elinden alınarak istikbalinin karartılmaya çalışıldığını görüyor. Katılıyorum. Daha önce Neoconlardan bahsettim. Yarısı ulusal ve uluslararası güç odaklarının baskısında gecen bir senelik iktidarda Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomi alanında en büyük başarılarına imza atan, denk bütçe gerçekleştiren, memurlara en çok maaş artırımı yapan, ziraatçılar basta olmak üzere toplumun katmanlarına çok destek veren Refah-Yol’u yıkmak için bizzat devreye giren ve içimizdeki kuklalarıyla yıkan Neoconlar… Refah-Yol’un yıkılmasından sonra devlet nasıl neredeyse tamamen baronların, baronların arkasındaki Neoconların, ve Neoconların arkasındaki asil güç olan İsrail’in güdümüne geçtiyse; Cemaat bugünkü mücadeleyi kazandığı takdirde, birkaç senedir istiklalini kazanmış olan memleket, istiklalimiz tekrar aynı güçlerin kontrolüne geçecektir. Başbakan Erdoğan haksız değil.

FİDAN’I ALSALARDI?..

Biraz önce de dediğim gibi, perde önünde Cemaat görünse de, Cemaat’i tetikçi olarak kullanan uluslararası güçlerdir, özellikle Neoconlar ve onların patron İsrail’dir. Elinin altındaki istihbarat imkanlarıyla bizden daha çok şey bilen Erdoğan, bunu görüyor. Eminim ki bizim bilmediğimiz daha dehşet şeyleri de biliyor. Mesela, 7 Şubat Operasyonu’na gidelim. Cemaat, açıktan diş gösteremediği için gizli olarak gerçekleştirdiği, farklı bahanelere sığınarak yaptığı bir operasyondu. Hedef Başbakan Erdoğan’dı; kendisi söyledi. Çok sinsi bir operasyondu. Gerçekleşmesi halinde bir tasla kus katliamı yapılacaktı. MIT Müsteşarı Hakan Fidan, ifade vermeye gitseydi, orada tutuklanıp hapse konacaktı. Başı tutuklanan bir MİT’in dünyadaki itibarını düşünün. Bu, Erdoğan’ın kolunu kanadını kırmakla eşdeğer bir adım olacaktı. En çok güvendiği, "Sır küpüm, devletin sır küpü" dediği Fidan’ı bir çeteye kaptırmanın Erdoğan’ın gücüne, karizmasına, itibarına vuracağı darbeyi hayal edebiliyor musunuz? Erdoğan beyaz bayrak çekmeyecekti muhakkak, ama toparlanması zaman alacaktı. Hatta, o daha toparlanamadan Cemaat yeni hamleler yapacak, devreye sokacağı şantaj malzemeleriyle hükümetin içini boşaltacak, belki hükümeti istifaya zorlayacaktı. 28 Şubat döneminde yaptılar bunu. O dönemin tetikçileri askerler olduğu için, Genelkurmay Karargahı’na çağrılan DYP’liler ceplerinde istifa mektuplarıyla çıktılar; Refah-Yol’un için boşaldı, öyle yıkıldı. Yıkılanın yerine, DYP’den kopanların oluşturduğu yapay partinin de ortağı olduğu bir koalisyon hükümeti kuruldu.

BARIŞ SÜRECİ DE GİDECEKTİ

Erdoğan sarsıldığı an, 17 Aralık darbe girişiminin tetikçisi Cemaat bundan yararlanacak, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’na veya Zaman Gazetesi’ne çağrılanlar, çıkışta istifa mektuplarıyla çıkacaklardı. 28 Şubat’a benzer, AK Parti’den kopanları da ihtiva eden bir koalisyon hükümeti kurulacaktı. Hükümet güçlü olduğu halde 10’a yakın kişi istifa ettirebildiler, güçsüz bir hükümetten daha fazla kopartacaklardı şüphesiz. MİT’in başına da Cemaat’e yakın ve uluslararası istihbaratın, özellikle MOSSAD’ın güdümünde birisi getirilecekti. Başbakan Erdoğan’ın direktifiyle MİT’in yürüttüğü Barış Süreci de sekteye uğrayacak, memleketi yeni terör alevi kasıp kavuracaktı.

ECEVİT’İ GÖTÜREN BİLE BARIŞ ÇABASIDIR

Barış Sureci, tahminimizin de ötesinde birçok devleti ve içimizdeki birçok karanlık mihrakı rahatsız ediyor. Rahmetli Özal, bugünküne benzer bir barış süreci başlatmak istediği için ortadan kaldırıldı. Rahmetli Erbakan da meseleyi oturup konuşarak halletme taraftarıydı, fırsat vermediler; hem hükümetini yıktılar, hem de siyaseten öldürdüler. Belki şaşıracaksınız ama, Ecevit’i, partisini parçalayarak, hasta edip raporla tasfiye etmek istemelerinin bir sebebi, onun MİT’çi Emre Taner’i Öcalan’a görüştürmeye göndermesi; yani terörü olması gerektiği gibi bitirme isteğiydi. Bir Başbakan’ı zehirleyerek öldüren, ikisini tasfiye eden bir kirli yapı, Barış Süreci’ni belirli bir seviyeye getiren Başbakan Erdoğan’ı rahat bırakır mı? Barış Süreci’nde Erdoğan’ın sağ kolu olan Hakan Fidan’ı rahat bırakır mi? Terör meselesi hallolmadan memleketin şahlanması mümkün olmaz, bunu dost da düşman da biliyor. Ne zaman şahlansa, ne zaman iyi şeyler olsa, terörü kullanarak, dizine dizine, kafasına vurarak çömelttiler memleketi. Memlekete diz çöktürecek bir araç onların elinden alınmış oluyor Barış Süreci ile. Barış Süreci’nden önce PKK’ye yaptırılan “memleketin gelişimine engel olma, memlekete diz çöktürme” işini simdi Cemaat’e yaptırıyorlar. Zaten Cemaat de hiçbir zaman Barış Süreci’ni içine sindiremedi, o görevi seve seve yapıyor.

Cemaat’in Barış Süreci’ni sekteye uğratma işini seve seve yapmanın yanında emirle yaptığına dair iddialar, bilgiler, bulgular da var. Tarihin akışına bir bakalım. Hakan Fidan, 25 Mayıs 2010 tarihinde MİT Müsteşarı görevine atandıktan kısa bir süre sonra İsrail Savunma Bakanlığı ve MOSSAD’ın rahatsızlığı Haaretz gazetesine sızdı (7 Temmuz 2010). İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Temmuz 25’te (2010) kapalı kapılar ardında yaptığı açıklamada Fidan’dan “İran dostu” ve “güvenilmez biri” olarak bahsetmiş, İsrail Ordu Radyo’su aracılığıyla yaptığı açıklamada Türkiye’yle paylaştıkları istihbari bilgilerin İran’a aktarılabileceğini söylemişti.

CEMAATİN MİT’İ HEDEF KOYMASININ MOSSAD ZAMANLAMASI

İsrail cephesindeki bu bilgiler Türkiye kamuoyu tarafından bilinenler. Bilinmeyen ise, Ehud Barak ve MOSSAD’dan önce, MOSSAD’a yakınlıklarıyla bilinen ABD’deki Neoconcuların çok önceden Fidan’ı hedef almaya başlamalarıdır. Mesela, Ehud Barak’tan yaklaşık bir ay önce (Fidan’ın atanmasından sadece üç hafta sonra), 18 Haziran 2010’da, MOSSAD için çalıştığı iddia edilen Neoconlardan Michael Rubin, kendisi gibi Neocon olan Frank Gaffney’nin güdümündeki düşünce kuruluşu Center For Security’de yaptığı bir konuşmada Fidan’ı “AK Parti ve İran yandaşı” olarak, MİT’i de “terrör sempatizanı ve güvenilmez Pakistan İstihbarati’na benzeme yolunda” sözleriyle hedef aldı. Rubin, Paris Cinayeti’yle ilgili yazdığı 11 Ocak 2013 tarihli yazısında, cinayetin sorumlularından biri olarak Türkiye’yi işaret etmekle aslında “terörü destekleyen istihbarat örgütü” olarak lanse etmeye çabaladığı MİT’i hedef gösteriyordu.

Emre Uslu ve benzeri kendini gizlemeye çalışan Cemaat mensuplarının MİT’İ El Kaide destekçisi gibi göstermesi, Hakan Fidan’i Iran ajanı olarak sunmaya başlaması, MOSSAD’in Fidan’ı hedef almasından sonraya denk gelir. Adeta MOSSAD’in direktifiyle harekete geçtiler. 2013’un Kasım ayında Cemaat’in Today’s Zaman gazetesinde İngilizce olarak kaleme aldığı bir makalesindeki “hükümetin İsraille olan sorunlu ilişkileri Gülen hareketi içindeki hoşnutsuzluğun kaynaklarından biri. Türkiye'nin İsraille çatışma içinde olmaması gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü Gülen hareketi İsrail ile olan çatışmanın Türkiye'yi Batı'dan uzaklaştırdığını ve ülkeyi İran, Rusya ve Ortadoğu'ya yakınlaştırdığını düşünüyor” ifadeler, Cemaat’in İsrail çıkarları için hareket ettiğini gösteriyor. Cemaat içinden güçlü bir ses çıkıp Uslu’nun bu iddiasını yalanlamadı şimdiye kadar, en azından benim haberim yok. Uslu’nun Neoconlarla irtibatı biliniyor, dolayısıyla Cemaat’in İsrail için çalıştığına dair ifadeleri, Neoconlarin hedefindeki Erdoğan’a saldırması, Neoconlarin yıkmak için ta kurulusundan çalıştıkları AK Parti’ye saldırması şaşırtmıyor, şaşırtmamalıdır.

HAYAL EDEMEDİKLERİMİZ OLUYOR

Tabi insan soramadan edemiyor, Cemaat, memlekete bu kadar hizmet etmiş olan, etmeye devam eden hükümeti neden hedef alıyor? Erdoğan’a olan garazı çok eskilere, en az 1990’larin başına kadar gidiyor, demin söyledim. Ayni kin neden devam ettiriliyor? AK Parti’nin kurulusundan günümüze olan bütün gelişmeleri sıralamak mümkün değil. Öyle çok güzel gelişme var ki. Memleket birçok alanda gelişti, çağ atladı. Bugün bulunduğumuz konumu 10 sene önce hayal bile edemezdik. Bundan 15 sene önce “Kurdce albüm çıkaracağım” dediği için Ahmet Kaya’yı yurtdışına kaçmak zorunda bıraktılar, kirli manşetlerinde “Vah şerefsiz” hakaretleri yaptılar. Memleketine hasret içinde yurt dışında vefat etti. Doğu ve Güneydoğu’da beyaz toroslarla evlerinden alınan insanların kemiklerine bile ulaşılmazdı. 17 binden fazla faili meçhul cinayetlerin olduğu bir dönemden bu döneme gelindi. İyileşmelerin birçoğu AK Parti döneminde gerçekleşti. Ekonomi alanında hakeza. Gecen arabayla isten eve dönerken NPR radyosunda konuşan biri, gelişmekte olan ekonomileri sayarken Türkiye’yi de saydı. İlk defa bir Amerikan radyosundan bunu duymak beni hayli sevindirdi, heyecanlandırdı. İnsansız hava aracı Türkiye’de yapılıp dünyaya pazarlanıyor; tanklar, helikopterler yapılıyor. Bilim ve teknolojide mükemmel gelişmeler oluyor. 10 Sene önce hayal bile edemediğimiz çok güzel şeyler oluyor bugün. 10 sene sonra da bugün hayal edemediğimiz güzel şeyler olacak.

Cemaat’in bugün ahmakçasına yaptığı, memleketin istiklalini tehlikeye sokuyor, bilerek veya bilmeyerek memleketin istikbalini karartmaya gayret ediyor. Zorla veya gönüllü olarak fark etmez, memleketin istiklalini diş mihraklara peşkeş çeken, istikbaline kastetmeyi göze alan, sonucuna da katlanacaktır. Her askeri darbe memleketi iflasa sürükledi, memleketi en az onlarca sene geriye götürdü. Cemaatin taşeron olarak sahaya sürüldüğü bu son girişim de memleketin 100 milyar dolardan fazla parasına maloldu. Faizler yüzde yüz arttı. Asker yapınca ihanet oluyordu, Cemaat yapınca da ayni ihanettir. Eğer Erdoğan, 7 Şubat darbe girişiminde olduğu gibi, 17 Aralık darbe girişiminde de hemen harekete geçmeseydi, hükümeti hükmedemez hale getireceklerdi.

CEMAAT BUNU NEDEN YAPIYOR?

Cemaat’in şuan parçası olduğu operasyonun, hem maddi olarak hem de manevi olarak memlekete zarar verdiği konusunda herkes hemfikir. Soru su: Cemaat bunu gönüllü olarak mı yapıyor, yerel ve global güçlerin baskısıyla mı yapıyor? Erdoğan’dan hazmetmediği ve hükümeti de kendisine rakip olarak gördüğü için, gönüllülük var tahminimce. 200’e yakin memlekette ticari ve eğitim alanlarında faal oldukları için, o memleketlerde hükmü geçen güçlerin baskısı da var diye tahmin ediyorum. Baskı bana göre güçlü bir ihtimal; asil bir baskı olmaması beni şaşırtır.

Cemaat’in eğitim konusunda yatırımı olan devletlerden biri ABD. ABD’de birkaç özel okulun yanında, 150 civarında devlet destekli okul, yani Charter (sözleşmeli) okulu var. Bu okullarda yaklaşık 45 bin civarında öğrenci okumakta. Bulundukları yerlerde başarısını ispatlamış okullar. Georgia Eyaleti’nde bizzat Mütevelli Heyeti’nde bulunduğum için müdür ve öğretmenlerin gece-gündüz demeden gayret gösterdiklerine bizzat şahit olmuşumdur. Okulların başarısı, orada çalışan öğretmenlerin fedakarlıklarına bağlı. Tabi dünyanın dört bir yanındaki okulların ve diğer müesseselerin varlığı, Cemaat’i güçlü gösteriyor. Her bir okul, o güce güç katıyor, haliyle. ABD’de bir Cemaat’e bağlı yüzün üzerinde okul olunca, ister istemez dikkatleri üzerine çekiyor. Bundan birkaç sene önce, New York Times, Bloomber, US News, CBS News ve benzeri ulusal bazda birkaç yayın yapıldı mesela. Yerel bazda daha çok yayın yapılmakta.

Bu yayınlardan bazısı Cemaati ve amacını öğrenmek, halka aktarmak için, bazısı ise baskı amaçlı yapılıyor şüphesiz. ABD devletinden çok, ABD’deki bazı karanlık odaklar okullara baskı yaparak Cemaat’i yönlendirmeye çalıştıklarını tahmin ediyorum. ABD devletinin okul üzerinden Cemaat’i yönlendirmesine ihtiyaç yok, isterse daha etkili yollardan bunu yapabilir, belki de yapıyordur, bilemiyorum.

ÇÜNKÜ BASKI VAR; İŞTE GÖSTERGESİ

Simdi vereceğim örnek, okullar üzerinden Gülen Cemaati üzerinde baskı olduğunu gösteriyor. Birkaç sene Mütevelli Heyeti’nde bulunduğum Atlanta’daki Fulton Science Academy charter (sözleşmeli) okulu baskı gören okullardan biriydi. Georgia Eyaleti çapında başarısından söz ettiren, eyaletten ödüller alan bir okuldu. 10 senelik sözleşme suresi bitince, Georgia Eyaleti’nin Fulton County (Fulton Idari Bolgesi), okulun sözleşmesini yenilemedi (20 Aralık 2011). Gerekçelerine bakıldığında, kararın siyasi olduğu çok acıktı. Hem okulda calisan hem de okulu taniyan arkadaslarla konustum. Fulton County Eğitim Sistemi’nden gelen görevlilerin okulda aylarca inceleme yaptıklarını, herşeyi didik didik ettiklerini söylediler. Hatta okul idaresi bu görevliye “her gün geliyorsunuz, bizim burada 500 civarında öğrencimiz var, rahat hizmet etmemize mani oluyorsunuz” dediğinde, görevli “bana ‘mutlaka bir şeyler bul’ dendi, ben de görevimi yapıyorum” demiş. Bu bilgi, okulun baskı altında olduğunu, baskının siyasi amaçlı olduğunu gösteriyor. Sözleşmenin yenilenmemesi oy birliği ile verilmesi, baskının ağırlığını gösteriyor. “Bu baskıları kim yapıyor?” diye sorduğumda, “Bize garazı olan malum insanlar” dediler. “Malum insanlardan kasıt İsrail Lobisi ile irtibatlı olan insanlar, Neoconlar.

Bilgi veren arkadaşların aktardığı bilgilerden en ilginci suydu: “pazarlık için Hocaefendi ile görüşmeye gitmişler ama Hocaefendi kabul etmemiş!” Ne konuda pazarlık yaptığını öğrenemedim, bu tur pazarlık konularını ancak F. Gülen’in yakin çevresi bilebilir. Pazarlık meseleleri alt tabakaya aktarılmaz. Bilgiyi aktaranlar “Hocaefendi kabul etmedi” deseler de, bana pek inandırıcı gelmedi. Fazla üstüne gitmedim tabi, ama bazı konularda anlaşmaya varıldığına dair kanaatim geldi. Cemaat’teki son birkaç senelik değişim, söylem ve eylemlerinin Neoconlarinkiyle paralellik arzetmesi, Erdoğan’ı ve AK Parti’yi devirme hususunda Cemaat ile Neoconlarin bir anlaşmaya vardıkları şüphesini kuvvetlendiriyor. Erdoğan konusunda Cemaat de Neoconlar da ayni fikre sahipler, ikisi de ondan hazetmiyor. İcraatlarından dolayı AK Parti iktidarını Neoconlar istemez, Cemaat ise hedefine varana kadar “binek” olarak kullanmak ister. AK Parti için Neoconlara itiraz edeceğini sanmıyorum. Ve karşımızda neredeyse Neoconlarla özdeşleşmiş bir Cemaat var artik. Öyle bir noktaya gelinmiş ki, Neoconlar nezle olsa, Cemaat hapşırıyor! Cemaat’in Neoconlarin güdümünde olması, hem memleketimizin istiklali hem de istikbaliyle yakından ilgilidir şüphesiz. Maalesef, Cemaat’in çıkarlarını memleketin çıkarlarının önünde tutan bir yapıdır bugün Cemaat. Dolayısıyla, Başbakan’ın aşırı tepkisi yerinde ve haklidir.

Örneğin CHP her olayda bir darbe tehdidinden söz ettiğini ve bunun bıkkınlık verdiğini söylüyor. Sizce bu bir darbe girişimi midir? Ve oluşturulan ‘Kendine güveniyorsan bırak yargı halletsin’ algısına uysa idi Erdoğan bugün hala Başbakan mıydı?

CHP DARBEDEN RAHATSIZ OLMAZ Kİ!

CHP’nin Türkiye’deki darbelerden ve darbecilerden rahatsız olduğuna şahit olan yoktur. Çok partili donemin ilk askeri darbesi olan 27 Mayıs darbesiyle darbeciler tarafından iktidar yapılmış bir partidir CHP. Onun için her zaman darbelerden ve darbecilerden medet umagelmistir. Bunda şaşılacak bir durum yok. CHP’nin darbe söylentilerinden bıkkınlık duyması, demokratlığından değil, darbenin artik imkansız olduğunu bilmesindendir. Kim bilir, belki CHP “darbe darbe deniyor ama hani, isimize yarayacak bir darbe olmuyor” diye sitem ediyordur.

Biraz önce de dediğim gibi 17 Aralık operasyonu kesinlikle bir darbe girişimidir. 7 Şubat’ta ve Gezi Kalkışması’nda becerilemeyen darbe girişimini tamamlama amaçlıdır. Yargının terazisi bozuksa, Erdoğan ve AK Parti’yi silmek için fırsat kollayan Cemaat’in tetikçiliğini yapıyorsa, böyle bir yargıya nasıl güveneceksiniz? Dolayısıyla Erdoğan ve AK Parti’nin bu yargıya güvenmemesi gayet normaldir, yerindedir. Eğer güvenseydi bugün Başbakan olamazdı bence; olsaydı bile muktedir olamazdı.

SORU: Bu noktada muhalefetin ve medyanın duruşuna nasıl baktığınızı da merak ediyorum.

CHP’nin durumu bellidir. Halk iradesinden umudunu kesen bir yapı, iktidarı darbe gibi gayri meşru ve gayri ahlaki zeminlerde arar. CHP ahlaki davransa, gayri ahlaki olan darbe girişimine karşı çıkardı. Eskiden darbeci askerleri alkışlardı, bugün de darbeci Cemaat’i alkışlıyor. Medyanın durumu farklı. 28 Şubat’a göre homojen değil; her turlu darbelere karşı çıkan medya güçlü durumda simdi. Medyanın darbelerdeki rolü malumdur; kamuoyunu darbeye hazırlamak. Darbe karşıtı medyanın varlığından dolayı, çok şükür, bugün bu görevi yeterince yapamıyor. Toplumu maniple edemiyorlar, darbeye rahat zemin hazırlayamıyorlar; entrikaları ve kirli oyunları birkaç saat içinde ortaya çıkıyor. Cemaat medyasının Sabah ve ATV aleyhindeki yayınları, muhalif medya oluşlarından dolayıdır. Bugünkü Cemaat Medyası, 28 Şubat’taki medyanın görevini yapıyor. Zaten, Erdoğan ve AK Parti Hükümeti’ne karşı 28 Şubat Medyası ile ayni cephede bulunuyor bugün.

Medya demişken Emre Uslu ve Önder Aytaç’ın köşe yazarı olaktan çok derin yapılarca eğitilmiş birer eleman olduğu sonucunun çıkarılabileceği görüşleriniz var. Ne diyorsunuz? Dönem dönem sivrilip dönem dönem geriye çekilmeleri bu bağlamda bir duruşun özeti midir?

ÖNDER AYTAÇ’IN ‘İYİ OLMAYAN ŞEYLER ÇIKAR’ SÖZÜ…

Önder Aytaç, Emre Uslu gibi zevat, Cemaat’in tetikçi kalemşör olarak kullandığı insanlar. Zaman zaman öne çıkıp, bazen geri plana çekilmeleri taktikseldir; Cemaat’ten gelen emirler doğrultusunda öyle yaptıklarını tahmin ediyorum. Önder Aytaç, daha çok MHP kasetleri konusunda dikkatimi çekmişti. Hatırlarsınız, 2011 genel secimler öncesi MHP milletvekili adaylarını hedef alan bir kirli kaset furyası oldu. Yaklaşık on aday istifa etmek zorunda kaldı. Bu operasyonda kullanılan “Farklı Ülkücüler” isimli karanlık yapı/kişiler, görünüşte “temiz MHP istiyoruz” söylemiyle hareket etseler de, asil hedefleri Devlet Bahçeli’yi devirmekti. Yazdıklarına bakıldığında, kasetleri olan MHP’lilerden çok Bahçeli’nin istifasını istiyorlardı. Oysa Bahçeli’nin kaseti yoktu. Kasetlerle MHP’yi ele geçirmeye çalışıyorlardı, bunun yolu da Bahçeli’nin istifasından geçiyordu. Bahçeli oyuna gelmeyerek oyunu bozdu. Kimdi bu “Farklı Ülkücüler”? Ben de bir ara merak edip bir internet araması yaptım. Önder Aytaç’ın yazılarına rastladım. Önder Aytaç’ı daha önce hiç tanımazdım. “Farklı Ülkücüler” adli yapının söylemiyle Aytaç’ın söylemi arasında çok benzerlik/paralellik olduğunu gördüm. Farklı Ülkücüler Çetesi, istifa etmesi için Devlet Bahçeli’ye 18 Mayis 2011 gününe kadar sure vermişlerdi. İlginçtir, Farklı Ülkücüler Çetesi’nin adeta sözcülüğünü yapan Önder Aytaç, 18 Mayıs 2011 günü tam iki adet makale yazdı (medyafaresi sitesinde); ikisi de MHP kasetleri ile ilgiliydi ve ikisinde de Devlet Bahçeli’yi istifaya davet ediyordu. Akil ve mantığın zorlandığı noktalardan biri, kasetlerle alakası olmayan Bahçeli’nin neden istifaya davet edildiği; ikincisi, Polis Akademisi’nde çalışan bir öğretim görevlisinin neden bir siyasi parti liderini istifaya davet ettiğidir… İnternette araştırma yaparken, söz konusu kirli kasetler internete sızdırılmadan yaklaşık on ay önce Önder Aytaç’ın, CNN Türk’te Deniz Bölükbaşı’na hitaben “Google’a girersem sizin geçmişinizle ilgili hiç iyi olmayan şeyler çıkar” demesi dikkatimi çekmişti. Kaset kurbanlarından biri de Bölükbaşı’ydı. Bölükbaşı yazdığı kitapta ve başkaları, kirli kasetler konusunda Önder Aytaç’ı işaret ettikleri halde, alakasız bağlantılarla ilgisiz insanları mahkeme koridorlarında süründüren Özel Yetkili Mahkeme savcıları nedense Önder Aytaç’ın ifadesine başvurma ihtiyacı bile duymadılar. Önder Aytaç, Cemaat’in güdümündeki bir insan, hatta Cemaat’in Emniyet İmamı’yla bağlantılı biri. MHP kasetleri konusunda Aytaç’ın ifadesi alınırsa, önemli bilgilere ulaşılabilir diye tahmin ediyorum. MHP kasetleri, Önder Aytaç’ın ilk tecrübesi değil. Daha önce, geçenlerde vefat eden Bediuzzaman Hazretleri’nin talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey ve üç AK Parti milletvekilini hedef alan ve Sari Levent’in ürettiği malzemeyi Hürriyet gazetesine sızdırmıştı. Hedef alınan uc milletvekillerinden biri, muhtemelen bu malzemeden dolayi istifa etmişti. Aytaç’ın rahmetli Sungur Ağabey’i neden hedef aldığını tam anlayabilmiş değilim, Levent Ersoz’un direktifiyle yapmis olabilir. Diğer bir ihtimal, rahmetli Sungur Agabey, Gülen Cemaati’nin Risale-i Nur’u sadeleştirme operasyonuna şiddetle karşıydı. Belki susturulmaya çalışılıyordu, bilemiyorum. 17 Aralık darbe girişiminde tutuklanan Rıza Sarraf’ı Metris Cezaevinde ziyaret edip “Bu işleri hükümetin bilgisi dahilinde yaptım der, seni serbest bıraktırıp evine gönderelim” diyen avukat Halil İbrahim Koca’nın ismi de MHP kasetleriyle ismi geçmişti. Koca, Önder Aytaç’ın yakin dostlarından biridir. Nereden bakılırsa bakılsın, MHP kasetleriyle Önder Aytaç’ın yakin bir iliksisi var. Önder Aytaç’ın da kendi basina hareket ettiğine ihtimal vermiyorum; bir şekilde Cemaat’le bir ilişkisi var. İlişkiler ağını çözmek için, Önder Aytaç’ın mutlaka bir savcı tarafından sorguya çekilmesi gerektiğine inanıyorum. Aytaç konuşursa, sadece MHP kasetleri konusunda değil, bütün şantaj malzemeleri konusunda önemli bilgiler ele geçecek diye tahmin ediyorum. Önder Aytaç’ın MHP kasetleriyle ilgili 2012’de makale yazdığımda, Aytaç iddiaları inkar etmek yerine, şahsımı hedef almayı tercih etmişti. Bunu, suçluluk psikolojisine bağlamıştım. Savcıların gerçeği ortaya çıkarabilirler.

EMRE USLU’YU ORAYA YERLEŞTİREN KİŞİ!

Emre Uslu’ya gelince. Uslu’yla tanışıklığımız birkaç sene öncesine rastlar. Nasname sitesinde yazdığımdan dolayı, 2010 Eylül’ünde attığı bir e-mail ile benden yardım istemişti. Jamestown Vakfı için Bahoz Erdal’ın biyografisini yazmakta olduğunu, onunla ilgili bilgisi olan birilerini tanıyıp tanımadığımı soruyordu. “Nasname çevresinde onu tanıyanlar olabilir diye düşündüğüm için size yazma ihtiyacı duydum. Temelde Bahoz Erdal kimdir, ne zaman nerede doğmuştu, PKK’ye ne zaman katılmıştır, neler yapmıştı gibi konularda bilgilere ihtiyacım var” demişti. Ben de Uslu’yu, Bahoz Erdal’ı tanıyan birkaç kişiye yönlendirmiştim. Daha sonra ABD’nin Florida Eyaleti’ndeki bir üniversiteye geçici görevlendirme ile geldiğinde bir veya iki defa telefonda konuştuk. Taraf’ta yazarken yazılarını ilgiyle takip eder, birçoğunu yazdığım makalelerimde referans gösterirdim. Belirli bir donemden sonra Erdoğan ve Hükümet’e karşı dönmeye başladı. Daha önce derin analizler yazan Emre Uslu gittikçe hırçınlaşıyor, yazdıkları yavanlaşıyordu. Bu da beni meraklandırıyordu haliyle. Bir insan durup dururken böyle ani dönüşüme uğrayamazdı. Yönlendirilmiş olduğunu tahmin ettim. Daha sonra onun üzerinde düşünmeye ve araştırmaya başladım. İnternetten topladığım ve bana gelen bilgilerden “Çok bilen Emre Uslu’yu biraz bilelim” başlıklı bir makale yazdım. Topladığım bilgilere göre Emre Uslu, 2005’lerde Utah’da doktora yaparken, ayni zamanda Neoconlara ait olan Washington Institute for Near East Policy (WINEP) için Türkiye’deki meseleler hakkında analizler yazıyormuş. Makalelerin İngilizcesi’ni CIA ile irtibatı biri elden geçiriyormuş. ABD’de birçok düşünce kurulusu varken E. Uslu, birçok insana göre “en acımasız Müslüman düşmanı” ve “ABD’deki en önemli Siyonist propaganda aracı” olan WINEP için çalışması ilginç bir durumdur. WINEP, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin önayak olmasıyla 1985’te kurulmuş bir yapı. Refah-Yol Hükümeti’nin yıkılmasında önayak olmuş bir düşünce kurulusu. İddialara göre Uslu’yu WINEP’ye yerleştiren kişi Refah-Yol’un yıkılması için düğmeye basan Alan Makovsky’dir. İlginçtir, Refah-Yol’un küllerinden meydana gelen AK Parti hükümetini yıkmaya çalışan Emre Uslu bir WINEP yetişmesidir. Uslu’nun WINEP’deki akil hocasi “yerli Neocon” olarak bilinen Soner Cagaptay’dir. Uslu, WINEP’den sonra Jamestown Vakfi’na geçti. Jamestown da bir Neocon yapısıdır. Dick Cheney ve Donald Rumsfeld gibi bazı Neoconlar bu vakfın farklı dönemlerinde hizmet etmişlerdir. Uslu’nun Jamestown’a girişini sağlayan ise, Ergenekon Terör Örgütü’nün fahri avukatı Gareth Jenkins’tir. AK Parti Milletvekili Şamil Tayyar’ın su hatırası ilginçtir: “Birkaç yıl önce ‘Ergenekon avukatı Gareth Jenkins İngiliz Ajanı mi?’ diye sorduğumda, Emre Uslu beni arayıp ‘ona dokunma, iyi adamdir’ dedi”. Uslu uzun sure “uçağa binemez” raporlarıyla ABD’de kaldı. Yanılmıyorsam, Beşir Atalay’ın İçişleri Bakanı olduğu donemde Türkiye’ye dönmeye zorlandı (Uslu’daki Atalay takıntısının bir sebebi bu olmalı). ABD’de hep Neoconlarin kuruluşlarında çalışan Emre Uslu, Türkiye’ye dönerken, mevcut yüzün üzerindeki üniversiteler arasında Ergenekon kaçkını Bedrettin Dalan’ın üniversitesine yerleşti(rildi). Neoconlar malumumuz, imkan bulsalar Erdoğan’ı bir kaşık suda boğar, hükümetini darmadağın ederler. Uslu’nun Erdoğan ve Hükümet takıntısına baktığımda, onun Neoconlar tarafından yönlendirildiğini görüyorum. “Ben Cemaatçi değilim” dese de, Polis Akademisi’nde Önder Aytaç ve diğer Cemaatçi ekip tarafından devşirilmiş Cemaatçi biridir.

SORU: Bu şekilde çalışan gazetecilerin sayısı Top Sakal çetesi olarak adlandırılan 2-3 kişilik grupla sınırlı mı?

İŞ TOP SAKAL ÇETESİYLE BİTMİYOR

Cemaat içindeki Operasyonel Ekip, “Top Sakal Çetesi” olarak adlandırılan birkaç kişiden ibaret değildir. Cemaat içinde güçlü bir ekip var, özellikle medyada güçlüler. Aytaç ve Uslu gibi kişiler, bu ekibin perde önündeki elemanıdırlar. Söz konusu ekip, devlet içindeki Cemaatçi bürokratlardan topladığı bilgileri kıvamına sokarak Emre Uslu, Önder Aytaç, Mehmet Baransu gibi zevatla paylasirlar. Hatta, bazen makaleleri kendileri yazıp bunlara teslim ettiklerini tahmin ediyorum. Eskiden, Cemaat içindeki bu muhteris Operasyonel Ekip’in F. Gülen’den bağımsız hareket ettiğine inanırdım, samimi olarak.

Karanlık ve kirli bir yapı. Sadece başkaları hakkında malzeme toplamıyorlar, birbirleri hakkında da malzeme topluyorlar. Mesela, Önder Aytaç, 14 Ağustos 2012’de attığı bir tweet’te Ekrem Dumanlı’ya şu ifadelerle şantaj yaptı: “Senin hakkında elimizde 20 tane mail var, ellimde tutuyorum.” Daha önceleri makul yazan Dumanlı’nin bu şantajdan sonra tipki Uslu ve Aytaç gibi şahinleşmesi dikkat çekicidir. Bu “birbirini fişleme” alt tabaka ile sinirli degil; Cemaat’te uzun sure kalan, bir donem F. Gülen’in en yakınlarda bulunan Latif Erdoğan’ın “Fethullah Gülen beni dinletti” ifadesi, fişleme isinin en tepelerde de meşhur olduğunu gösterir.

Hür Haber okurları köşe yazılarınızla buluşacak. Biz de hayırlı olsun diyelim. Onlara bundan sonrası için bir spot vermek ister misiniz?

Hur Haber okurlarıyla elimden geldiğince buluşmak benim açımdan güzel bir şey. Yazmayı seviyorum. 1994’lerin sonundan beri amatör yazarlık yapıyorum. İnternetin yeni yeni olduğu o dönemlerde, daha sonra Ergenekon’dan tutuklanan Ümit Sayın gibilere karşı yazardım. Tartışırdık. Ergenekoncu olduklarını daha sonra öğrendim elbet. Geçmişten günümüze ışık tutan olaylara eğilmek istiyorum. Özellikle, Derin Devlet’in işlediğine inandığım Sabancı Cinayeti’ni mutlaka yazacağım, hatta ilk yazım, önemli bir gelişme olmazsa, Sabancı Cinayeti ile ilgili olacak. Hrant Dink Cinayeti gibi diğer tüm cinayetlerle birlikte Sabancı Cinayeti’nin mutlaka çözülmesi gerekiyor. Bu Cinayet ile Derin Devlet birçok mesaj verdi. Birinci mesajı, Kurd Sorunu’nun demokratik yollarla çözülmesini dillendiren Sakıp Sabancı ve onun gibi düşünenlere. Sakıp Sabancı, Diyarbakir’da “Kurd Sorunu çözülsün, gelip burada yatırım yapmak istiyorum” dedikten yaklaşık 3 ay sonra kardeşi Özdemir Sabancı katledildi. İkinci mesaj, yabancı yatırımı engellemek. Özdemir Sabancı’nın hedefi Japonya’dan milyarlarca dolarlık sermayeyi Türkiye’ye çekmek idi. Üçüncü hedefi, otomotiv sektörüyle ilgilidir. Özdemir Sabancı, Sabancılar’ın otomotiv sektörünün beyniydi. Onun öldürülmesinden sonra otomotiv sektörü bir elde kaldı adeta. Dördüncü hedef, uyuşturucu ticaretini engelleyenlerdi. Anlaşmaya göre Sabancı’lara ait kireç fabrikalarında imha edilmesi gereken uyuşturucunun imha edilmeyip Avrupa’ya gönderildiği Özdemir Sabancı’nın dikkatine sunulmuş; o da buna engel olmak istediği için ortadan kaldırıldı. Sabancı Cinayeti’nde bütün işaretler Derin Devlet’i gösteriyor. Bu cinayetin çözülmesi, Derin Devlet’i ve devlet içindeki uzantılarını da çözecektir.
Bu Haber 6135 kere okunmuştur.
  • cevdet akbay, cemaat, 17 aralık, ecevit, barış,
  •     DİĞER HÜR SORU HÜR CEVAP HABERLERİ
      1     2     3     4     5     6     7     8     9     10  
    Davutoğlu'nun yeni kabinesinin başarılı olacağına inanıyor musunuz?
    DOLAR
    2.15
    EURO
    2.84
    BİST
    63.54
    ALTIN
    89,25
    Hava Durumu
    ISTANBUL   29 / 23
    İlginç Bilgiler Haberleri
    Hür Soru Hür Cevap Haberleri
    Acil kayıp aranıyor Haberleri
    Sevimli Patiler Haberleri
    HürYaşam Haberleri
    Astroloji Haberleri
    Yerel Haber Haberleri
    English News Haberleri
    Ramazan Haberleri
    Siyaset Haberleri
    Spor Haberleri
    Dünya Haberleri
    Medya Haberleri
    Ekonomi Haberleri
    Oyun Haberleri
    Sosyal medya Haberleri
    Magazin Haberleri
    Avrupa Birliği Haberleri
    Sağlık Haberleri
    Belediyeler Haberleri
    Anasayfa
    Künye
    İletişim
    Reklam
    Facebook
    Twitter
    Sitene Ekle
    Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.