Hür Haber - Türkiye Haberleri

Hür Haber - Türkiye Haberleri

Hür Haber sitesinde son haberler , Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, siyaset, magazin ve spor dünyasından analiz ve özel gazete metinlerine ulaşabilirsiniz

SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
Hür Haber - Türkiye Haberleri ANASAYFAGÜNDEMSPORDÜNYAÖZEL HABERTEKNOLOJİSOSYAL MEDYAEKONOMİEĞİTİMOYUNMAGAZİN

Ramazan Tamer

Anadolu'yu Sırbistan'da yaşamak

İçinizden geçecek belki Anadolu sadece bu topraklardadır diye. Ama iyi bilin ki Anadolu sadece bir toprak parçası değil ama aynı zamanda medeniyetin beşiği olabilecek kadar her tür inançtan insanın yaşadığı ve dünyaya insan olmayı öğrettiği medeniyetin adıdır aynı zamanda.

Batının tüm karanlık dönemlerine inat doğuda Anadolu ve Müslüman coğrafya olarak nitelendirilebilecek topraklarda İslam'ın getirdiği bir medeniyet halinin yaşandığını unutmamak gerekir.

Bugünlerde sömürdüğü şu veya bu ülkelerden elde ettiği para ve güçle herkese medeniyet satmaya çalışanlar dün ne halde olduklarını unutmuşlardır.

Batının bir şekilde yanında olmak adına batının çıkarlarına ve planlarına uygun olarak sahada bazı Müslümanlara eziyet edenlerin bulunduğu coğrafyalarda Müslümanların inançlarından vazgeçmeyişleri bugün bütün dünya Müslümanların için yeni birer umut ışığı olmalarını temin etmiştir.

Sırbistan'da bir yolculuğumuzdan bahsetmiş ve bize Müslüman olmanın ayrıcalığını yaşatan bir cami imamından bahsetmiştim.

Bizi ilk dakikada kahvaltıya davet edecek kadar yaptığından emin olan misafirperver bir Arnavut hoca.

İlk başta daveti kabul eden biz, sonrasında nereye gittiğimizi görünce sanki geçmişe dönmüş ve çocukluğumuzda misafire gösterilen ilgiyi ve saygıyı yeniden hatırlamıştık.

Davet edildiğimiz evin alt katı misafir odasıydı ve sanki çocukluğumuzda olduğu gibi düzayak sadece misafire uygun halde hazırlanmış yerde el dokuması halılar vardı. Kıtık yastıklar ve üzeri kanaviçe ile güzelce desenlerle bezenmiş, uçları da dantel örgü ile süslenerek misafire hazır hale getirilmiş yer minderleri i dört bir tarafı çevrelemiş, pencerelerinde elde yapıldığı belli olan dantelli perdeler.

Yaşlı hocanın bu mütevazı hali aslında bizi gâvur topraklarında hem şaşırtmış hem de bir yönüyle ölmeyen medeniyeti devam ettirdiği için imrendirmişti.

Biraz vakit ilerleyince içeriye omuzunda bir havlu ve elinde leğen-ibrik ikilisiyle bir genç adam girivermişti.

Adamcağıza baktığımda biz yaşlarda olduğu sakalında ki az sayıda ak düşmesinden belliydi.

Adamcağız ılık su ile elimizi kahvaltı yapmadan çalkalamamız için leğeni uzattığında yanımdaki arkadaşıma utandığımı, hiç olmazsa birbirimize su dökerek ellerimizi yıkama hareketiyle utancımızı kapatmamız gerektiğini söyledim. Arkadaşım ibriği kaptığı zaman ev sahibi de şaşırmıştı aslında olana.

Evet çocukluğumda dedeme ve babama elini yıkaması için nasıl hizmet ettiğimiz akılıma gelmişti ve bize dedemizin adetini bu adamlar yeniden hatırlattığı için ayrıca teşekkür etmeliyiz demiştim.

Adamcağızın şaşkınlığı sürerken yaşlı Arnavut hocaya bunun kim olduğunu sordum. Bu şahsın oğlu olduğunu ve yakında ki bir şehrin müftüsü olduğunu söyleyince, şaşkınlığım ve saygım bir kat daha artmış oldu.

Çok güzel bir kahvaltıdan sonra nerden gelip nereye gittiğimizi soran hocaya Arapça derdimizi anlatırken, nereli olduğumuz ve ne iş yaptığımız da eklenmişti.

Biraz sonra Türkiye'de Müslüman çok az kalmış dediler, öylemi? Sorusuna biraz da savunma tavrıyla bunun böyle olmadığını anlattım.

Kendi dedesinin Osmanlı medreselerinde okumuş ve sonrasında bir müderris olarak görev yaptığını ifade etti. Osmanlıdan sonra Müslüman sayısının çok aza indiğini söylemesi savunma halimizi daha dikkatlice götürmeye sebep oldu. Dedesinin Osmanlıca ilmihal kitabını bize getirdiğinde okumaya başlamamız onu gerçekten mutlu etmiş ve sanki yeniden bir umutla gözlerinin içinin gülmesine sebep olmuştu.

Bir yandan savunma hali diğer yandan bir miktar Osmanlı mirasına sahip çıkamayan bu insanlarımızı haklı görmekten başka bir çaremiz yoktu. Evlat geç kaldınız demesi hala bizi sıkıntıya sokan ve kulaklarımızda çınlayan söz olarak akıllarımıza nakşedildi.

Evet; dedemizin mirasına bırakın sahip çıkmayı, haberdar olmakta bile gecikmiştik. Bu yazıyı okuyup iç geçirenlerin kalkıp hiç olmazsa kalıntılarını ziyaret edebilecekleri eserlerin olduğunu düşünmeleri gerekir.

Her gittiğimiz yerde terk edilmiş ve ilgisiz kalınmış eserleri görmek nasıl içimizi acıtıyor keşke bilseydiniz. Bu halin galiba tarifi mümkün değildir.

Kahvaltı ve sohbet sonrası Arnavut hoca ile camiye geçtiğimizde bir kere daha gönlün bizden geçmediğini ve vefalı olduklarını gördüğümüz caminin kıble kısmındaki koskocaman tüm duvarı kaplayan elle çizilmiş Sultanahmet camisinin resmi onların vefasını ama bizim vefasızlığımızı bize dile gelen duvarlarla ifade edivermişti.

Kendi yurdumuzdan nasıl ayrılıp gittiğimizde içimizde bir sızı olursa işte bu Arnavut köyünden ayrılırken de dualarla ve yeniden buluşma temennileriyle ayrılmıştık.

Ayrılırken yanımızda bulunan bir kahve ile vefasızlığımız unutturmaya çalışırcasına dostlarımıza takdim edip Türkiye'ye doğru yola çıkmıştık.

Vefa; bazıları için bir semt ve başkaca hatırlattığı yiyecek içecek değildi.

Vefa aslına dönme mücadelesi veren toplumların, misyonlarını yeniden hatırlayarak geçmişine sahip çıkıp, geleceğe umutla ve yeni hedeflerle gidebilmekti.

  YORUM YAP / YORUM OKU
RAMAZAN TAMER DİĞER YAZILARI
Yazarlar Foto Galeri Video Galeri Günün Haberleri

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | KÜNYE | REKLAM | RSS
Hurhaber.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hür Haber sorumlu tutulamaz.




Gündem Spor Dünya Özel Haber Teknoloji Sosyal Medya Ekonomi Eğitim Oyun Magazin Yaşam 3.Sayfa Astroloji Sağlık Medya Analiz Kadın Ramazan Kültür Sanat Ajans Dizi Sinema English